Nazmiye Yılmaz: Nazmiye Yılmaz’ın Hikayesi

Bir insanın hayatı bazen sessizce değişir.

Kimse fark etmez.

Bir gün aynaya bakarsın ve artık eski sen olmadığını anlarsın.

İşte Nazmiye’nin hikâyesi de böyle başladı.

Nazmiye, otuz sekiz yaşında hayatın tam ortasında durup kendi içindeki sesi dinlemeye karar verdi.

Canı çok yanmıştı.

Çok ağlamıştı.

Bazı geceler nefes almak bile ağır gelmişti ona.

İnsan bazen öyle yorulur ki konuşmak istemez, anlatmak istemez, sadece gökyüzüne bakar.

Nazmiye de öyle yaptı.

Bulutları izledi.

Yavaş yavaş hareket eden bulutları…

Dünyanın gerçekten döndüğünü düşündü.

Hayatın durmadığını…

Acının da sonsuza kadar sürmediğini…

Sonra eline bir kalem aldı.

Belki kendini kurtarmak için, belki susmamak için, belki de içindeki kırılmış kadını yeniden ayağa kaldırmak için yazdı.

Üç kitap çıkardı.

Bazen kendi kendine sordu:

“Neden yaptım?”

“Neden yazdım?”

Ama bazı şeylerin cevabı olmazdı.

İnsan bazen sadece hissederek yaşardı.

Yazdıkça değişti Nazmiye.

Kalemi onu başka insanlarla tanıştırdı.

Değerli yazarlarla, başka hayatlarla, başka acılarla…

Ve anladı ki herkesin içinde görünmeyen bir savaş vardı.

Onun bir sözü vardı:

“Var biri yok biri… masal gibi…”

Çocuk masalları nasıl “Bir zamanlar…” diye başlarsa, hayat da öyleydi aslında.

Bir gün varsın, bir gün yoksun.

Ama insan yaşadığı sürece kendi hikâyesini değiştirebilirdi.

Nazmiye en çok bunu öğrendi.

İnsan kendi çizgisini değiştirebilirdi.

Kaderin önüne geçmek değil belki ama kendi yolunu seçmek mümkündü.

“Canım çok acısa bile bunu yaptım,” dedi kendi kendine.

“Ve daha da yapacağım.”

Çünkü artık korkmuyordu.

Acıyla yaşamayı öğrenmişti.

Yorulsa da ayağa kalkmayı…

Kırılsa da insan kalmayı…

Nazmiye artık sadece geçmişine ağlayan bir kadın değildi.

Kendi kelimeleriyle yeniden doğan bir kadındı.

Ve bir gün gökyüzüne bakıp usulca gülümsedi.

“Rabbim büyük,” dedi.

“Ben hâlâ buradayım.”

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir