VARYASYON KALEMLER DERGİSİ RÖPORTAJ SORULARI
“Kalemin Ritmi, Yüreğin Sesi”
1-Eser sahibi kimdir? Sizi yakından tanıyabilir miyiz?
Merhaba ben İlknur Nova. 27 Temmuz 1988 İstanbul Bakırköy doğumluyum. Şerife Baldöktü meslek lisesi kuaförlük ve cilt bakımı bölümü mezunuyum. Asıl mesleğim bayan kuaförlüğü. Bu meslekte 22. yılım. Hala tarı zamanlı yapmaya devam ediyorum.
2-Yazarlığa adım atmanızda ki asıl kırılma noktası ne oldu?
Kendimi bildim bileli kitap okumayı çok seven, iyi bir konuşmacı olmaktan ziyade duygularını yazarak ifade etmeyi başaran biriydim. Okul yıllarımdan itibaren edebiyat ve kompozisyon yazımı en güçlü olduğum alandı. Okuma serüvenim önce kişisel gelişim kitaplarıyla başladı, ardından zihnimi besleyen kurgularla devam etti; hatta en çok fantastik türde eserler okudum. Okumak benim için her zaman bir kaçış ve terapi alanı oldu.
Ancak mesleğimin getirdiği yoğun iş temposu, bir süre bana içimdeki o ‘yazan insanı’ unutturdu. Asıl kırılma noktası ise; yıllarca biriktirdiğim okuma tutkusu ve mesleğim gereği tanıklık ettiğim insan hikayelerinin zihnimde artık kabına sığamaz hale geldiği o an oldu. Kendi kendime, ‘Ben neden duygularımı ve kurgularımı bir romana dönüştürmüyorum?’ diye sordum. İşte o farkındalık anı, ilk kitabım Gezgin’in ilk satırlarını yazmamı sağlayan ve beni bu sektöre adım atmaya iten en büyük kırılma noktasıydı.
3-Sizi ilk kez kalemi elinize almaya iten özel bir an var mıydı?
Aniden gelişen tek bir ‘özel andan ziyade; zihnimde beliren o ilk hikâye kıvılcımı ve içimi kaplayan tarif edilmez yazma heyecanıydı beni kaleme iten.
Hatta işin en büyüleyici yanı şuydu: Gezgin’i yazarken, kendi kurgum olmasına rağmen karakterlerin ve olayların nereye evrileceğini ben de büyük bir merakla takip ettim. Ada sanki kendi yolunu kendi çiziyordu ve ben de bir yazar olarak onun arkasından gidip bu sürükleyici yolculuğu keşfetmenin heyecanıyla yazmaya devam ettim. Beni kalemi elime almaya ve durmadan yazmaya iten asıl güç, işte bu bitmeyen merak ve tutkuydu.
4-Çocukluğunuzdaki veya gençliğinizdeki okuma alışkanlıklarınızın bugünkü yazım dilinize ve üslubunuza nasıl bir etkisi oldu?
Aslında okuduğumuz her kitabın, satırlarını kelimesi kelimesine hatırlamasak bile bilinçaltımızda sessiz ama köklü bir değişim yarattığına inanıyorum. Edebiyat; duruşumuzdan bir ortamda nasıl var olduğumuza, hayata dair kararlarımızdan bakış açımıza kadar pek çok şeyi farkında olmadan dönüştürür. Kitaplar bizi sadece bilgilendirmez; zihnimizi, ruhumuzu ve insan ilişkilerimizi her anlamda inceltip geliştirir. Hatta hayatımızla ilgili en önemli kararları alırken bile etkili olduğuna eminim.
5-Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz?
Her insan gibi benim de hayatımda olumlu ve olumsuz pek çok dönüm noktası, cebimde biriktirdiğim deneyimlerim oldu. Ancak beni asıl ‘yazmaya’ sevk eden deneyim; yıllarca tutkuyla okumanın yanında, mesleğim gereği yüzlerce insanın hayatına, hüznüne, mücadelesine ve umuduna tanıklık etmek, yani onları içtenlikle dinlemek oldu.
Dinlediğim her bir insan hikayesi zihnimde birikti; kendi hayat tecrübelerimle ve okuma aşkımla harmanlandı. Bir noktada o birikim artık zihnime sığamaz, kabından taşar hale geldi. İşte o an; tüm bu yaşanmışlıkları, duyguları ve kurguları kâğıda dökme, kendime bu yazarlık deneyimini kazandırma kararı aldım.
6-İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir siz bu yolda nasıl bir yöntem izlediniz?
Bence iyi bir yazar olmanın ilk ve en temel şartı, bitmek bilmeyen bir okuma tutkusudur; çünkü nitelikli okumalar insanın kalemini ve ruhunu besleyen en büyük kaynaktır. Bir diğer şart ise hiç şüphesiz sabır ve disiplindir. Kurgunun, karakterlerin ve üslubun olgunlaşması zaman ister.
Ben bu yola henüz yeni adım atmış, yolun başında bir yazarım. Bu serüvende kendime belirlediğim en temel yöntem ise; ne olursa olsun durmadan yazmaya devam etmek, karşılaştığım hiçbir olumsuzlukta pes etmemek ve kalemime olan inancımı daima taze tutmak. Çünkü yazarlığın bir varış noktası değil, ömür boyu süren ilham dolu bir yolculuk olduğuna inanıyorum.”
7-Kaleme aldığınız ilk kitap nedir ve varsa diğer kitaplarınız nelerdir?
Kaleme aldığım ve Kalan Yayınları etiketiyle okurla buluşan ilk romanım Gezgin. Gezgin, geçmişinin yükünden kaçan savaşçı bir kadının ve onun sığınağı olan bir adamın duygusal, aidiyet dolu içsel yolculuğunu anlatıyor ve şu an tüm kitapçılarda satışta.
Şu an ise ikinci kitabımın üzerinde çalışıyorum; yazım süreci neredeyse tamamlanmak üzere. Düzenlemeleri bittiğinde okurlarla buluşacak olan bu yeni eserim, heyecan ve gizem dolu bir romantik-polisiye kurgusu olacak.
Bu projemi tamamladıktan sonra ise hayal gücümün sınırlarını zorlayacağım, iki seriden oluşmasını planladığım fantastik bir kurguya adım atacağım. Kısacası kalbimde ve zihnimde biriken hikayelerin gerisi, aynı heyecanla gelmeye devam edecek.
8-Kitaplarınızdaki konuları yazmaya yönlendiren en önemli etken ya da etkenler nelerdir?
Ben zihninde senaryolar kurmayı seven, aşırı düşünmeye meyilli ve biraz da hayalperest biriyim. Aslında bunu zayıflık olarak görmek yerine bir yazarlık gücüne, yani deyim yerindeyse krizden fırsat yaratmaya dönüştürüyorum.
Zihnimdeki o durmak bilmeyen kafa seslerini, zengin hayal gücümle ve yıllardır biriktirdiğim insan hikayeleriyle harmanlıyorum. Kendi iç dünyamda kurduğum o ihtimaller ve senaryolar, bir noktadan sonra kurgularımın ana yakıtı haline geliyor. Kısacası beni yazmaya yönlendiren en önemli etken; zihnimdeki o renkli ve kalabalık dünyayı kâğıda dökerek okurla buluşturma arzum.
9-Hikâyeyi kurgularken karakterlerinizin kaderini önceden tamamen planlıyor musunuz, yoksa yazım sürecinde karakterlerin kendi yollarını çizdiği oluyor mu?
Yazım sürecine başlamadan önce ana karakterlerimin isimlerini, temel kişilik haritalarını ve ruh hallerini zihnimde net bir şekilde tasarlıyorum. Onlara geçmişi olan bir hayat hikayesi yaratıyor ve romanın genel omurgasını, gidişatının ana hatlarını önceden belirliyorum.
Ancak işin büyülü kısmı yazım masasına oturduğumda başlıyor: İskelet belli olsa da hikâyenin detayları, olayların gelişim şekli ve bazı yan kulvarlar o anki hislerimin, fikirlerimin ve hayal gücümün akışıyla şekilleniyor. Yani rotam önceden çizilmiş bir harita gibidir ama yolda karşıma çıkan manzaraları ve sürpriz patikaları keşfetmeyi karakterlerimin özgürlüğüne bırakıyorum.
10-Size ilham veren şeyler nelerdir?
Bana ilham veren şeyler aslında hayatın içine serpiştirilmiş küçük anlarda ve duygularda gizli. Bir mekânda tesadüfen kulak misafiri olduğum bir sohbet, kalabalıklar arasında birinin yüzünde yakaladığım anlık bir ruh hali ya da samimi bir muhabbet esnasında öylesine söylenmiş tek bir cümle bile zihnimde devasa bir kurgunun ilk kıvılcımını yakabiliyor.
Ruhuma dokunan, bana kendimi iyi ve canlı hissettiren her ayrıntı benim için bir ilham kaynağına dönüşebilir. Kısacası ilhamı uzaklarda değil; hayatın ritminde, insanların saklayamadığı o samimi duygularda ve anın getirdiği hislerde buluyorum.
11-En çok hangi dönemlerde üretken oluyorsunuz ve yazma konusunda sizi en çok motive eden şey nedir?
Benim için üretkenliğin anahtarı kesinlikle zihinsel dinginlik ve sakinliktir. Günün koşturmacasından, iş stresinden ya da canımı sıkan herhangi bir pürüzden zihnimi arındırabildiğim anlarda yazmaya tam anlamıyla odaklanabiliyorum.
En üretken olduğum zamanlar ise günün gürültüsünün çekildiği akşam ve gece saatleri. Derin bir sessizlik içinde, arka planda çalan hafif bir enstrümantal müzik eşliğinde kaleme sarılmak benim en büyük ritüelim. Beni yazma konusunda en çok motive eden şey; dış dünyanın gürültüsünü kapatıp o sakinlik içinde kendi kurgusal dünyamın sesini dinleyebilmektir.
12-Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?
Eğer okurlar; bir kadının kendi küllerinden doğma savaşını, kaçışını, aksiyonunu, aşkı ve adanmışlığı tüm çıplaklığıyla hissetmek istiyorlarsa bu kitaba bir şans vermeliler.
Gezgin, sadece sürükleyici bir macera sunmuyor; aynı zamanda güçlü görünen bir kadının ruhunun derinliklerinde gerçekte neye ihtiyaç duyduğunu, o omuzlardaki yüklerin ve duyulan güven arayışının altını çiziyor. Kendi içsel yolculuğunu arayan, tutkuyu ve duygusal derinliği bir arada yaşamak isteyen her okur, Gezgin’de kendinden bir parça bulacaktır.
13-Kitap ya da kitaplarınızdaki ana fikirler ve vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?
Gezgin’de temelde, baba sevgisinden mahrum veya sorunlu bir baba figürüyle büyümüş mutsuz kız çocuklarının iç dünyasını ve psikolojik mücadelesini odağıma aldım.
Yıllar süren gözlemlerim bana çok çarpıcı bir gerçeği gösterdi: Sadece anne sevgisiyle büyümek zorunda kalan kız çocukları hayata karşı mecburen güçlü birer ‘savaşçı’ haline geliyor; sadece baba sevgisi ve korumasıyla büyüyenler ise birer ‘prenses’ gibi yetiştiriliyor. Ancak savaşçı olan kadın hayat mücadelesinde çok yorulup yıpranırken, prenses olan ise dış dünyanın sert gerçeklerine karşı fazla savunmasız kalıyor.
İşte bu kitapta vermek istediğim ana mesaj; bu iki sevginin ve dengenin insanın ruhsal gelişiminde ne kadar hayati olduğu. Gezgin’de her şeyi tek başına halletmeye çalışan, yorgun ama yılmayan o savaşçı kız çocuğunun —Ada’nın— içsel sığınağını arama hikayesini anlatarak okura bu dengeyi sorgulatmak istedim.
14-Yazar olmanın ve yazmanın sizin için zor yanları nelerdir, bunlarla nasıl başa çıktınız?
Gezgin’i bu yılın başında, yaklaşık 4 ay gibi kısa ve yoğun bir zaman diliminde tutkuyla tamamladım. Bu süreçte benim için zor olan kısım yazma ve kurgulama aşaması değil; ne yazık ki dosyamı güvenilir bir yayıneviyle buluşturma ve kitabı raflara taşıma süreciydi.
Yazarı maddi ve manevi olarak sıkıntıya sokabilecek ağır sözleşme maddeleriyle karşılaştım. Tam yayınevlerinden ümidimi kesip dijital platformlarda bağımsız olarak ne yapabileceğimi araştırmaya başlamışken, son bir şansla Kalan Yayınları ile iletişime geçtim. Sürecin olumlu ilerlemesi ve şeffaf bir yaklaşımla karşılaşmam sayesinde kitabım okurla buluştu. Benim için bu yolculuktaki en büyük zorluk yazmak değil, emek verdiğim eserimi doğru ve güvenilir ellerde raflara taşıyabilme mücadelesiydi.
15-Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda bu durumun üstesinden nasıl geliyorsunuz?
Yazar tıkanıklığı hissettiğim anlarda kendime baskı uygulamaktan ve zihnimi zorlamaktan özenle kaçınıyorum. Biraz ara veriyorum. Sırf yazmış olmak için masaya oturup kurguyu sığlaştırmak ya da yapay bir hikâye yaratmak benim yazarlık anlayışıma oldukça uzak. Akışta kalmaya ve zihnime ihtiyaç duyduğu alanı tanımaya gayret ediyorum.
Çünkü bazen yaptığınız resme ara verip ona biraz uzaktan bakmak gerekir. Detayların içinde kaybolduğunuzda tablo boğucu bir hal alabilir ama geri çekilip uzaktan baktığınızda eksikleri ve hataları çok daha net görürsünüz. Tıkanıklık anları da benim için bir duraklama değil, esere uzaktan bakıp ruhunu yeniden yakalama fırsatıdır. Sanat, zorlamayla değil; özgürleştiği anlarda değer kazanır.
16-Kitaplarınızı kitlelere ulaştırmak, kendinizi tanıtmak ve düşüncelerinizi insanlara anlatmak için ne gibi organizasyonlar yapıyorsunuz?
Şu an için yayınevimle koordineli olarak Instagram ve YouTube gibi dijital mecraları aktif şekilde kullanıyorum. Kitabımın duygusal atmosferini yansıtan kısa yapay zekâ tanıtım videoları ve görsel içerikler tasarlayıp paylaşıyorum.
Hatta Gezgin’in ruhunu yansıtması için hazırladığım iki özel şarkım bile var: ‘Menzilsiz Yol’ ve ‘Ruhum Bir Ada’. Sanırım yazarlık tutkusu insana sınırları aştırıyor ve hikayesini anlatmak için her imkânı kullandırtıyor. Tabii tüm bu dijital adımların yanında; sizler gibi sanata ve bağımsız yazarlara kucak açan değerli platformların desteğiyle sesimizi kitlelere duyurabilmek bizim için çok kıymetli. Sonrasında yolun bizi nerelere taşıyacağını ise zaman gösterecek.
17-Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının sizin için önemi nedir, bu etkinliklerin size ve okuyucuya ne gibi katkılar sağladığını düşünüyorsunuz?
Gezgin henüz çok taze, yaklaşık bir ay önce okurla buluşan bir roman. Bu nedenle kitap fuarları ve imza günlerini henüz canlı olarak deneyimleme fırsatım olmadı.
Ancak bir yazar için okurla göz göze gelmenin, yazdıklarının bir insanın kalbinde nasıl bir karşılık bulduğunu hissetmenin tarif edilemez bir heyecan ve ilham kaynağı olduğuna eminim. O etkileşim, sadece okura değil; yazara da yalnız olmadığını, kelimelerinin bir yerlerde can bulduğunu gösteren çok özel bir ayna. İlk fuar ve imza günü deneyimimi yaşamak, okurlarımla yüz yüze kucaklaşmak için sabırsızlanıyorum.
18-Şu an üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz ve keşfetmek istediğiniz yeni projeleriniz var mı?
Evet, kalbimi ve zihnimi heyecanlandıran çok güzel projelerim var. Şu an yazım aşaması bitmek üzere olan ikinci romanıma odaklanmış durumdayım; hemen ardından detaylı düzenleme ve revizyon sürecine geçeceğim.
Bunun yanı sıra, hayal gücümün sınırlarını zorlamak istediğim ve iki seriden oluşmasını planladığım fantastik kurgu projem için hazırlıklarımı sürdürüyorum. Farklı türlerde kalem oynatmak, yeni evrenler ve karakterler keşfetmek benim yazarlık yolculuğumdaki en büyük motivasyonum. Kısacası okurlarımı farklı duygulara götürecek yeni hikayeler yolda.
19-Okuyuculardan aldığınız, sizi en çok duygulandıran ya da şaşırtan geri dönüşler nelerdir?
Gezgin henüz çok yeni bir roman olmasına rağmen okurlardan gelen ilk geri dönüşlerin son derece olumlu ve sıcak olması beni inanılmaz mutlu ediyor. Özellikle Ada’nın mücadelesinde kendinden bir parça bulan veya hikâyenin duygusal derinliğine dokunan okurlarımı görmek benim için en büyük mükafat.
Şu ana kadar aldığım o güzel tepkiler içimdeki yazma heyecanını daha da pekiştiriyor. Kitabım zamanla daha geniş kitlelere ulaşıp tanındıkça çok daha farklı, çeşitli ve zengin yorumlarla karşılaşacağıma inanıyorum. Her yeni okurun hikâyeye katacağı farklı bir bakış açısını keşfetmek için sabırsızlanıyorum.”
20-Edebiyat yolculuğunun başında olan yazar adaylarına ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?
Ben de henüz bu yolun başında, her gün yeni şeyler öğrenen bir yazar adayıyım; dolayısıyla tavsiyeden ziyade yol arkadaşlığı hissiyle şunları söyleyebilirim:
Zihnimizi ve kalemimizi beslemek için durmadan okumak, kurgunun ve karakterlerin olgunlaşması için sabırlı olmak ve karşılaştığımız hiçbir engelde kalemi elden bırakmamak bu serüvenin en büyük anahtarı. Ne olursa olsun içimizdeki o hikayeleri anlatmaktan vazgeçmeyip yazmaya devam etmeliyiz. Ben kendi yolculuğumda tam olarak bunu yapıyorum ve aynı tutkuyu paylaşan herkesin de kendi sesini cesaretle duyurmasını diliyorum.

