Hayat, Ertelediğimiz Anların İçinde Saklı
Bazen hayatın en güzel tarafı, fark etmeden içinden geçip gittiğimiz anlardır.
Hayat dediğimiz şey, çoğu zaman büyük hayallerin peşinde koşarken gözden kaçırdığımız küçük mutluluklardan ibarettir. Bir sabah penceremizden içeri süzülen güneş ışığı, sevdiğimiz birinin içten gülümsemesi, ansızın gelen bir telefon ya da uzun zamandır duymadığımız bir ses… Bazen bütün yorgunluğumuzu unutturacak kadar küçüktür mutluluk. Ama biz, çoğu zaman onu büyük olayların, uzak hedeflerin ve geleceğe bıraktığımız umutların içinde ararız.
Hep bir yerlere yetişmeye çalışıyoruz. Daha iyi bir iş, daha güzel bir ev, daha fazla başarı, daha kusursuz bir hayat… Kendimize sürekli yeni hedefler koyarken yaşadığımız günün kıymetini unutuyoruz. Sanki gerçek hayat, bütün işlerimiz bittiğinde, bütün sorunlarımız çözüldüğünde başlayacakmış gibi davranıyoruz. Oysa hayat, beklediğimiz o kusursuz gün gelene kadar sessizce akıp gidiyor.
Kaç kez bir dostumuzla görüşmeyi erteledik? Kaç kez içimizden geldiği hâlde sevdiğimize sarılmadık? Kaç kez kendimize zaman ayırmayı, biraz dinlenmeyi, sevdiğimiz bir kitabı okumayı ya da yalnızca hiçbir şey yapmadan oturmayı sonraya bıraktık?
Belki de en büyük yanılgımız, zamanın bize hep yeniden sunulacağını düşünmek.
Hayat, her zaman planladığımız gibi ilerlemiyor. Bazen beklenmedik bir kayıp, bazen hayal kırıklığı, bazen de hiç hesapta olmayan bir başlangıç bütün yönümüzü değiştiriyor. O anlarda anlıyoruz ki kontrol edemediğimiz pek çok şey var. Fakat yaşadıklarımıza nasıl karşılık vereceğimiz, kendimize ne kadar şefkat göstereceğimiz ve yeniden ayağa kalkmak için hangi umuda tutunacağımız konusunda hâlâ seçimlerimiz bulunuyor.
Olgunlaşmak, belki de her şeyi değiştiremeyeceğimizi kabul ederken değiştirebileceğimiz şeyler için cesaret bulmaktır. Herkesi memnun etmek zorunda olmadığımızı, her sorunun cevabını hemen bulamayacağımızı ve bazen dinlenmenin de ilerlemek kadar değerli olduğunu öğrenmektir.
Bir de kendimize karşı daha anlayışlı olmayı öğrenmeliyiz. Başkalarının yaralarını sararken kendi yorgunluğumuzu görmezden gelmemeli, herkese yetişmeye çalışırken kendimizi geride bırakmamalıyız. Çünkü insanın kendisiyle kurduğu ilişki, hayatının bütün alanlarına dokunur.
Belki bugün her şey yolunda değil. Belki içimizde kimseye anlatamadığımız kaygılar, yarım kalmış hayaller ve cevabını bulamadığımız sorular var. Yine de küçük bir başlangıç için geç kalmış sayılmayız. Bir özür, bir teşekkür, bir telefon, içten bir gülümseme ya da kendimize ayırdığımız birkaç dakika…
Hayat, her şeyin mükemmel olduğu gün değil; eksiklerine rağmen yaşamaya devam edebildiğimiz gün güzelleşir.
Öyleyse biraz yavaşlayalım. Gökyüzüne bakalım, sevdiklerimizin sesine kulak verelim, kendimizi sürekli yarına hazırlamak yerine bugünün içinde yaşamayı deneyelim.
Çünkü yıllar sonra hatırlayacağımız şey, tamamladığımız işlerin listesi değil; kalbimize dokunan insanlar, içtenlikle yaşadığımız anlar ve kendimiz olmaktan korkmadığımız zamanlar olacak.
Hayat geçip gitmeden, hayatın içinde olalım.
