Gerçekler Hangimizin Ceplerinde Gizli?
Her sabah uyandığımda ruhumun ve bedenimin biraz daha yorulmuş olduğunu hissediyorum. Kalabalığa karıştığımda fark edilmemek adına büründüğüm roller, taktığım maskeler henüz gün yarılanmadan beni tüketmeye başlıyor. Uyum sağlamak uğruna takındığım bu ifadelerin dışarıdan neden garip karşılandığını başlangıçta anlayamamıştım; ta ki o “siyah palto” imgesi zihnimi berraklaştırana dek.
Sokakta bir-iki kişinin üzerindeki canlı renklerin, çevredekiler tarafından tuhaf bir merakla incelenişine şahit oldum. Ardından herkes, üzerindeki simsiyah paltoların önünü sıkıca kapatarak sanki kendini korumaya alıyordu. Duyguları ve hisleri bir anda ortalığa dökülecekmiş gibi korkan, diğerleriyle hızlı göz temasları kurup hemen kendi düşünce kuyularına dalan bir insan yığını…
Kendi üzerime baktığımda, o dik bakışların nedenini nihayet kavradım: Sempatik görünme çabasıyla yüze yerleştirilmiş yersiz bir gülümseme ve ayva sarısı bir mont.
Öfkeli bakışlar, büzülen dudaklar ve sessiz bir yargılama… O an kendime sordum: Hangimiz gerçek duygularımızı paltolarımızın arkasına daha derin gömüyoruz? Hangimiz daha mutluyuz? Siyahların arkasına sığınanlar mı, yoksa renklerin içinde rol yapan bizler mi?
İnsanların kendi bedenlerine sıkıca sarılması, onları bizden mi koruyordu yoksa kendi düşüncelerinden mi? Etrafında olup bitenden habersiz; keyifsiz, suratsız ve bencil bir kalabalık. Renkleri kirleten ve siyahın kuytusuna saklanan binlerce düşünce… Anladım ki sadece üşüdüğümüz için sarılmıyoruz o paltolara.
Saklanmaya çalışılan ne varsa, aslında o kadar aşikârdı ki… Tam da bu yüzden insanlar ya siyah bir kumaşın arkasına ya da telefonlarının cam ekranlarına gizliyordu benliklerini.
Renklerin enerjisiyle dirensem de zamanla ben de onlara benzemeye başladım. Önce camdaki yağmur damlalarını saymakla başladım işe. Göz teması kurmadan, tepki vermeden… Damlalar bitince durak isimlerini ezberledim. Hangi durakta kaç kişinin, kendi içsel karmaşasıyla birlikte yok olacağını izledim. Hatta inenlerin ve binenlerin ortalamasını bile hesapladım.
İşte o an insanlarla arama o “mesafeyi” koyabildim. Onlar gibi olmuştum artık. Benim de cebimde, kimsenin göremeyeceği bir sürü gerçek gizliydi artık.

