Veda
Buruk bir vedaya hazırlanır gibi ürkek yüreğimiz.
Biraz telaşlı, biraz üzgün, biraz da sevinçliyiz.
Davul zurna eşliğinde bağlanan kırmızı kuşağa ne kadar ağlanabilirse o kadar ağladık işte…
Siz hiç göz yaşınızı silerken halay çektiniz mi?
Çekmeyin! Çok zor oluyor..
Çocuklar büyüyor ve biz zamanı tutamıyoruz.
Göz açıp kapatıncaya kadar geçiyor, geçmez sandığımız zaman..
Daha dün duvarları rengarenk boyayan küçük kız çocuğu şimdi,
Beyaz gelinlikle karşımızda dikiliyor.
Erkek tarafı elinde işlemeli mendillerle düğünün hakkını verirken,
Kız tarafının gözü yaşlı…
Kaçınılmaz son..
Doğanın kanunu bu.
Hepimiz geçtik o yollardan,
Hepimizin başında kavak yelleri esti zamanı gelince.
Ama insan ebeveyn olunca işler değişiyormuş.
Anne hıçkırıklarına hakim olamazken,
Baba gidip gelip yüzünü yıkıyor,
Akıtamadığı göz yaşını çeşmenin suyuna karıştırıyor…
İnsan gençlerin mutluluğunu görünce bu an’a şahit olabildiği için şükrediyor.
Ama…
Özlem duygusu ağır basıyor
Masadan eksilecek olan bir tabak değil ki sadece bu.
Bazen boşta bulunup kızım diye sesleneceksin belki,
Bazen istemsizce saate bakacaksın geç kaldı diye ,
Sonra buruk bir tebessüm belirecek dudağında ,
Sevdiği yemeği sadece o geldiğinde pişireceksin…
İnsan yaş aldıkça daha duygusal oluyor nedense
Annemin, “anne olunca anlarsın” dediği her şeyi bir bir anlıyorum şimdi.
İnsan hayatta her şeye göğüs gerebiliyor ama,
İş çocuklarınla ilgili bir şey olduğunda akan sular duruyor,
Elin, kolun, dilin bağlanıyor …
Hiçbir tecrübemiz olmadan anne baba olduk,
Onlarla şekillendi, onlarla öğrendik bir çok şeyi.
Durup düşününce sıfırdan bir birey yetiştirmek ne zordu…
Şimdi de sıra büyüdüklerini kabullenemekte sanırım.
Kuş yuvadan uçtu, şimdi kendi yuvasını kuracak…
Ayaklarına taş değmezsin,
Ellerine diken batmasın,
Yolları hep çiçek bahçesi olsun.
Hayat bu, inişleri çıkışları elbette olacak.
Önemli olan her sıkıntıdan yine el ele çıkmak.
Biz şimdi çocukluktan beri sıkı sıkı tuttuğumuz elinizi bıraktık,
Önce Allah’a sonra birbirinize emanetsiniz vesselam…
