Siyah Kalem’den Tık Tık
Deli Kim, Akıllı Kim?
Bir gün bir adam çıkmış sokağa. Üstü başı düzgün, ayakkabıları boyalı, yüzünde de kocaman bir gülümseme… Yürüyor ama bir yandan kendi kendine konuşuyor, bazen durup gülüyor, bazen de gökyüzüne bakıp başını sallıyor.
Kaldırımda oturan iki kişi başlamış fısıldaşmaya.
“Şuna bak, kendi kendine konuşuyor. Galiba aklını kaçırmış!”
Diğeri de hemen atlamış:
“Kesin öyle. Normal insan kendi kendine konuşur mu?”
Adam duymuş ama hiç bozuntuya vermemiş. Biraz ilerlemiş, sonra geri dönüp sormuş:
“Affedersiniz, siz hiç kendi kendinizle konuşmaz mısınız?”
İkisi birden cevap vermiş:
“Hayır!”
Adam şaşırmış.
“Vay be! Demek siz kendi kendinizle bile anlaşamıyorsunuz. Ben en azından kendimle sohbet edebiliyorum!”
Sonra yürümeye devam etmiş.
İşte bizim memlekette işler biraz böyledir. İnsan kendi kendine gülse deli derler, ağlasa zayıf derler, susarsa kibirli derler, konuşursa ukala derler. Herkesin elinde bir terazi, herkesin dilinde bir hüküm… Bir tek kimsenin elinde kendi kusurlarını tartacak bir tartı yoktur.
Bizim adamın karnı acıkmış. Bir fırına girmiş.
“Usta, bana bir ekmek ver.”
Fırıncı ekmeği uzatırken adama şöyle bir bakmış.
“Hayırdır kardeşim, kiminle konuşuyordun dışarıda?”
Adam cevap vermiş:
“Kendimle.”
Fırıncı gülmüş.
“İnsan kendi kendine konuşur mu?”
Adam ekmeği almış, fırıncıya dönmüş:
“Usta, sen sabah akşam hamurla konuşuyorsun, ekmeklere şekil veriyorsun. Sana deli diyen var mı?”
Fırıncı bir an durmuş.
“Yok.”
“E, demek ki mesele kiminle konuştuğun değil, ne iş yaptığınmış. Sen hamurla konuşunca sanat, ben kendimle konuşunca delilik!”
Fırıncı kahkahayı basmış.
“Yürü git be kardeşim, sabah sabah beni de düşündürdün!”
Adam ekmeğini alıp çıkmış. Ama aklına bir şey takılmış. Kendi kendine söylenmiş:
“İnsanlar başkasının davranışını incelemeye ayırdıkları zamanın yarısını kendilerini düzeltmeye ayırsalar, bu dünya biraz daha huzurlu olurdu.”
Biraz ileride bir bankta üç kişi oturuyormuş. Biri komşusunu çekiştiriyor, diğeri akrabasını eleştiriyor, öteki de tanımadığı birinin hayatına hüküm veriyormuş.
Adam yanlarına yaklaşmış.
“Kolay gelsin, bugün kimin hayatını kurtarıyorsunuz?”
Üçü birden şaşırmış.
“Ne demek istiyorsun?”
“Maşallah, herkesin hayatını konuşuyorsunuz. Bir tek kendi hayatınıza sıra gelmemiş. Onu da yarına mı bıraktınız?”
Biri kaşlarını çatmış.
“Sen kimsin de bize akıl veriyorsun?”
Adam gülümsemiş.
“Ben kimseye akıl vermiyorum. Zaten herkesin aklı kendine yetiyor da kimsenin vicdanı kimseye yetmiyor!”
Sonra yoluna devam etmiş.
Az gitmiş, uz gitmiş, bir hastanenin önüne gelmiş. Tabelaya bakmış, durmuş ve kendi kendine şöyle demiş:
“İnsan bazen kendi aklından şüphe eder de herkesin aklından şüphe etmeyi unutuyor. Oysa bir insanın yardıma ihtiyacı olması ayıp değil. Asıl ayıp, yardıma ihtiyacı olanla alay etmek.”
Tam o sırada yanından geçen bir adam sormuş:
“Sen neden kendi kendine konuşuyorsun?”
Bizimki derin bir nefes almış.
“Düşünüyorum.”
Adam gülmüş.
“Düşünmek için insanın kendi kendine konuşmasına gerek yok!”
Bizimki de gülmüş.
“Doğru söylüyorsun. Ama bazı insanlar başkalarını dinlemediği için insan mecburen kendini dinliyor!”
Adam cevap bulamamış, yoluna devam etmiş.
Şimdi gelelim asıl meseleye…
İnsanlar bazen birini görür, kıyafetine bakar, yürüyüşüne bakar, konuşmasına bakar ve hemen karar verir. Oysa kimse bilmez o insan gece kaç kez uykusundan uyandı, kaç kez içine ağladı, kaç kez kimseye anlatamadığı bir acıyı kendi içinde taşıdı.
Birinin gülmesi mutlu olduğunu göstermez. Birinin susması huzurlu olduğunu göstermez. Birinin çok konuşması da her şeyi bildiği anlamına gelmez.
Bazen en çok gülen insanın içinde fırtınalar kopar. Bazen en sessiz insanın içinde koca bir dünya vardır. Bazen de insan, anlatamadıklarını kendi kendine konuşarak anlamlandırmaya çalışır.
Elbette her farklı davranışın bir anlamı vardır diyemeyiz. Ruhsal sıkıntılar yaşayan insanlar da anlayışa ve gerektiğinde desteğe ihtiyaç duyar. Hiç kimse bir başkasının acısını bilmeden onunla alay etme hakkına sahip değildir.
Çünkü insan olmak, yalnızca akıl sahibi olmak değildir. İnsan olmak, karşındaki insanın kalbini de hesaba katmaktır.
Bir gün bir adam öfkeyle bağırmış:
“Bu dünyada herkes deli!”
Bizim adam sormuş:
“Neden?”
Adam cevap vermiş:
“Çünkü kimse beni anlamıyor!”
Bizimki gülümsemiş.
“Belki de herkesin seni anlamasını beklemek yerine, sen de biraz başkalarını anlamaya çalışmalısın.”
Adam susmuş.
İşte bazen insanın bütün hayatını değiştirecek bir cümle, uzun bir nasihatten daha değerlidir.
Şimdi düşünelim…
Bir insanın aklını ölçmek kolay mı? Birinin karakterini bir bakışta anlayabilir miyiz? Birinin yaşadıklarını bilmeden onun hakkında hüküm verebilir miyiz?
Hayır.
Ama ne yazık ki insan, kendisine gelince bin tane mazeret buluyor, başkasına gelince bir cümleyle hükmü kesiyor.
Kendisi hata yapınca “İnsanlık hâli” diyor. Başkası hata yapınca “Zaten onun karakteri böyle” diyor.
Kendisi sinirlenince “Çok doluyum” diyor. Başkası sinirlenince “Ne kadar dengesiz” diyor.
Kendisi ağlayınca “Canım yanıyor” diyor. Başkası ağlayınca “Abartıyor” diyor.
Peki, soruyorum size: İnsan kendi acısına bu kadar anlayışlı, başkasının acısına neden bu kadar acımasız?
Belki de asıl öğrenmemiz gereken şey budur.
Hayat, herkesi bir gün kendi sınavına çıkarır. Bugün anlamadığın bir insanı yarın anlamak zorunda kalabilirsin. Bugün küçümsediğin bir durumun içinde yarın kendini bulabilirsin. Bugün birinin gözyaşına gülen insan, yarın kendi gözyaşını saklayacak bir yer arayabilir.
Bu yüzden kimseyi küçümseme. Çünkü hayatın sana ne öğreteceğini, hangi kapıda durduracağını, hangi sınavla karşılaştıracağını bilemezsin.
Bir de şu var: Akıllı olmak, herkesi susturmak değildir. Akıllı olmak, gerektiğinde susmayı bilmektir. Her tartışmayı kazanmak değildir; bazen haklı olduğun hâlde kalp kırmamak için geri çekilmektir. Herkesin kusurunu bulmak değildir; kendi kusurunu fark edip düzeltmeye çalışmaktır.
Ve unutma, insanın en büyük deliliği, kendisini kusursuz sanmasıdır.
Siyah Kalem’den Tık Tık!
Kapıyı açın, bugün size biraz kahkaha, biraz düşünce, biraz da hayat dersi getirdim.
Ama korkmayın, akıl dağıtmaya gelmedim. Zaten akıl dağıtsam herkes sıraya girer, kendi payına düşeni alır, sonra da komşusunun payını beğenmez!
Ben size sadece bir soru bırakıyorum:
Sokakta kendi kendine konuşan birini görünce neden hemen deli diyoruz da başkasının arkasından konuşan birini görünce onun aklını sorgulamıyoruz?
Belki de asıl mesele kimin deli olduğu değil, kimin insanlığını unuttuğudur.
Hayat kısa dostlar. Birbirimizi yargılamaya harcadığımız zamanı birbirimizi anlamaya harcasak, belki de dünya daha yaşanılır bir yer olur.
İnsanları güldürün ama yaralamayın. Şaka yapın ama birinin yarasına basmayın. Farklı olanı küçümsemeyin. Çünkü kimsenin hayatı, bizim dışarıdan gördüğümüz birkaç dakikadan ibaret değil.
Ve son sözüm şu:
Bir insanın aklını bilmiyor olabilirsin ama kalbini kırmamayı öğrenebilirsin. Bir insanın hikâyesini bilmiyor olabilirsin ama ona saygı gösterebilirsin.
Çünkü gerçek akıl, her şeyi bilmek değil; bilmediğin şey karşısında haddini bilmektir.
Siyah Kalem’den son bir tık tık!
Kendi aklını beğenmeyen komşusunun aklına göz dikmesin. Herkes önce kendi kapısının önünü süpürsün. Çünkü bazı insanlar başkasının hayatındaki tozu görürken kendi evindeki fırtınayı fark etmiyor!
Yazan: Nazmiye Yılmaz
Siyah Kalem…
