RÖPORTAJ:SAFİYE YILMAZER URUK

1-Eser sahibi kimdir? Sizi yakından tanıyabilir miyiz?

Eser sahibi bizzat benim, Safiye Yılmazer Uruk. Doğma büyüme Ankaralıyım. Lisans eğitimimi Çukurova Üniversitesi’nde Konaklama İşletmeciliği alanında tamamladım. Ardından Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi’nde İşletme Anabilim Dalında Üretim Yönetimi ve Pazarlama alanında yüksek lisansımı tamamladım. Evlendiğimden beri fahri memleketim olan Adana’da yaşıyorum. Sokak kedilerimin gönüllü annesiyim.

2-Yazarlığa adım atmanızdaki asıl kırılma noktası ne oldu?

Yazarlık için illaki ben yazar olmak istiyorum diye bir yol ya da yöntem belirlemedim aslında. Yalnızca çocukluğumdan beri hep okuyan bir ailenin içine doğduğum için okuma ve yazma eylemiyle iç içe büyüyen şanslı bir çocuktum. Sürekli okumanın verdiği galiba doğal bir sonuç oldu yazarlık benim için. Nitekim ilk romanımı 13-14 yaşlarımdayken kaleme almıştım. Bu bağlamda belirli bir kırılma anı hatırlayamıyorum. Sadece kendimi bildim bileli hep kitaplarla, ansiklopedilerle bir arada olduğum için doğrudan yazıya doğdum gibi düşünüyorum.

3-Sizi ilk kez kalemi elinize almaya iten özel bir an var mıydı?

Öyle özel bir an hatırlamıyorum ama ilk yazdığım şeyin “Dünya” ismini verdiğim, bana göre komik bir şarkı sözü olduğunu hatırlıyorum.

4-Çocukluğunuzdaki veya gençliğinizdeki okuma alışkanlıklarınızın bugünkü yazım dilinize ve üslubunuza nasıl bir etkisi oldu?

Çok büyük etkisi oldu. Hâlâ da okuduklarım sayesinde daha ileri nasıl gidebilirim sorgulamalarının sebebini tamamen çok okumama bağlıyorum. Biraz önce bahsettiğim gibi okumaya çok küçük yaşlardan itibaren başladım. Hatta okula başlamadan önce okuma yazmayı sökmüş olan bir kitap kurduydum. Bunun doğal bir süreci gibi yorumladığım yazma eylemimde de okuduklarımın etkisi oldukça fazladır. Örneğin bir kitapta yazarın edebî dilini sorgulayarak okuyor olmam, kendi yazılarımı da titizlikle eleştirebilen ve şekillendirmeye çalışan farklı bir yön de geliştirmiş oldu diyebilirim.

5-Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz?

Herhangi bir olay ya da deneyimimden yola çıkarak Ben yazar olacağım diye bir karar vermedim açıkçası. Aksine çok okumanın verdiği bir aktarma ihtiyacından ötürü yazarlık yönümün ortaya çıktığını düşünüyorum.

6-İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir siz bu yolda nasıl bir yöntem izlediniz?

İyi bir yazar nedir ya da iyi bir yazar diye kime/kimlere denilir bunları sorgulamak benim için konu içinde farklı paradokslar doğurur. Ancak sorunuza genel bir bakış açısıyla kendime göre “iyi” başlığında yanıt verebilirim. İyi yazabilmenin temel basamağı mutlaka ki iyi bir okur olmaktan geçer. Okumadan yazmaya çalışmak maalesef biraz kendini aldatma olacaktır, bana göre. Her şeyden önce çok okunmalı ancak bunun da kendi içinde farklı argümanları mevcut. Örneğin çok okuyorum deyip yalnızca popüler kitaplara yönelmek, kişiyi yazmaya yaklaştırmak yerine, okumaktan dahi uzaklaştırabilecek neticeler doğurabilir. Çünkü kitap seçimi, arkadaş seçimi gibi ele alınıp iyi ve kötü ya da faydalı ve faydasız diye ayırt ederek yapılmalıdır. Okumaya yeni başlayan biri ilk deneyimlerinde birden fazla türü deneyebilir ancak okudukça kendi beğenisini, okuma türünü ve kitaptan beklentilerini zaman içinde şekillendirebilir. Ben kitap seçimlerime de aynı arkadaş seçimlerimdeki gibi özenli yaklaşanlardan oldum. Bunun yanında iyi bir yazarım diyemem. Onu okurlarımın takdirine bırakıyorum. Bu sebeple birtakım yöntemlerle iyi bir yazar oldum, diğer kalemdaşlarım da bu yolları izleyebilir diye bir söz söylemem bana göre doğru olmayacaktır.

7-Kaleme aldığınız ilk kitap nedir ve varsa diğer kitaplarınız nelerdir?

İlk kitabım 14 Yaşım Gözyaşım ismini verdiğim bir ilk gençlik romanıydı. Ancak onu e-kitap olarak yayınlatmıştım. Ardından basılı halde yayınlanan “Döngü (Roman), Flu (Roman), Sus Artık Şeytanın Avukatı (Deneme), Siyah Oda Günlükleri (Antoloji)” ilk kitabımı izlemiş oldu.

8-Kitaplarınızdaki konuları yazmaya yönlendiren en önemli etken ya da etkenler nelerdir?

Bunun temel sebebi gözlemlemeyi ve dinlemeyi seven yapım olmalı. Her insan bir dünya, her dünya birer kitap diye düşünüyorum. İnsan hikâyeleri dinlemek, gözlemlemek ve bunlardan esin alarak kitaplarımdaki karakterlere roman gidişatına ve olaylara göre bu hayatları sayfalara yedirmeye çalışıyorum. Tabii birebir yaşayan karakterler olmasa da en nihayet gerçek yaşanmışlıklar romanlarımda yerini almış oluyor. Bir bakıma gözlemlerimi ve insan hikâyelerini doğrudan olmasa da romanlarımda yaşayan karakterler hâline getirmiş oluyorum.

9-Hikâyeyi kurgularken karakterlerinizin kaderini önceden tamamen planlıyor musunuz, yoksa yazım sürecinde karakterlerin kendi yollarını çizdiği oluyor mu? 

Keskin kişilik karakterleri belirlemiyorum aslında. Örneğin şu isimli karakter, karanlık bir kişiliğe sahip olacak gibi bir belirlemem olmuyor çünkü bunu yapmak insanın doğal yaradılışına aykırı geliyor. Hayatın içine de baktığımızda iyi diye nitelendirdiğimiz bir karakter, belki de henüz kötü olabileceği şartlarla karşılaşmadığı için iyi olarak kabul ediliyordur. Bir bakıma insanı nasıl ki yaşamda karşılaştığı, aşabildiği ya da aşamadığı sınavlara göre keskin çizgilerle belirlemek doğru değilse, aynı şekilde roman karakterlerinde de kaderleri önceden planlayarak yapmış olmuyorum. Bu aslında yazı içerisinde şekil alıyor ve yol buluyor diyebilirim.

10-Size ilham veren şeyler nelerdir?

Yazmak için ilham bekleyenlerden değilim. Yazmaya yönlendiren şeyler ise hayatın ta kendisi diyebilirim.

11-En çok hangi dönemlerde üretken oluyorsunuz ve yazma konusunda sizi en çok motive eden şey nedir?

En çok gece saatlerinde yazarken daha üretken çalışabiliyorum. Sessiz bir ortam, geniş ve zengin bir kütüphane, bir defter, bir kalem yazma motivem için yeterlidir aslında.

12-Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?

Sanırım bu soruya okurlarımın dönütleriyle yanıt vermem daha doğru. Kitabımı ya da kitaplarımı genellikle kendilerine yakın hissettikleri için okuduklarını söylerler. Romanlardaki karakterlerin yaşayan karakterler olduğunu ve kendilerinden birer parça bulduklarını da eklerler. Aynı zamanda akıcı üslup ve anlaşılır dilimi de okumayı sevdiklerini belirtirler. Kahramanlardan ayrılmak istemediklerini ve kitaplar bittikten sonra o arkadaşlarından ayrılmalarına üzüldüklerini belirtirler.

13-Kitap ya da kitaplarınızdaki ana fikirler ve vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?

Bu her kitapta değişiklik gösteren geniş bir yanıt olur. Örneğin Döngü romanımın temel mesajı, çocuk istismarı konusunda çığlıkları duyulmayan çocukların seslerini duyurabilme amacı vardır. Ailelerin çocuklarındaki değişimleri fark edebilmeleri, hırçınlıkları basit bir şımarıklık olarak algılamamaları gibi alt metinde hissedilecek mesajlardan bahsediyorum. Onun dışında Flu romanımda ise aldatılan, şiddet gören, kırılmış ancak her şeye rağmen yeniden küllerinden doğmaya çalışan tüm kadınlara ithafen bir dille Döngü’nün mesajından daha farklı bir konuda kadınlara seslenen ana fikirler mevcut. Kısacası her kitabım için değişiklik taşıyan ancak temelinde insan ve toplum yaşamını yakından ilgilebdiren mesajlar diyebilirim.

14-Yazar olmanın ve yazmanın sizin için zor yanları nelerdir, bunlarla nasıl başa çıktınız?

Yazmanın zor yanlarından biri, her şeyi yazamamak galiba. Ancak bu kişisel bir kalem yetersizliğinden değil, daha çok distopik görüşlerden kaynaklanıyor. Yazan kaleme tedbir konulmamalı diye özetleyebilirim. Onun dışında yazar olmanın zorluğundan bahsedecek olursak her şeyden önce popüler kültürün gençlere ve yetişkinlere dayattığı “en çok sesi duyulanın, en iyi reklamı yapılanın, en çok istenenlere göre yazanların” iyi yazar olarak kanıksanması ve görünür olmak için sistemin ya da grubun bir parçası olma zorunlulukları benim için oldukça zor ve zorlayıcı diyebilirim. Çünkü yazmak, özgür bir alandır. O an ne kurgulanıyorsa ya da neler aktarılmak isteniyorsa bunların tümü aslında yazarın özgür iradesiyle kalemini yönlendirebilmesidir. Ancak günümüzde özellikle ödüllü ya da çok satan gibi kavramlarla pek çok yazara da haksızlık yapıldığını düşünüyorum. Kaldı ki keşfedilmeyen o kadar güzel kalemler varken popüler kültürün pek çok konuda olduğu gibi yazarlık konusunda da pek çok güzelliği gölgede bırakıyor olması en önemli sorunların başında yer alıyor.

15-Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda bu durumun üstesinden nasıl geliyorsunuz?

Kâğıdı, kalemi o an bırakıp bir süre yazdıklarımın kendi içinde demlenmesini sağlamaya çalışırım. Tabii bu süre zarfında kafamda yazmaya devam ediyorum ister istemez öyle oluyor. En nihayet hazır hissettiğimde tekrar yazılarımın başına geçerek o tıkanıklık anlarını atlatmaya gayret ediyorum. Uzun bir yürüyüş ya da biraz sessizlik de o kaçışlarım arasında yer alıyor.

16-Kitaplarınızı kitlelere ulaştırmak, kendinizi tanıtmak ve düşüncelerinizi insanlara anlatmak için ne gibi organizasyonlar yapıyorsunuz?

Adana’da Sanatevi Derneği başta olmak üzere birkaç dernekle birlikte diğer yazar arkadaşlarımla bir araya geliyorum. Kitap yorumları, imza organizasyonları, röportaj gibi etkinlikler yapıyorum. Onun dışında Adana Yerel Haber Gazetesi ve Son Baskı Dergisi’nde de köşe yazılarımla birlikte aktif olarak okurlarımla bir araya geliyorum. Aynı zamanda Safiye Uruk YouTube sayfamda kitap yorum ve incelemelerimle birlikte dijital yoldan da okurlarımla iletişim halindeyim.

17-Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının sizin için önemi nedir, bu etkinliklerin size ve okuyucuya ne gibi katkılar sağladığını düşünüyorsunuz?

TÜYAP Adana Kitap Fuarı’nda geçen sezon bulundum. Okurlarla birebir temas için fuarların önemi yadsınamaz. Daha çok kişiye ulaşabilmenin de fiziksel bir sağlayıcısı olmuş oldu. Köşe yazılarımdan tanıyan okurlarım, kitaplarımı da imzalı olarak edinmiş oldu. Çok yönlü, karşılıklı bir verimli iletişim için de kitap fuarı bir yazar için büyük önem taşıyor.

18-Şu an üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz ve keşfetmek istediğiniz yeni projeleriniz var mı?

Evet. Ancak birden fazla proje mevcut. Üç kitabım daha yayınlanmayı bekliyor. Bunlardan biri ilk gençlik ve 90’lardan 2000’lere geçişteki o özlenen zamanları ele aldığım bir roman. İkisi de yine deneme türünde. Son kontrollerini de tamamladıktan sonra basıma geçmesini planladığım kitaplar mevcut.

19-Okuyuculardan aldığınız, sizi en çok duygulandıran ya da şaşırtan geri dönüşler nelerdir?

Bunu daha çok romanlarımda yaşadım. Örneğin hiç unutamadığım bir dönüt, Döngü kitabımı okuyan bir okurumun çocukluk döneminde istismara uğradığını bana yazıp kendindeki sebebini bilemediği öfkelerine çözüm olduğunu söylemesiydi. Bir başka okurumdan da ismimi açıkça söylemekten ve artık kendimi suçlamaktan vazgeçtim şeklinde söylediği cümleler kitaplarımdaki o iyileştirme gücünü bana da yakından hissettirmiş ve çok duygulandırmış olmuştu. Flu romanım için de boşandıktan sonra yaşanan toplum baskısından ötürü kendini suçladığını söyleyen bir okurum, kitabı bitirdikten sonra yalnız olmadığımı hissettirdiğiniz için çok teşekkür ederim demişti. Bunlar aklımda kalan dönütler oldu. Ve yazarken iyileştiren kitapların, okunduktan sonra da iyileştirme yönlerini keşfetmemi sağladı. Şaşırtan şey ise ilk kitaptan sonra yakın çevrem tarafından acaba bu yazdıklarını sen mi yaşadın, bunlara nasıl katlandın gibi soruları oldu. Çevremden gözlemlediklerimi kurgulayarak yazmış olmamı ilk etapta, ilk kitapta çevremin anlaması sanırım zor oldu. Ancak diğer kitaplarım da raflardaki yerlerini aldıktan sonra yavaş yavaş bu sorgulamalar azaldı diyebilirim.

20-Edebiyat yolculuğunun başında olan yazar adaylarına ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?

Onlara okumaktan vazgeçmemelerini öneririm. Çevrelerindeki baskılara aldırmadan kendi kalemlerine yön vermelerini de önerebilirim. Belki günlük olarak yazabilmek mümkün değil ama yazmayı bırakmamalarını ve acele etmemelerini de tavsiye ederim. İlk kitap çıktıktan sonra birden tanınma ya da yazar olarak kabul görme gibi detaylarla kendilerini yormak yerine, enerjilerini her zaman kendilerini daha ileri taşıyacak okuma ve yazma eylemlerine yönlendirmelerini öneririm. Ayrıca kendilerini özellikle de popüler yazarlarla kıyaslamamalarını ve her yazarın da yazıların da kendi yolculuğunun kendine özel olduğunu benimsemelerini tavsiye ederim. Yazmaya küsmemelerini ve zaten yazmadan duramıyorlarsa ancak o zaman isteseler de vazgeçemeyeceklerini de eklemek isterim.

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir