Tanrım, bugün gökyüzü annemin yeni yıkadığı bembeyaz bir çarşaf gibi,
Sanki rüzgar esse, yine o çocukluk kokusu dolacak odama.
Annem, kalbimin sökülen yerlerini dikmekten yorulmayan tek terzi,
Ben ne zaman hayata karşı önümü iliklemeye kalksam,
Hep bir düğmem eksik kalıyor, hep bir yanım üşüyor onsuz.
Dünya dediğin, annemin ütülediği pantolonun çizgisi kadar düzgün değilmiş meğer,
Sokaklar çamurlu, insanlar biraz keskin, hayat biraz fazla gürültülü…
Ben büyüklük oyununda her seferinde mağlup bir çocuk gibi,
Yine onun dizlerinin dibindeki o huzurlu sessizliğe acıkıyorum.
Çay demlenirken çıkan o buhar, sanki bütün kederlerimi alıp götürecekmiş gibi.
Annem, mutfaktaki tencere seslerinden bir orkestra kuran kadın,
Benim sesim ne zaman kısılsa, onun duaları yankılanır içimde.
Şimdi ellerim cebimde, büyümüş bir adamın gölgesinde yürüyorum ama,
Hâlâ bir yanım, pazar dönüşü yolunu gözleyen o küçük çocuk…
Onun gülüşü, dünyadaki bütün eksik düğmelerimi tamamlayan tek şey.
Seni seviyorum demek, bazen bir reçel kavanozunun kapağını açmak kadar zordur bize,
Ama bil ki annem; benim bütün güzel cümlelerim,
Senin o hiç bitmeyen sabrının ve şefkatinin dipnotlarıdır.
