SİYAH KALEMDEN MACERALAR
Ağlasan mı, gülsen mi?
Hayat bazen insana öyle bir gün yaşatır ki…
Ağlasan mı, gülsen mi, yoksa oturup hayatla biraz konuşsan mı, bilemezsin.
Bir kadın düşünün…
Mahkemesi görülmüş.
Boşanmış.
Kararı verilmiş.
Evrakları elinde.
Kadın, “Artık tamam,” diye düşünmüş.
Nüfus Müdürlüğü’ne gitmiş.
Görevli bilgisayara bakmış:
— Karar görünmüyor.
Kadın şaşkın:
— Nasıl görünmüyor? Ben boşandım.
Ama sistem başka söylüyor.
Kadın elinde evraklarla geri dönmüş.
Sonra bir ay geçmiş.
Kadın yeniden randevu almış.
Yeniden nüfus müdürlüğüne gitmiş.
Bu kez de aynı cümle:
— Karar hâlâ görünmüyor.
Kadın içinden:
“Ben mi boşanmadım, sistem mi boşanmadı?”
demiş.
Sonunda soluğu Kartal Adliyesi’nde almış.
Kaleme gitmiş, derdini anlatmış:
— Davam görüldü, boşandım. Evraklarım elimde ama nüfusta hâlâ evli görünüyorum. Kimliğimi değiştiremiyorum.
Oradakiler bir numara vermiş:
— Şu numarayı arayın.
Kadın numarayı almış, eve gitmiş.
Pazartesi günü aramış.
Konuşmuş.
— Tamam, artık randevu alabilirsiniz.
Kadın sevinmiş.
“Sonunda!” demiş.
Yeniden randevu…
Yeniden nüfus müdürlüğü…
Yeniden sıra…
Ve bilgisayara bakan görevli:
— Siz hâlâ evli görünüyorsunuz.
Kadın artık gülmeye başlamış.
Çünkü ağlasa da sistem düzelmeyecek gibi…
Yan tarafta yeni evlenen çiftler var.
Onların yüzünde mutluluk.
Kimliklerini değiştirmeye gelmişler.
Kadın içinden:
“Ne güzel… Bunlar evlenmiş, ben boşanmışım ama ikimiz de aynı yerdeyiz.”
demiş.
Sonra yine telefonlar…
199’u ara…
Vatandaşlık birimini ara…
Adliye’yi ara…
Birine boşandığını anlat…
Ötekine kararın verildiğini anlat…
Sonra:
— Haftaya tekrar arayın.
Kadın bekliyor.
Arıyor.
— Yirmi dakika içinde çözülür.
Yirmi dakika geçiyor.
İnsanlar geliyor, gidiyor.
Sıra ona geliyor.
Ve nihayet…
Kimlik işlemleri başlıyor.
Eski kimlik bir tarafa.
Yeni kimlik diğer tarafa.
Görevli soruyor:
— İki çocuğunuz var mı?
— Evet.
— Kızlık soyadınızı almak istiyor musunuz?
— Evet.
Kadın bir an duruyor.
Çünkü yıllardır taşıdığı bir soyadını bırakıp kendi soyadına dönmenin tuhaflığını yaşıyor.
Tam o sırada kadın, görevliye başka bir soru soruyor:
— Peki burada çalışmak için ne yapmak gerekiyor?
Görevli:
— KPSS’ye girmeniz gerekiyor.
— Ne mezunusunuz?
— Lise.
Görevli şaşkın:
— Üniversite mezunuysanız burada ne işiniz var?
Kadın gülüyor.
— Üniversiteyi de bitirdim. Sağlık üzerine okudum. Mesleğim de var ama kendi mesleğimi yapamıyorum.
Hayat yine bir yerden tokadını vurmuş.
Ama kadın hâlâ ayakta.
Nihayet eve geliyor.
“Bitti,” diyor.
Tam o sırada…
Anahtarını evde unuttuğunu fark ediyor.
Kapının önünde kalıyor.
“Yok artık,” diyor.
Komşunun binasına geçiyor.
Balkona bakıyor.
“Acaba buradan geçebilir miyim?”
Komşu hemen:
— Sakın! Düşersin!
Kadın:
— Bir deneyeyim…
Hayatında boşanma kararından nüfus müdürlüğüne, oradan balkona uzanan bu macerada kadın bir de balkonlar arası geçiş planı yapıyor.
Neyse ki kapıya yöneliyor.
Sonra kardeşini arıyor.
Anahtar kardeşinde.
Kardeşinin yanına gidiyor.
Anahtarı alıyor.
Eve dönüyor.
Kapıyı açıyor.
İçeri giriyor.
Bir an sessizlik…
Kadın derin bir nefes alıyor.
Sonra kendi kendine:
— Ben bugün boşandım mı, kimlik mi aldım, KPSS mi konuştum, balkondan mı geçtim, kardeşimden anahtar mı aldım… Yoksa bunların hepsini aynı gün mü yaşadım?
İşte hayat bazen böyledir.
Bir olay bitmeden diğeri gelir.
İnsan daha “oh be” diyemeden hayat:
“Dur, daha bitmedi.”
der.
Ama Siyah Kalem şunu da yazar:
Bazı kadınlar hayatın bütün karmaşasına rağmen ayağa kalkmayı bilir.
Bazen ağlayarak…
Bazen gülerek…
Bazen söylenerek…
Ama yine de yürüyerek.
Çünkü hayat ne kadar üst üste gelirse gelsin,
kadın kapısının önünde anahtarsız kalsa bile, bir yolunu bulup o kapıyı açar.
İşte bu da…
Siyah Kalemden bir hayat macerası.
Ağlasan mı?
Gülsen mi?
Sen karar ver… Nazmiye Yılmaz
