Kırık Kalp
Benim kırık kalbim ilk nerede kırıldı, hiç düşündünüz mü?
Bir insanın hayatı, kırılmadan onarılmıyor çünkü.
Çatlaklar sessizdir, acı ise sabırlı…
Göz görmez bazen, ama yürek erken hisseder.
Ve acı, ağır ağır işleyerek insanın ruhunda kendine yuva bulur.
Belki çocukluğun bir köşesinde kırılır kalp;
kimsenin fark etmediği bir sandalyede otururken,
bir ses yükselirken, bir omuz eksilirken…
Belki bir bakışta,
belki bir susuşta,
belki de birinin bizi anlamadığını ilk fark ettiğimiz o duru anda.
İlk günah orada işlenir işte.
Bizi kıranın ellerinde değil,
kendi içimize bastırdığımız o sessiz çığlıkta.
Kendimizi susturduğumuz, hislerimizi değersiz sandığımız,
kendimize “Boş ver, ben de idare ederim…” dediğimiz yerde.
İnsan ilk kez orada eksilir.
Ve hiçbir eksilme, insanı aynı bırakmaz.
Ama kırılmak, yok olmak değildir.
Kırılan yerden ışık sızar bazen;
o ışık kimi zaman bir çocuk gülüşüne,
kimi zaman bir anne dokunuşuna,
kimi zaman da insanın kendi kendine sarılışına dönüşür.
İnsan dediğimiz varlık nasıl çiçek açar, hiç soran olmaz.
Çünkü kimse kimseyi gerçekten güzel görmek istemez.
Belki kıskançlıktan, belki korkudan, belki kendi gölgeleriyle yüzleşmemek için…
Birinin büyümesi, bir başkasının eksikliğini görünür kılar diye ürker insanlar.
Peki bu bitmeyen öfke nereden geliyor?
Neden insan, sahip olduklarını yeterli görmez de hep biraz daha ister?
Bencillik diyebiliriz belki…
Ama tam anlamıyla değil.
İnsan, ne tam masumdur ne tam günahkâr;
ikisinin de gölgesini taşır içinde.
Zaten öyle olmasaydı, “gri” dediğimiz o geniş alan hiç var olmazdı.
Ne siyaha ne beyaza tam oturan o ara ton…
İnsanın en gerçek hâli oradadır.
Çiçek açtığı yer de, kuruduğu yer de o gri alandır aslında.
İnsan, kendini tanıdığı gün çiçek açar.
Acısını kabul ettiği gün, kırılganlığını sahiplenip dünyaya meydan okuduğu gün…
Güzelliği oradadır—ne başkalarının onayında, ne de kusursuzluk masalında.
İnsan, kendi karanlığını aydınlatabildiği kadar güzeldir.
Ve belki bu yüzden kimse kimseyi tam anlamıyla güzele tamamlayamaz;
herkes kendi içindeki grinin tonuyla yaşar.
Rojda Aydın
