1- Eser sahibi kimdir? Sizi yakından tanıyabilir miyiz?
Ben Cevdet Erdemol. Pratisyen hekimim. Uzun yıllar hekimlik yaptıktan sonra emekli oldum. Yazıyla ve edebiyatla ilgim eskiden beri vardı ama yoğun olarak emeklilikten sonra yazmaya başladım. Bugüne kadar üç kitabım yayımlandı: Yürümek, Tavla ve Yarım Santim. Yazmak artık hayatımın vazgeçilmez bir parçası.
2- Yazarlığa adım atmanızdaki asıl kırılma noktası ne oldu?
Oldukça sıra dışı bir hayat yaşadım. Uzun yıllar ağır bir kas hastalığıyla mücadele ettim. Bu süreçte hem fiziksel hem de ruhsal olarak çok şey yaşadım. Yıllardır içimde “Bir gün bunları yazmalıyım,” düşüncesi vardı. Sanırım asıl kırılma noktası, yaşadıklarımın yalnızca benim hafızamda kalmasını istememem oldu. Böylece ilk kitabım Yürümek ortaya çıktı.
3- Sizi ilk kez kalemi elinize almaya iten özel bir an var mıydı?
Tek bir özel andan söz edemem. Yazma isteği bende uzun zamandır vardı. Fakat hayatımı anlattığım Yürümek yayımlandıktan sonra yazıyla aramda çok daha güçlü bir bağ oluştu. Bir kitabı bitirdikten sonra yazma isteğimin azalacağını sanıyordum; tam tersine, daha çok yazmak istedim. Bugün yazmak benim için bir uğraştan çok, vazgeçilmez bir tutku.
4- Çocukluğunuzdaki veya gençliğinizdeki okuma alışkanlıklarınızın bugünkü yazım dilinize ve üslubunuza nasıl bir etkisi oldu?
Çocukken çok okurdum. Kitaplar en iyi arkadaşlarım arasındaydı. O yıllarda edindiğim okuma alışkanlığının bugünkü yazı dilime büyük etkisi olduğunu düşünüyorum. Yazarken berrak, yalın ve anlaşılır bir dil kullanmayı seviyorum. Okurun cümlelerin içinde kaybolmasını değil, benimle birlikte yürümesini istiyorum. Bu nedenle samimi ve doğrudan bir anlatımı önemsiyorum.
5- Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz?
Aslında “Ben yazar olacağım,” diye verdiğim kesin bir karar olmadı. Yazdıkça yazmanın güzelliğini, insanın kendisini kelimelerle ifade etmesinin ne kadar özel bir şey olduğunu keşfettim. Bana göre yazmak biraz da terapidir. Sanatın diğer dalları gibi insanı rahatlatır, inceltir, kendi içine bakmasını sağlar. Kısacası yazmak şifadır. Ben de yazdıkça bunun hayatımda ne kadar önemli bir yer tuttuğunu fark ettim.
6- İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir, siz bu yolda nasıl bir yöntem izlediniz?
Kanımca iyi bir yazar olmanın başlıca yollarından biri çok okumaktır. Okumak yalnızca kelime dağarcığını geliştirmez; insana farklı anlatım biçimlerini, farklı hayatları ve dünyaları da gösterir. Bunun yanında güçlü bir gözlem yeteneğinin de önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü yazarlık biraz da herkesin baktığı yerde başkalarının göremediği ayrıntıları fark edebilmektir. Ben de okuyarak, gözlemleyerek ve sürekli yazarak kendimi geliştirmeye çalışıyorum.
7- Kaleme aldığınız ilk kitap nedir ve varsa diğer kitaplarınız nelerdir?
İlk kitabım, kendi yaşam öykümü anlattığım otobiyografik eserim Yürümek. İkinci kitabım Tavla adlı kısa romanım. Üçüncü ve şimdilik son kitabım ise Yarım Santim. Türleri ve hikâyeleri farklı olsa da üç kitabın ortak bir yanı olduğunu düşünüyorum: İnsanın karşısına çıkan güçlüklere rağmen yoluna devam etme çabası.
8- Kitaplarınızdaki konuları yazmaya yönlendiren en önemli etken ya da etkenler nelerdir?
Her şeyden önce yazmak hoşuma gidiyor. Kelimeleri kullanarak insanları, düşünceleri, davranışları; bir mekânı ya da doğayı resmetmek bana büyük bir haz veriyor. Yazarı biraz da kelimelerle resim yapan bir ressama benzetiyorum. Bazen bir insanı, bazen bir duyguyu, bazen de küçücük bir anı birkaç cümleyle görünür hâle getirebilmek… Bence yazmanın büyüleyici tarafı biraz da burada.
9- Hikâyeyi kurgularken karakterlerinizin kaderini önceden tamamen planlıyor musunuz, yoksa yazım sürecinde karakterlerin kendi yollarını çizdiği oluyor mu?
Karakterlerim daha çok yazım sürecinde ortaya çıkıyor. Başlangıçta elbette zihnimde belli bir çerçeve oluyor ama onları bütün ayrıntılarıyla önceden planlamıyorum. Yazdıkça karakterler büyüyor, kişilik kazanıyor, hatta bazen beni hiç düşünmediğim yerlere götürüyorlar. Bir bakıma kalem onları büyütüyor, besliyor. Yazmanın en heyecan verici yanlarından biri de bu sanırım: Bazen hikâyenin nereye gideceğini yazarın kendisi bile tam olarak bilmiyor.
10- Size ilham veren şeyler nelerdir?
En büyük ilham kaynağım hayatın kendisi. İnsanlar, yaşadıklarım, gözlemlediklerim, doğa, müzik ve bazen çok küçük bir ayrıntı bile yazma isteği uyandırabiliyor.
Elbette kendi yaşamımın da bunda büyük payı var. Otuz yılı aşkın süren ağır bir kas hastalığı yaşadım. Çok zor dönemlerden geçtim, çok acı çektim. Bu uzun mücadelenin iç dünyamı ve hayata bakışımı değiştirdiğini düşünüyorum. İnsanlara, acıya, umuda, başarıya ve başarısızlığa başka türlü bakmayı öğrendim. Bütün bunların yazdıklarıma yansımaması mümkün değil.
11- En çok hangi dönemlerde üretken oluyorsunuz ve yazma konusunda sizi en çok motive eden şey nedir?
Sabahları erken uyanırım. Zihnimin en berrak olduğu, kendimi yazmaya en yakın hissettiğim zaman sabah saatleridir. Bazen aklıma bir düşünce ya da tek bir cümle gelir; onun peşinden giderken yeni bir metin ortaya çıkar. Beni en çok motive eden şey ise başlangıçta yalnızca zihnimde olan bir düşüncenin, kelimeler aracılığıyla yavaş yavaş bir öyküye, denemeye ya da romana dönüşmesini görmek.
12- Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?
Okura “Kitabımı mutlaka okuyun,” demektense kitaplarımda ne bulabileceklerini anlatmayı tercih ederim.
Yarım Santim’de Burhan adlı genç bir insanın kendi bedeniyle, korkularıyla, ailesinin beklentileriyle ve çevresindeki insanlarla mücadelesini anlatıyorum. Burhan’ın müziğe tutunarak kendine bir yol açma çabası var. Küçücük bir fiziksel farklılığın ve bedenin insana koyduğu sınırların bir gencin dünyasında ne kadar büyük anlamlar kazanabileceğini görüyoruz.
Tavla’da Adil, bütün olumsuzluklara rağmen bir tavla turnuvasını kazanmaya çalışıyor. Yürümek ise çok daha kişisel; bana yıllarca cehennemi yaşatan bir kas hastalığına rağmen hayata tutunma, hekim olma ve yoluma devam etme hikâyem.
Üç kitabım da farklı hikâyeler anlatıyor ama sanırım okuru aynı soruyla baş başa bırakıyor: İnsan, hayat önüne engeller çıkardığında ne kadar direnebilir?
13- Kitap ya da kitaplarınızdaki ana fikirler ve vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?
Hayatın güçlüklerine direnmek, yılmamak ve vazgeçmemek yazdıklarımda sık sık karşıma çıkan temalar. Bunda kendi yaşamımın da büyük etkisi olduğunu düşünüyorum.
Fakat edebiyatta okura doğrudan mesaj vermekten çok, hikâyeyi anlatmayı tercih ediyorum. Kahramanlarımı güçlüklerin içine bırakıyorum; onların ne yapacağını, nasıl değişeceğini gösteriyorum. Son sözü ise okura bırakmak istiyorum. Çünkü bana göre iyi bir edebî eser, “Böyle düşünmelisin,” demekten çok, insanı düşündürmelidir.
14- Yazar olmanın ve yazmanın sizin için zor yanları nelerdir, bunlarla nasıl başa çıktınız?
Benim için yazmak işin en güzel tarafı. Asıl güçlük çoğu zaman yazdıktan sonra başlıyor. Henüz adı geniş kitlelerce bilinmeyen bir yazarsanız, dosyanızı yayımlatmak ve ardından kitabınızı okura ulaştırmak kolay değil. Büyük yayınevlerinin yayın programları oldukça yoğun; yeni bir yazar olarak o kapıdan girebilmek zaman ve sabır istiyor.
Bazen uzun süre emek verdiğiniz bir kitabın yayımlanabilmesi için maddi yükü de üstlenmeniz gerekiyor. Kitap basıldıktan sonra ise bu kez görünürlük ve dağıtım sorunlarıyla karşılaşıyorsunuz. Türkiye’de kitap okuma alışkanlığının arzu ettiğimiz düzeyde olmaması da bu süreci zorlaştırıyor.
Bütün bunlar zaman zaman yorucu olsa da beni yazmaktan uzaklaştırmıyor. Çünkü bir noktadan sonra şunu anlıyorsunuz: Yazarın kontrol edebileceği en önemli şey, kalemini bırakmamak.
15- Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda bu durumun üstesinden nasıl geliyorsunuz?
Okuyorum, biraz dinleniyorum ve bazen de iyi olup olmadığını düşünmeden yazmaya başlıyorum. İyi ya da kötü, önce bir şeyler yazmak gerektiğine inanıyorum. Çünkü daha ilk cümlede kusursuzluğu aramak insanın kalemini kilitleyebiliyor.
Önce yazıyorum, sonra dönüp bakıyorum. Gereksiz olanı çıkarıyor, eksik olanı tamamlıyorum. Bazen başlangıçta pek beğenmediğim birkaç cümlenin beni hiç düşünmediğim güzel bir yere götürdüğü de oluyor. Yazmanın biraz da böyle bir keşif olduğunu düşünüyorum.
16- Kitaplarınızı kitlelere ulaştırmak, kendinizi tanıtmak ve düşüncelerinizi insanlara anlatmak için ne gibi organizasyonlar yapıyorsunuz?
Sosyal medyanın olanaklarından yararlanmaya çalışıyorum. Facebook, Instagram ve WhatsApp üzerinden kitaplarımı ve yazılarımı paylaşıyorum. Bunun yanında imza günlerini, röportajları ve okurla doğrudan buluşabileceğim etkinlikleri önemsiyorum.
Yazarlığa başladıktan sonra şunu da öğrendim: Bir kitabı yazmak başka, onu okura ulaştırmak bambaşka bir emek istiyor. Özellikle henüz geniş bir okur kitlesine sahip değilseniz kitabınızın görünürlüğü için sizin de çaba göstermeniz gerekiyor.
17- Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının sizin için önemi nedir, bu etkinliklerin size ve okuyucuya ne gibi katkılar sağladığını düşünüyorsunuz?
Şimdiye kadar bir kitap fuarına yazar olarak katılma fırsatım olmadı. Bu nedenle yaşamadığım bir deneyimi yaşamış gibi anlatmak istemem. Ancak yazarla okurun yüz yüze gelmesini çok değerli buluyorum. Çünkü kitap yayımlandığı andan itibaren artık yalnızca yazarına ait değildir; okurun dünyasında yeni anlamlar kazanmaya başlar.
18- Şu an üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz ve keşfetmek istediğiniz yeni projeleriniz var mı?
Şu anda yirmi altı öyküm var. Bunların arasından yaklaşık yirmisini seçerek güçlü ve bütünlüklü bir öykü dosyası oluşturmayı düşünüyorum. Amacım yalnızca yeni bir kitap çıkarmak değil; gerçekten içime sinen öykülerden oluşan bir kitap hazırlamak.
Bunun yanında deneme ve aforizmalardan oluşabilecek başka bir kitap düşüncem de var. Fakat kendimi yalnızca bunlarla sınırlamak istemiyorum. Yazdıkça yeni türleri ve farklı anlatım biçimlerini denemek de ilgimi çekiyor.
19- Okuyuculardan aldığınız, sizi en çok duygulandıran ya da şaşırtan geri dönüşler nelerdir?
Özellikle otobiyografik kitabım Yürümek yayımlandıktan sonra hiç unutamadığım tepkiler aldım. Kitabı okuduktan sonra beni telefonla arayıp ağlayanlar oldu. Yolda karşıma çıkıp kitabımdan, yaşadıklarımdan ve kendilerinde bıraktığı etkiden söz eden insanlarla karşılaştım.
Bunlar beni çok duygulandırdı. Çünkü yazarken çoğu zaman odanızda yalnızsınız. Yazdığınız cümlelerin bir gün hiç tanımadığınız bir insanın eline geçeceğini ve onun içinde bir yere dokunacağını tam olarak düşünemiyorsunuz. Bir okur bunu size söylediğinde ise kelimelerinizin sizden çıkıp başka bir insanın hayatına ulaştığını görüyorsunuz. Sanırım yazarlığın en güzel yanlarından biri de bu.
20- Edebiyat yolculuğunun başında olan yazar adaylarına ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?
Her şeyden önce çok okusunlar. Çünkü okumak yazarı besler. Çok da yazsınlar; çünkü yazdıkça kalem akışkanlaşır. Fakat yalnızca yazmakla yetinmesinler. Yazdıklarına tekrar tekrar dönsünler, gerektiğinde çıkarsınlar, değiştirsinler, yeniden yazsınlar. İnsanın kendi yazdığı her cümleye kıyamaması, gelişmesinin önündeki engellerden biri olabilir.
Bir de acele etmesinler. Hemen tanınmayı ya da her yazdıklarının beğenilmesini beklemesinler. Eleştiriden yararlansınlar ama kendi seslerini de kaybetmesinler. Yazarlık uzun bir yolculuk. Okumaya, gözlemlemeye ve yazmaya devam ettikçe insanın kalemi de kendisiyle birlikte olgunlaşıyor.



