
VARYASYON KALEMLER DERGİSİ RÖPORTAJ SORULARI
1.Eser sahibi kimdir? Sizi biraz daha yakından tanıyabilir miyiz?
Gülbün YİĞİT: Edebiyat bölümünden mezun oldum. Yaklaşık otuz yıldır Türkçe öğretmenliği yapıyorum. Çocukları çok seviyorum. Hayata yeniden gelsem öğretmenlik mesleğini seçerdim. Türkçe öğretmenliği yalnızca bir meslek değil, benim için bir yaşam biçimi ve tutku. Kitap ve şiir okumayı ve duygularımı yazmayı seviyorum.
2.Hayatınızın dönüm noktaları, yazarlığa yönelmenizde etkili olan olaylar nelerdi?
Hayatımdaki dönüm noktalarından ve yazarlığa yönelten etkenlerden en önemlisi, hiç şüphesiz dedemle olan anılarımdır. Kurtuluş Savaşı’nı görmüş, gururlu bir adamdı. Beni çok sever, eve misafir geldiğinde ilk iş olarak duvardaki takvim yaprağını bana okutur, ardından da herkese dönüp, “Ne kadar güzel okuyor, değil mi?” diye sorarak beni okumaya teşvik ederdi. Onun sayesinde kitap okuma alışkanlığım küçük yaşta temellendi. Çevremdeki en yakın arkadaşlarım da kitapları seven insanlardı ve bu ortam, zamanla içimdeki yazma tutkusunu besledi, geliştirdi.
3.Yazarlık serüveninizde kaleme aldığınız ilk eser mi? İlk eseriniz neydi?
Yazarlık serüvenimde kaleme aldığım ilk eser, ’12 Ay’ adlı çalışmamdı. Bu kitapta, Türkçemizin zenginliklerini, kültürel değerlerimizi, deyim ve atasözlerimizi, unutulmaya yüz tutmuş geleneksel oyunlarımızı işledim; dostluk, sevgi ve dayanışma gibi evrensel temaları, çocukluğumdaki anılarımla birleştirip anlatmaya çalıştım.”
4.Bu ilk adım size ne hissettirdi? Bu ilk adım bana ne hissettirdi?
Öğretmenler genellikle yazarlık yolunda öğrencilerini teşvik eder; benimse öğrencilerim beni teşvik ediyordu. Birikimimi belirli bir üslupla ifade edebildiğimi fark ettim. Sanki içimdeki cesareti bir türlü bulamıyormuşum gibiydi. Artık yazdıklarımı paylaşmaktan çekinmiyorum.
5.Eserlerinizde tekrar eden temalar ya da sizi yansıtan karakterler var mı?
Eserlerimde tekrar eden temalar ve beni yansıtan karakterler elbette var. En derin arzum, mutlu bir dünya yaratmak; çocukların hayatın yüzüne içtenlikle gülümseyebildiği, sevginin ve dostluğun soluk alıp verdiği bir dünya. İşte bu yüzden, sevgiyi, mutluluğu ve dostluğu yalnızca bir tema olarak değil, adeta eserlerimin ruhu, ana nefesi haline getirdim.
6.Kendinizi yazdığınız karakterlerde bulduğunuz olur mu?
Yazarken hep kendimden bir parça taşıyorum karakterlere. ’12 Ay’da bazen anneanne, bazen anne oldum; yaşadıklarım, farkında olmadan satırlara aktı. İçimdeki Gülbün, işte böyle can buldu yazdıklarımda. Kedim Firarda adlı eserde de yine anne rolünü üstlendim. Kedilerin anneannesi oldum”
7.Bugüne kadar yayımlanmış kitaplarınızdan kısaca bahseder misiniz?
12 Ay”: Öğrencilere Türkçenin inceliklerini, deyim ve atasözlerini öğretmeyi amaçlayan, aynı zamanda kültürümüzü ve komşuluk ilişkilerini hikâyeleri aktaran eğitici ve keyifli bir çalışma. Hikayelerin sürükleyici dünyası ile öğrenmeyi pekiştiren bir kitap.
Kedim Firarda” Muhallebi adında evden kaçan ve evine dönmek için umudunu yitirmeyen bir kedinin macerası anlatılıyor. Çocuklara merhamet, sorumluluk aidiyet gibi değerleri anlatan bir kitap.
8.Bu kitapların sizin için anlamı nedir?
Bu kitaplar benim için çok anlamlı. Yazdıklarım ile çocukların dünyasına giriyor, onlara doğru kitapları okuduklarını hissettiriyorum. Okurken mutlu olup eğlendiklerini, hatta gülümsediklerini görmek ise paha biçilemez bir duygu.
- Yazarken size ilham veren şey nedir?
Yazarken bana en çok ilham veren şey, yaşadığımı ve gördüğüm her şeyi, tıpkı bir mozaik gibi yeniden düzenlemek. Gerçek hayattaki bir anı, bir duyguyu ya da bir karakteri alır, onu hayal gücünün süzgecinden geçirir, yeniden şekillendirir ve bir hikayeye dönüştürürüm.
10.Bir fikri yazıya dönüştürmeye iten duygu ya da an nedir?
Bir fikri yazıya dönüştürmeye iten şey, Duygularımın seline kapıldığımda yazarım. Her satır, yüreğimin üzerindeki ağırlığı hafifleten bir nefes gibidir. Yengeç burcunun o sarmalayan, derin duygu okyanusunda, yazmak benim için hem sığınak hem de yolculuk… Duygularımı kâğıda aktardığımda, onları daha iyi anlar, bazen onlarla barışır, bazen de onları geride bırakarak rahatlarım.
- Bir yazar olarak üretim rutininiz nasıldır?
Üretim rutinim deniz gibidir: bazen durgun, bazen dalgalıdır.
- Belirli bir yazma saatiniz ya da ritüeliniz var mı?
Belirli bir yazma saatim ve rutinim yok. Bazen haftalarca yazmadığım olur. Sonra bir gün kalabalık bir ortamın ortasında, baş ucumda davul çalınsa bile, o sahneyi yazıya dökerim. Çünkü o an, artık sadece ben ve hikâye vardır; dünyanın geri kalanı önemsizleşir.
- Yazma sürecinde sizi en çok zorlayan şey neydi?
Aslında yazmak benim için kişisel bir terapi şekline dönüştüğünden, klasik anlamda zorlandığım bir an pek olmadı. Aksine, duygu ve düşünceleri kağıda dökmek, içsel bir rahatlama ve netlik sağladı.
- Hiç vazgeçme noktasına geldiğiniz oldu mu?
Hayır, vazgeçme noktasına gelemedim. Çünkü sevdiğiniz işi yaparken vazgeçmek seçenekler arasında yer almıyor. Bu belki de doğamla (fıtratımla) ilgili. Başladığım şeyi sonuna kadar götürme dürtüsü, tutkumla birleşince, ‘vazgeçmek’ kavramı kendiliğinden devre dışı kalıyor.
- Eserlerinizin ana fikirleri ya da vermek istediğiniz temel mesajlar nelerdir?
Kitaplarımın özünde yatan mesaj aslında çok basit ve köklü. İnsanları sevin. Bu bakış açısı, annemin bize her daim telkin ettiği, ‘Kızım, kimseyi kötülükle korkutmazsın’ düsturuyla şekillendi. O prensiple büyüdüm ve hayata hep iyilik ve sevgi penceresinden baktım. Doğal olarak, tüm eserlerimin temelinde de bu insanî ve merhametli duruş yatıyor. Anlatılarımın alt metninde, korkutarak değil, sevgiyle, anlayışla ve iyilikle dokunabilmenin derin gücünü hissettirmeyi umuyorum.
- Okuyucunun metnin sonunda zihninde neyle kalmasını istersiniz?
İdeal olarak, okurun zihninde üç şey kalmasını isterim: Yüzlerinde hissedilir bir tebessüm, umudun asla boşuna olmadığına dair içsel bir güven ve sevginin, sabırla yaklaşıldığında, açamayacağı kapı olmadığına dair derin bir kanaat. En nihayetinde, insan ruhunun iyimserliğini ve baş etme gücünü hatırlatan, sıcak ve umut dolu bir iz bırakmak niyetindeyim.”
- Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?
Çünkü bu kitap, gündelik koşuşturma içinde unuttuğumuz basit bir gerçeği hatırlatıyor: Mutluluk, sevgiyi görme biçimimizde saklı.
Her sayfası, hayata şefkat ve minnet penceresinden bakabilmeniz için size nazik bir davet.
Kısa, net ve yüreğinize dokunan bir rehber; sadece okumakla kalmayacak, hissetmeye başlayacaksınız.
- Sizi diğer yazarlardan ayıran şey ne olabilir?
Beni ayıran belki de şu olabilir: Ben başarı için değil, sevdiğim için yazıyorum. İçimden geldiği için, insanlara dokunabildiğimi hissettiğim için. Bu samimi bağ, kelimelerime de yansıyor; okurla yazar arasında görünmez bir kalp köprüsü kurmayı hedefliyorum.
- Son olarak, edebiyat yolculuğunda olan genç yazarlara veya yazar adaylarına ne söylemek istersiniz?
Genç yazar arkadaşlara şunu söylemek isterim:
Önce ruhunuza ve belleğinize iyi gelen her şeyi okuyun. Sonra da içinizden geldiği gibi, özgürce yazın. İlk taslaklarınız “saçma” gibi görünse de, yargılayıcı iç sesinizi susturup kaleminizi serbest bırakın. Yazmak, çoğu zaman kendimizi keşfetme yolculuğudur.
Bu yolda “mükemmel” değil, “samimi” olanın izini sürün.
- Yazmaya yeni başlayanlara bir tavsiye mektubu yazacak olsanız, ilk cümlesi ne olurdu?
Yazmak, duygularınızın suya çizilen bir resim gibi kağıda dokunuşudur; gelin, o ilk cümleyi korkusuzca yazın.

