1 — Eser sahibi kimdir? Sizi yakından tanıyabilir miyiz?
Ben Timuçin İlkay Öztürk. Yazarlık benim için yalnızca hikâye anlatmaktan ibaret değil. Bu çok kapsamlı zihinsel bir yolculuk ve bu yolculuk kafamı kurcalayan sorulara farklı dünyalar üzerinden cevap aramanın yollarını bana bir nevi gösteriyor. Özellikle fantastik edebiyat, psikoloji ve felsefe ilgimi çekiyor. Yazarken de bu alanları birbirinden ayırmak yerine aynı hikâyenin içinde buluşturmayı seviyorum. Uzun süredir üzerinde çalıştığım en kapsamlı projem Kutsal Yedi projesidir. Bunun dışında psikoloji, polisiye, distopya ve bilimkurgu alanlarında da çalışmalarım var. Kendimi tek bir türe bağlı bir yazar olarak görmektense, anlatmak istediğim düşünce hangi türü gerektiriyorsa o dünyanın içine girmeyi tercih ediyorum. Nitekim bazen istediğimiz için değil de, sanki bizim yazmamız istenmiş gibi tarafımıza talep ediliyormuş gibi hissettiriyor.
2 — Yazarlığa adım atmanızdaki asıl kırılma noktası ne oldu?
Asıl kırılma noktası 2020-2021 döneminde, askerde olduğum sırada yaşandı. Pandemi nedeniyle çarşı izinlerinin olmadığı, dış dünyayla temasın oldukça sınırlı olduğu bir dönemdi. Bir gün kahvemi içerken yedi büyük günah üzerine düşünmeye başladım. Başlangıçta yalnızca birkaç fikir vardı ama sonra bu fikirler olabildiğince çoğaldı. Elime geçen A4 kâğıtlara karakterleri, tanrıları, kuralları ve dünyanın geçmişini yazmaya başladım. Bir noktadan sonra önümde birkaç sayfalık bir hikâye fikri değil, kendi tarihi ve mitolojisi oluşmaya başlayan bir evren vardı. Sanırım benim için kırılma noktası tam olarak buydu: Bir hikâye yazmak istediğimi değil, bir dünya kurmak istediğimi fark ettiğim an.
3 — Sizi ilk kez kalemi elinize almaya iten özel bir an var mıydı?
Kesinlikle vardı. Yedi büyük günahı düşünürken kendime şu soruyu sormuştum: “Bunlar yalnızca insanlara ait kavramlar olmak zorunda mı?” Bu soru çok basit görünüyordu ama arkasından onlarca başka soru geldi. Günahların tanrıları olsaydı ne olurdu? İyilik ve kötülük gerçekten birbirinin düşmanı mı olurdu? Kader varsa insan iradesinin anlamı nedir? İlk notları yazmaya başladığımda bugün geldiği noktaya ulaşacağını bilmiyordum. Fakat o ilk sorunun peşinden gitmeseydim muhtemelen Kutsal Yedi de olmayacaktı.
4 — Çocukluğunuzdaki veya gençliğinizdeki okuma alışkanlıklarınızın bugünkü yazım dilinize ve üslubunuza nasıl bir etkisi oldu?
Okuduklarımın bana en büyük katkısı, bir hikâyenin yalnızca olaylardan oluşmadığını göstermesi oldu. Zamanla beni asıl etkileyen şeyin bir eserin bittikten sonra zihnimde bıraktığı sorular olduğunu fark ettim. Bugün kendi metinlerimde de bunu arıyorum. Okura her cevabı vermektense bazen doğru soruyu bırakmanın daha güçlü olduğuna inanıyorum. Bu nedenle özellikle Kutsal Yedi’de görünen olayın arkasında başka bir anlam, onun arkasında da başka bir katman bulunabiliyor. Bir kitabı bitirdiğinizde hikâye bitmiş olabilir ama zihninizde hâlâ onunla tartışıyorsanız, benim için o eser yaşamaya devam ediyor demektir.
5 — Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz?
Aslında “Bugün yazar olmaya karar verdim.” dediğim tek bir gün olmadı. Yazdıkça bu karar oluştu. Kutsal Yedi büyüdükçe araştırmaya, yeni karakterler oluşturmaya ve kurduğum dünyanın geçmişini yazmaya başladım. Bir süre sonra yalnızca bir roman üzerinde çalışmadığımı fark ettim. Yazmak, hayatımda geçici bir uğraş olmaktan çıkmıştı. Sonrasında farklı türlerde fikirler üretmeye başlamam da bunu kesinleştirdi. Bir hikâye bittiğinde zihnim susmuyordu; başka bir hikâye başlıyordu. Yazar olmaya karar vermekten çok, yazmayı bırakamadığımı fark ettim diyebilirim.
6 — İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir? Siz bu yolda nasıl bir yöntem izlediniz?
Bence bunun tek bir formülü yok. Fakat iyi bir yazarın önce kendi yazdığı metne karşı acımasız olabilmesi gerekiyor. Bir sahneyi çok sevmeniz, o sahnenin iyi olduğu anlamına gelmiyor. Gerektiğinde silmek, yeniden yazmak ve hatta aylarca üzerinde çalıştığınız bir fikrin yanlış olduğunu kabul etmek gerekiyor. Ben özellikle kurgu tarafında neden-sonuç ilişkisine çok önem veriyorum. Attığım küçük bir adımın yüzlerce sayfa sonra neyi değiştireceğini düşünmeye çalışıyorum. Çünkü büyük bir evrende yapılan küçük bir değişiklik bile domino etkisi yaratabiliyor. Bir de sabır var tabii. Yazarlık bana göre yalnızca ilham geldiğinde yapılan bir iş değil. İlham kapıyı açabilir ama kitabı bitiren şey disiplindir.
7 — Kaleme aldığınız ilk kitap nedir ve varsa diğer kitaplarınız nelerdir?
İlk büyük eserim Kutsal Yedi. Bugün üzerinde çalışmaya devam ettiğim ve yıllar içinde çok daha büyük bir yapıya dönüşen ana projem de bu. Kutsal Yedi – Düşlerin Üzerindeki Küller, kurduğum evrenin ilk büyük anlatısını oluşturuyor. Bunun dışında psikolojik yönü ağır basan Gecenin İki Yüzü ve bilimkurgu ve distopya tarafında geliştirdiğim Toplumizm bulunmakta. Elbette Daha burada söylemediğim ancak proje olarak halihazırda duran bir çok yeni hikaye ve yolculuklar bulunmakta. Türler değişiyor ama insanın seçimleri, zihni ve kendi yarattığı sınırlar bir şekilde eserlerimin ortak noktasında buluşuyor.
8 — Kitaplarınızdaki konuları yazmaya yönlendiren en önemli etken ya da etkenler nelerdir?
Genellikle bir olaydan çok bir soru beni yazmaya yönlendiriyor. Örneğin Kutsal Yedi’nin temelinde yalnızca fantastik bir macera yok. İrade ile kader arasındaki çatışma var. Bir insanın kim olduğunu ona verilen güç mü belirler, yoksa o güç karşısında yaptığı seçimler mi? İyilik, kötülük, ölüm, inanç, aşk, kayıp ve insanın kendisiyle mücadelesi ilgimi çekiyor. Fantastik unsurlar benim için bunları anlatabileceğim çok geniş bir alan sağlıyor. Bu yüzden önce “Ne olacak?” diye değil, çoğu zaman “Bu neden oluyor?” diye düşünüyorum.
9 — Hikâyeyi kurgularken karakterlerinizin kaderini önceden tamamen planlıyor musunuz, yoksa yazım sürecinde karakterlerin kendi yollarını çizdiği oluyor mu?
Ana olay örgüsünü ve ulaşmak istediğim finali büyük ölçüde önceden biliyorum. Fakat oraya giden yol değişebiliyor. Karakteri yazdıkça bazen başlangıçta planladığım bir davranışın artık o karaktere ait olmadığını fark ediyorum. Böyle bir durumda sırf plana sadık kalmak için karakteri zorlamıyorum. Çünkü karakter kendi kişiliğine aykırı davranmaya başladığında okur bunu hissediyor. Kutsal Yedi gibi paralel ilerleyen büyük bir anlatıda bunun bedeli biraz ağır olabiliyor. Bir karakterin yaptığı küçük bir değişiklik başka bir hikâye hattını yüzlerce sayfa sonra etkileyebiliyor. Bu yüzden benim için şöyle bir denge var: Final kader olabilir; fakat oraya giden yol karakterlerin seçimidir.
10 — Size ilham veren şeyler nelerdir?
Tek bir kaynağım yok. Bazen bir insanın söylediği tek bir cümle, bazen gördüğüm bir yer, bir rüya, bir müzik ya da gündelik hayatta karşılaştığım küçük bir ayrıntı yeni bir fikrin başlangıcı olabiliyor. Özellikle insan davranışları bana çok fazla malzeme veriyor. İnsanların kaybettiklerinde, korktuklarında, sevdiklerinde veya güç sahibi olduklarında nasıl değiştiklerini gözlemlemeyi seviyorum. Bazen de küçücük bir nesne zihnimde bir hikâyeye dönüşüyor. Zaten eserlerimde küçük ayrıntıların ileride büyük sonuçlar doğurmasını sevmemin nedenlerinden biri de bu.
11 — En çok hangi dönemlerde üretken oluyorsunuz ve yazma konusunda sizi en çok motive eden şey nedir?
Benim üretkenliğim belirli bir mevsimden çok zihinsel yoğunluğuma bağlı. Bir sahne zihnimde gerçekten oturduğunda uzun süre onun içinde yaşayabiliyorum. Beni en fazla motive eden şeylerden biri ise daha önce birbirinden bağımsız görünen parçaların birleşmeye başladığı an. Yüzlerce sayfa önce bıraktığım küçük bir ayrıntının zamanı geldiğinde yerine oturması benim için yazmanın en keyifli taraflarından biri. Bazen okurun henüz fark etmediği ama ileride karşısına çıktığında geriye dönüp bakmasını sağlayacak küçücük bir ayrıntıyı yazmak, koca bir savaş sahnesi yazmaktan daha heyecan verici olabiliyor.
12 — Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?
Bir okura “Benim kitabımı mutlaka okumalısın.” demeyi çok doğru bulmuyorum. Her kitabın kendi okurunu bulduğuna inanıyorum. Ama fantastik edebiyatı yalnızca savaşlar, büyüler ve büyük kahramanlıklar üzerinden değil; felsefi sorular, karakterlerin seçimleri ve katmanlı bir mitoloji üzerinden okumayı seven bir okur Kutsal Yedi’de kendisine ait bir şey bulabilir. Ben okura ne düşünmesi gerektiğini söyleyen bir dünya kurmak istemedim. Aksine, bazı cevapları özellikle onun iradesine bıraktım. Belki de Kutsal Yedi’nin okura sunduğu şey tam olarak budur: Bir hikâyeyi takip etmek kadar, o hikâyenin içinde kendi cevabını aramak.
13 — Kitap ya da kitaplarınızdaki ana fikirler ve vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?
Kutsal Yedi’nin merkezinde irade var. Fantastik edebiyatta sıkça gördüğümüz “seçilmiş kişi” düşüncesinden özellikle uzak durdum. Benim dünyamda bir karakteri değerli yapan şey, kader tarafından seçilmiş olması değil; önüne çıkan koşullar karşısında neyi seçtiğidir. İyilik ve kötülüğü de tamamen siyah ve beyaz iki alan olarak görmüyorum. Bazen doğru bir karar korkunç sonuçlara, yanlış görünen bir karar ise beklenmedik bir iyiliğe yol açabilir. Bu yüzden tek bir mesaj vermekten çok bir soru bırakmak istiyorum: Her şey önceden belirlenmiş olsa bile, yürüdüğümüz yolu seçebiliyorsak gerçekten kaderin esiri miyiz?
14 — Yazar olmanın ve yazmanın sizin için zor yanları nelerdir, bunlarla nasıl başa çıktınız?
Benim için en zor taraflardan biri, zihnimde gördüğüm sahnenin kâğıda geçtiğinde aynı gücü taşımasını sağlamak. Özellikle büyük bir evren yazıyorsanız yalnızca o anki sahneyi düşünemiyorsunuz. Tarihi, coğrafyayı, karakterlerin geçmişlerini, kuralları ve daha önce söylediğiniz küçücük bir cümleyi bile hesaba katmanız gerekiyor. Bununla başa çıkmak için mümkün olduğunca notlarla ve sistemli çalışıyorum. Fakat gerektiğinde yazdığım bölümü tamamen çöpe atıp yeniden başlamaktan da kaçınmıyorum. Çünkü okur kitabın kaç kez yeniden yazıldığını görmez. Sonunda karşısına çıkan metni görür.
15 — Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda bu durumun üstesinden nasıl geliyorsunuz?
Kendimi zorlamıyorum ama hikâyeden de tamamen kopmuyorum. Yazamadığım zamanlarda dünyanın başka bir tarafıyla ilgileniyorum. Bir karakterin geçmişini düşünüyorum, kronolojiyi kontrol ediyorum, haritaya bakıyorum veya ileride gerçekleşecek bir sahne üzerine not alıyorum. Bazen sorun yazamamak değil, hikâyenin size “Burada bir şey yanlış.” demesidir. Bunu fark ettiğimden beri tıkanıklığı düşman olarak görmüyorum. Çoğu zaman birkaç adım geriye gidince sorun zaten kendisini gösteriyor.
16 — Kitaplarınızı kitlelere ulaştırmak, kendinizi tanıtmak ve düşüncelerinizi insanlara anlatmak için ne gibi organizasyonlar yapıyorsunuz?
Bugün bir yazarın yalnızca kitabını yazıp geri çekilmesinin yeterli olmadığını düşünüyorum. Okurla iletişim de bu sürecin bir parçası. Sosyal medya üzerinden Kutsal Yedi evrenine ait içerikler, karakterler, dünyanın kuralları ve küçük ipuçları paylaşıyorum. Ancak bunu yalnızca reklam olarak görmüyorum. Okurun kitabı okumadan önce bile dünyanın kapısını biraz aralayabilmesini istiyorum. Bunun yanında söyleşiler, röportajlar, kitap fuarları ve okur buluşmaları benim için önemli. Eserlerimin uluslararası okura ulaşması için de çalışmalar yürütüyorum. Amacım yalnızca kitabın adını duyurmak değil; zaman içinde kitabın etrafında gerçekten o dünyayı merak eden bir okur kitlesi oluşturmak.
17 — Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının sizin için önemi nedir, bu etkinliklerin size ve okuyucuya ne gibi katkılar sağladığını düşünüyorsunuz?
Sosyal medyada bir sayı görüyorsunuz: görüntülenme, beğeni, takipçi… Fakat karşınızda kitabınızı okumuş bir insan olduğunda bütün o sayılar anlamını değiştiriyor. Okurun hangi karakteri sevdiğini, hangi ayrıntıyı fark ettiğini veya sizin önemsiz sandığınız bir cümleden nasıl etkilendiğini doğrudan duymak çok farklı. Üstelik bu iletişim tek taraflı değil. Okur yazarı tanıyor ama yazar da kendi eserini başka bir gözden görmeye başlıyor. Bu nedenle fuarları yalnızca imza günü olarak değil, hikâyenin kitabın dışındaki hayatını görebildiğimiz yerler olarak değerlendiriyorum.
18 — Şu an üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz ve keşfetmek istediğiniz yeni projeleriniz var mı?
Şu anda en büyük odağım Kutsal Yedi evreni ve onun devamı. Çünkü anlatının ilerleyen bölümlerinde ilk kısımlarda birbirinden bağımsız görünen pek çok olay birleşmeye başlayacak. Bunun yanında farklı türlerde geliştirdiğim projeler de var. *Merhametin Lekesi – TRIA* ile psikoloji ve felsefe; *Toplumizm* ve *Zaman Hasadı* ile bilimkurgu ve distopya tarafında ilerlemek istediğim fikirler bulunuyor. Özellikle bilimkurgu benim için keşfetmek istediğim büyük alanlardan biri. Fantastikte insanı tanrılar ve mitoloji üzerinden sorgularken, bilimkurguda aynı insanı zaman, toplum ve teknoloji üzerinden sorgulamak oldukça ilgimi çekiyor.
19 — Okuyuculardan aldığınız, sizi en çok duygulandıran ya da şaşırtan geri dönüşler nelerdir?
Beni en fazla şaşırtan şey, okurların bazen benim özellikle sakladığım küçücük ayrıntıları yakalaması oluyor. Yazar olarak bir cümleyi belki yüzlerce sayfa sonra anlam kazanması için bırakıyorsunuz ve bir okur gelip tam o cümleyi soruyor. O anda hem şaşırıyor hem de “Demek ki gerçekten dikkat etmiş.” diyorsunuz. Duygusal tarafında ise bir karakterin yaşadığı yalnızlığın, kaybın veya verdiği bir kararın okurda kişisel bir karşılık bulması benim için çok değerli. Çünkü o noktada yazdığınız karakter artık yalnızca size ait olmaktan çıkıyor. Sanırım bir yazar için en güzel geri dönüşlerden biri, kendi zihninde başlayan bir şeyin hiç tanımadığı başka bir insanın zihninde yaşamaya devam ettiğini görmek.
20 — Edebiyat yolculuğunun başında olan yazar adaylarına ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?
Öncelikle mükemmel ilk cümleyi beklemesinler ve sadece yazsınlar. Kötü yazmaktan korkmasınlar; çünkü kötü yazılmış bir sayfa düzeltilebilir lakin hiç yazılmamış bir sayfa düzeltilemez. Okusunlar, araştırsınlar ve eleştiriden kaçmasınlar. Fakat herkesin söylediğini uygulamak zorunda olduklarını da düşünmesinler. Bir süre sonra kendi seslerini bulmaları gerekiyor. Ve bence en önemlisi, neden başladıklarını unutmasınlar. Yayınlanmak, satış rakamları, sosyal medya ve diğer her şey zamanla işin içine giriyor. Fakat bütün bunlardan önce bir masa, boş bir sayfa ve anlatmak istediğiniz bir hikâye vardı. O hikâyeyi kaybetmezlerse yollarını da kolay kolay kaybetmezler.

