Signor Bayramlı Mehemmed :BİR MELEK VARDI

Signor Bayramlı Mehemmed

“Kalabalık. Burası çok kalabalık. İnsanın ruhu sağır olur burada. Kaçmalıyım.” diye boş odada kendi kendine konuşuyordu Münevver. Gözünün üzerini örten ve git gide canını sıkmaya başlayan saçını bir kenara attı. Koşar adımlarla odadan ayrıldı. Dışarıda durmaksızın yağan sonbahar yağmuru vardı. Münevver arkasına bakmadan kaçıyordu. Korktuğu şeylerden kaçıyordu. Boş odadaki kalabalıktan kaçıyordu. Kafasındaki düşüncelerden kaçıyordu. Ne kadar uzağa kaçarsa kaçsın kurtulamayacağını bilmesine rağmen kaçıyordu. Yalın ayak sararmış yapraklara basarak. Ayağına takılan ağaç dalları ayağını kanatsa da kaçıyordu. Ya da kaçtığını sanıyordu. Bilmiyordu. Karanlık bir sokağa vardığında durdu. Şimdiye kadar geçtiği tüm sokaklar onun için karanlıktı. Bu sokaksa onun için ışıklarla çevreli bir noel ağacı gibiydi. Münevver bir köşeye çekildi ve oturdu. Sokağa sinmiş yağmur kokusu sakinleşmesine neden olmuştu. Karşısındaki çöp bidonuna bakıyor ve yağmur dininceye kadar bu sokakta kalmayı düşünüyordu. Sokağa geldiği daha iki dakika olmadan ayak sesleri duymaya başladı. Korktuğu şey miydi bu? Onun için mi geliyorlardı? Hızla çarpan kalbinin sesi ayak seslerini bastırmıştı. Münevver onu bekleyen tehlikeden nasıl kurtulacağını düşünmeye başladı. Ama lanet olası kafası durmuştu. Bozuk saat gibiydi sanki. Ama bozuk saat bile günde iki kez doğruyu gösterirdi. Şimdi Münevver’e doğru zamanı beklemek kalıyordu. Peki nasıl bekleyecekti? Ayak sesleri gitgide yaklaşmaktaydı. Münevver artık düşünemez olmuştu. Gözlerini kapadı. Bunun çabucak olup bitmesi için Tanrı`ya yalvarıyordu. En son ne zaman yalvardığını hatırlamıyordu. Artık bunun nasıl yapıldığını da unutmuştu. Yalnızca ellerini birleştirerek “Lütfen kurtar, lütfen kurtar” diye tekrarlıyordu. “Tanrı” kelimesini söylemiyordu bile. “Tanrı” kelimesini söylemeyi değil, Tanrı`nın kendisini unutmuştu. Onun için yalnızca korkuları vardı. Onu her yerde takip eden, nefes aldırmayan korkuları. Ama yine de dua ediyordu. En azından etmeye çalışıyordu.

Ayak sesleri kesildiğinde Münevver ılık bir nefesin yüzüne vurduğunu hissetti. Ölümün nefesinin soğuk olduğunu duymuştu birisinden. Gerçi kimden duyduğunu hatırlamıyordu. Zaten pek bir önemi de yoktu şimdi. Önemli olan biraz sonra olacaklardı. Kalbine inecek bıçak darbesini veya ölmeden önce duyacağı silah sesini beklerken yüzünü şefkatle okşayan elin varlığını hissetmesi kafasını karıştırmıştı. Tehlike yoktu galiba. Ama yine de gözlerini açamıyordu. Yüzünü okşayan elin sahibinin kim olduğunu merak ediyor, ama yine de korkuyordu. Gözlerini açmama konusunda kararlıydı. Açmayacaktı. Ama duyduğu ses gözlerini açmasına neden oldu. Tanıdık yüzü görünce yüzünde aniden bir gülümseme belirdi. Dudaklarından istemsizce kelimeler döküldü:

“Seni seviyorum!”

Münevver gelen adama sıkıca sarıldı ve gözyaşları adamın yağmurluğunu ıslatırken dedi:

“Çok korktum. Yine onlar geldi sandım. Beni nasıl buldun? Ben…ben…seni…gördüğüme…” konuşmasını bitiremedi ve hıçkırıklara boğuldu. Adam sadece gülümsedi ve Münevver’in ıslak saçını okşamaya başladı. Münevver uzun süre ağladıktan sonra sakinleşti ve gözyaşlarını silerek adamın elinden tuttu. Adam gülümsemesini bozmadan sordu:

“İyi misin? Ne zamandır buradasın?”

Münevver titrek sesle:

“Pek te uzun bir süre değil”

“Uykusuz musun?”

“Evet”

“Durumun nasıl? Kabus görüyor musun?”

“Uyuyamıyorum ki kabus göreyim”

“Hafıza kaybı başladı mı?”

“Hep vardı”

“Gidelim mi?”

“Nereye?”

“Ruhumuzun dinleneceği bir yere. Seni bulamayacakları bir yere”

“Gidelim. Ama beni bırakmayacağına söz ver”

“SÖZ!!!”

Münevver’in elinden tutarak onu kaldırdı.

Münevver artık sakindi. Artık bir koruması vardı. Hiçbir tehlike beklemiyordu onu. Durmaksızın yağan yağmur artık dinmiş, sokaklara yağmurun ses kesilince bir sessizlik sinmişti. Hafif rüzgar esiyor, kızın yanaklarını okşuyordu. Münevver ve o adam kimsesiz sokaklardan geçerek deniz kıyısına geldiler. Kıyıda biraz dolaştıktan sonra gaz lambasının aydınlattığı bir barınağa girdiler. Adam gazetelerden bir yatak hazırladı. Yatağa uzandı ve Münevver’i de yanına çağırdı. İkisi de yatağa uzandıklarında adam konuşmaya başladı:

“Bir hikaye anlatsam dinler misin?”

“Anlat. Belki beni mahveden düşüncelerden kurtarırsın. Anlat hadi”

“Bir melek vardı. Herkese iyi davranan bir melek. İnsanlara yardım eden bir melek. Bir gün bu melek yine bir insana yardım ederken, onun mutlu olmadığını farkeder. Onu mutlu etmek için çok çaba sarfeder. Ama bir türlü beceremez. Sonunda onu neyin mutlu edeceğini bulur. En sevdiği şeyi bulur getirir. Üzerine yırtılmış bir şal örter ve yüzünü gizler. Adama getirdiği hediyeyi verince adam hayatında ilk kez mutlu olur. Ona bu iyiliği yapan kişiyi görmek ister. Melek kabul etmez. Adam çok ısrar eder. Melek adamı kıramaz ve kabul eder. Meleğin yüzünü görünce adam bu güzellik karşısında aklını kaybeder. Adamın delirdiğini gören melek ilk kez birisine kötülük ettiğini anlar ve o günden sonra insanlardan kaçmaya başlar. Vicdan azabı onu her gün biraz daha mahveder. Sonunda melek sonsuza dek devam edecek bir ateşe düşer. Ateş onu öldürmez, ama her gün acı verir. Her gün biraz daha yanar”

“Melek olmak zor olmalı”

“İnsan olmak daha zor. Sana verilenle yetinmek zor. Bir şey istemeden, haline acımadan yaşamak zor.”

Münevver hiçbir şey söyleyemedi. Zaten istemiyordu da. Susmak daha güzeldi…

***

Münevver gözlerini açtığında neler olduğunu anlamıyordu. Ne zaman uykuya daldığını da hatırlamıyordu. Ama her yeri saran ateşi gördüğünde çok korkmuştu. Pencereden esen rüzgar gaz lambasını devirmiş ve yangın çıkarmıştı. Münevver korkarak yanındaki adama seslendi:

“Kazuo. Kazuo her yer alev almış. Nasıl çıkacağız?”

“Korkma. Sakin ol.”

“Ama her yer alev alev yanıyor”

“Merak etme. Ben buradan rahatlıkla çıkacağım. Ama sen burada kalmak zorundasın.”

“Neden? Sen nasıl çıkacaksın?”

“Unuttun mu? Ben senin hayal ürününüm. Bana ateş işlemez. Ama sen burada kalmalısın. Sana yardım edemem ben. Sakın üzülme. Hikayeyi unutma. Melek ateşte yanıyordu. Sen de bir meleksin. Ateşte yanmazsan nasıl melek olursun? Bu ateş seni bana kavuşturacak. Benim yanımda kalacaksın hep. Cennette seni bekleyeceğim”

Kazuo ateşlerin arasında kaybolduğunda Münevver artık herşeyin bittiğini anladı. Bu artık yolun sonuydu. Alevler içinde bir melek yanıyordu bugün. Çığlıkları barınağı saran bir melek. Denizin kıyısında suya hasret bir melek. Dev bir dalga gelse bu yangını söndürseydi keşke. Ama deniz bugün çok sakindi. Kıyıya vuran dalgadan eser yoktu.

Barınak yanıp küle döndüğünde bir ışık belirdi. Münevver ışıkların arasından çıkarak kıyıda bekleyen Kazuo’ya yaklaştı. Artık Münevver tüm korkularından arınmıştı. Kazuo’yla beraber sonsuza dek yaşayabilirdi. Arkasına döndüğünde artık sönmek üzere olan ateşi gördü. Kim derdi ki bir ateş onu özgür kılacak ve onu melek yapacaktı. Kazuo’yla birlikte gittiklerinde son kez ardına baktı. Tanrı`nın var olup olmadığını bilmiyordu. Ama bir şeyden kesinlikle emindi: Bir melek vardı.

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir