(Mizah Öyküsü)
Hoca altmış yaşlarındaydı ama görünüşüne göre sağlıklı ve dinçti. “Sultan” dediği Sultan ise Hoca’ya göre yaşlı, çile çekmiş ve çökmüştü. Bağ, bahçe, ev işi kolay değildi.
—Sultannn! diye haykırdı Hoca.
Hoca’nın bu seslenişini Sultan duymuştu ya duyumsamazlıktan geldi.
Hoca’nın ikinci kez seslenişi daha yüksek perdeden:
—Sultannn!
Karakaçan’ı tımarlayan Sultan:
—Karakaçan’ı hazırlıyorum, Karakaçan’ı, diye seslendi.
Hoca ahırın kapısına kadar yavaş adımlarla giderek:
—Karakaçan hazır mı?
—Hazır, hazır. Semeri kaldı.
Karakaçan’ı semerlediler, ahırdan çıkarttılar.
Hoca:
—Sultan, bana yardım et, dedi.
Sultan, Hoca’ya yardım ederek onu Karakaçan’a bindirdi.
—Hayırlı yolculuk, yolun açık olsun.
—Sağol.
Hoca eşeğin sırtında, besmelesiyle Akşehir yollarına koyulmuştu. Karakaçan kaldırımlardan tıkır tıkır yürüyordu. Nasıl olduysa bugün huysuzluğu yoktu.
Birden yolun üzerine sahipsiz bir köpek havlayarak çıktı ki Karakaçan birden huysuzlandı.
Hoca:
—Korkma Karakaçan’ım. Korkma, korkma, diyerek sakinleştirmeye çalışıyordu ya hayvan olduğu yerde kaldı. Ayaklarını da kastı ki yürümesi ne mümkün, adım atmıyordu.
Hoca Karakaçan’ın karnına ayaklarıyla dokunmasıyla hayvan birden öfkelenip Akşehir yollarında öyle bir koşmaya başladı ki tutabilene aşk olsun. Hoca’nın artık “Durrr! Çüşşş!” sesleri işe yaramıyordu. Hayvan duracağı yerde adeta hızlanıyordu. Hoca dizginlere sarılıyor, “Durrr! Çüşşş!” diyordu ama nafile.
Yoldan geçenler:
—Hoca, Hoca, eşek yarışlarına mı katılacaksın, bu ne sürat?
Hoca ne desin, Karakaçan’ın huysuzluğu tuttu. Bu huysuza söz geçiremiyorum, durduramıyorum mu?
—Namaza yetişeceğim, namaza. Onun için biraz hızlı gidiyorum.
Karakaçan Akşehir yollarında tozu dumana katarak, koşturmuyor adeta uçuyordu.
Neden sonra yoruldu ki İmaret Cami önünde duran Karakaçan bu kez de huysuzluğundan boşluğa çifteler savurmaya başladı. Cami cemaati Karakaçan’ın etrafını sarmış, tutmaya çalışırken kendilerini de çiftelere karşı savunuyorlardı.
Hoca ise Karakaçan’ın üzerinde bir yandan olanca gücüyle dizginlere sarılırken bir yandan da eyere tutunmaya çalışıyordu. Karakaçan işi iyiden iyiye azıtıp Hoca’yı üzerinden öyle bir attı ki Hoca havada iki takla atarak toprak yola düştü.
Karakaçan’ı tutmaya çalışan cami cemaati bu kez Hoca’nın etrafında toplandılar:
—Hocam, Hocam, iyisiniz ya?
Hoca söylenenleri duymuyordu ki birkaç dakika da olsa baygınlık geçirmişti. Çok şükür bir şeyi yoktu. Gözlerini açtı, kendisine gelir gibi oldu.
—Kavuğum, dedi, kavuğum nerede?
Kavuk kendisinden birkaç metre uzaktaydı, hemen alıp getirdiler. Hoca kavuğu başına geçirdikten sonra:
—Neden başımda toplandınız? Ne var?
Halk gülüşmeye başladı.
—Nasreddin Hoca eşekten düştü. Hoca eşekten düştü, diyerek alay ediyorlardı.
Nasreddin Hoca hiçbir şey olmamış gibi:
—Önemi yok. Düşmesem de zaten inecektim. Ardından da bu Karakaçan’ı satacağım ya, alan olur mu ki?
—Hocam, bu huysuz Karakaçan’ı kim ne yapsın?
—Torunlarım, ben zaten bu Karakaçan’ı neler çektiğimi göresiniz diye yanımda taşıyorum, amacım satmak değil ki zaten.
Halk Hoca’nın etrafında toplanıyor. Akşehirli genç bir torunu:
—Hocam, sizin Sivrihisarlı, Kayserili olduğunuzu söylüyorlar?
Hoca büyük bir kahkaha atarak:
—Söylerler… Söylerler. Hatta ve hatta Bulgaristanlı, Yunanistanlı olduğumu da söyleyenler var mı?
Bu sefer halktan gülme sesi geliyor.
—Evet Hocam, diyorlar.
Hoca:
—Söylerler torunlarım, söylerler. Dilin de kemiği yok ki. Bakın size söyleyeyim. Ben Akşehirliyim. Evim buradaydı. Türbem de bak burada, ayrıca ben sağlığımda buralardan da çok giderdim. Akşehirliyim. Sivrihisar’da, Eskişehir’de, Kayseri’de göl mü var?
Halk bir ağızdan:
—Eskişehir’de göl yok. Sivrihisar’da da göl yok.
Hoca gülerek:
—Yoksa Akşehir Gölü’nü benim sağlığımda oralara mı götürmüşler de ben göle maya mı çalmışım? Ayrıca size şunu da söyleyeyim, 16. yüzyıl yazma eserlerinden Taşlıcalı Yahya Bey’in “Gencine-i Raz”, Nev’i-zade Atai’nin “Sohbet-ül Ekbar”, Ehülhayr Rumi’nin “Saltuknamesi’nde”, Lamii’nin “Letaifi Lamii” isimli eserlerdeki bazı fıkraları da benim Akşehirli olduğumu gösterir. Yine Evliya Çelebi’nin Seyahatname adlı eserinden derlenen bilgilerin yer aldığı “Arşiv vesikalarına göre Nasreddin Hoca” adlı yazıdaki sözler de benim Akşehirli olduğumu göstermektedir. Ben Akşehirliyim, diyorum.
Halk gülüyor, Hoca gülüyor.
—Dilin kemiği yok, diyor. Dilin kemiği yok.
Ardından:
—Getirin benim şu huysuz Karakaçan’ı.
Birazdan Karakaçan’ı getiriyorlar. Hoca’yı evine göndermek üzere Karakaçan’a bindiriyorlar, bir yandan da:
—Hocam, aman dikkat et! diye uğurluyorlar.
Halktan Hoca’nın yaşıtlarından, muzip bir kişiliği olan Ahmet Efendi:
—Hoca, diyor, Hoca, senin karın çok geziyor.
Nasreddin Hoca Karakaçan’ın üzerinden:
—Yanlışın var, yanlışın var. Eğer senin dediğin gibi benim hatun çok gezseydi, arada sırada bizim eve de uğrardı, diyor.
Bir yandan da eşeğinin sırtında besmele çekip oturmuş, yavaş yavaş evinin yoluna koyulmuştu ki Akşehir halkı ardından bağırıyordu:
—Güle güle Hoca’m!
—Allah yolunu açık etsin Hoca’m!
—Git sağlıcakla!
Evine doğru yol alırken ardından gelen seslerin azaldığını duyuyordu.
