KIRILMADAN ÖNCE
Bir gece susarsa bütün şehir,
bir yıldız düşerse göğün yüzünden,
ben yine yürürüm kendi içimden,
korkmadan, yorulmadan,
dönmeden geri.
Çünkü ben acıyı tanıdım,
sessiz gecelerde büyüttüm sabrı.
Her yara bir iz bıraktı içimde,
her iz öğretti bana
yeniden başlamayı.
Bana “yapamazsın” dediler,
duymadım.
“Yolun uzun” dediler,
yürüdüm.
“Düşersin” dediler,
düştüm…
ama her düştüğüm yerde
bir umut yeşerttim.
Ben karanlıktan korkmadım,
karanlık benimle sınandı.
Gece üzerime yürüdü,
ben sabaha sarıldım.
Rüzgâr dallarımı kırdı,
ben köklerime tutundum.
Çünkü öğrendim;
insan bazen kaybetmez,
sadece yeniden doğmak için
bir süre susar.
Ben sustum,
ama içimde şiir konuştu.
Ben yoruldum,
ama umudum yorulmadı.
Ben düştüm,
ama hayalim diz çökmedi.
Şimdi geçmişe dönüp baktığımda
küçük bir çocuk görüyorum;
ellerinde yarım bir düş,
gözlerinde kocaman bir gökyüzü…
O çocuğa söz verdim:
Ne olursa olsun,
kendinden vazgeçmeyeceksin.
Bir gün kapılar kapanırsa
pencere açacaksın.
Bir gün ışık sönerse
kendi güneşini yakacaksın.
Çünkü hayat
en çok direnenleri hatırlar.
Ben alkış için yazmadım,
adım duyulsun diye de değil.
Bir gün bir yabancı
bir dizeye tutunursa,
bir cümlem ona umut olursa,
işte o gün
kalemim görevini tamamlamış olacak.
Ve eğer bir gün
bütün sesler susarsa,
şehirler unutursa adımı,
kitaplarım raflarda tozlanırsa bile
bir tek cümlem kalsın istiyorum:
“Ben bu hayata yenilmeye değil,
iz bırakmaya geldim.
