Eser sahibi kimdir? Sizi biraz daha yakından tanıyabilir miyiz?
Ben Dilek Yıldırım. Çocuk gelişimi ve eğitim alanında çalışmalar yapan, özel gereksinimli bireylerle uzun yıllardır çalışan bir eğitimciyim. Aynı zamanda yazmayı, insan hikâyelerine dokunmayı ve duyguları kelimelerle anlatmayı seven biriyim. Hayatın içinden gelen gerçek hikâyeler, insanın iç dünyası ve toplumda görünmeyen acılar benim kalemimde sıkça yer buluyor. Yazarken yalnızca bir hikâye anlatmıyorum; aynı zamanda insanların kalbine dokunmaya çalışıyorum.
Yazarlık serüveninizde kaleme aldığınız ilk eser mi? İlk eseriniz neydi?
Profesyonel anlamda hazırladığım ilk eserim benim için çok özel bir yere sahip. Çünkü bu eser yalnızca bir kitap değil, aynı zamanda içimde yıllardır biriken duyguların dışa vurumu oldu. İlk yazılarımı ise köşe yazılarıyla kaleme almaya başladım. İnsan hikâyeleri, toplumsal konular ve özel eğitim üzerine yazılar yazdım.
Bu ilk adım size ne hissettirdi?
İlk kez yazdığım satırların bir kitaba dönüşeceğini düşünmek tarifsiz bir duyguydu. Hem heyecan hem korku vardı içimde. Çünkü insan bazen kendi duygularını insanlara açarken savunmasız hissediyor. Ama aynı zamanda büyük bir özgürlük hissettim. Sanki yıllardır içimde taşıdığım yük hafiflemişti.
Eserlerinizde tekrar eden temalar ya da sizi yansıtan karakterler var mı?
Evet, kesinlikle var. Özellikle yalnızlık, mücadele, annelik, çocukluk travmaları, toplum tarafından anlaşılmayan insanlar ve güçlü kadın karakterler eserlerimde sıkça yer alıyor. Sessiz kalan insanların sesi olmayı seviyorum.
Kendinizi yazdığınız karakterlerde bulduğunuz olur mu?
Olmaz mı… Her karakterin içinde biraz kendimden izler vardır. Bazen bir cümlede, bazen bir bakışta, bazen de suskunluklarında kendimi buluyorum. Çünkü insan tamamen yabancı olduğu bir duyguyu gerçekçi yazamaz.
Bir yazar olarak üretim rutininiz nasıldır?
Planlı yazmaya çalışsam da çoğu zaman duygularım yön veriyor. Sessiz bir ortamda, zihnim doluyken daha verimli yazıyorum. Yazarken dış dünyadan kopuyorum.
Yazma sürecinde sizi en çok zorlayan şey neydi?
Bazı sahneleri yazarken duygusal olarak çok zorlandım. Gerçek acıları kaleme almak bazen insanın ruhunu yoruyor. Özellikle çocuklarla ilgili hikâyelerde etkilenmemek mümkün olmuyor.
Hiç vazgeçme noktasına geldiğiniz oldu mu?
Evet, oldu. Özellikle sürecin uzadığı, yorulduğum dönemlerde “Acaba devam etmeli miyim?” diye düşündüğüm zamanlar oldu. Ama sonra bir cümle, bir destek mesajı ya da içimdeki yazma isteği beni yeniden ayağa kaldırdı.
Eserlerinizin ana fikirleri ya da vermek istediğiniz temel mesajlar nelerdir?
İnsanların görünmeyen yaraları olduğunu anlatmak istiyorum. Kimsenin hayatını dışarıdan göründüğü gibi değerlendirmemek gerektiğini düşünüyorum. Empati, vicdan ve anlayış en çok vermek istediğim mesajlar arasında.
Okuyucunun metnin sonunda zihninde neyle kalmasını istersiniz?
Bir duygu ile… Bazen bir sorgulama, bazen bir yüzleşme, bazen de bir umut. Okuyucu kitabı kapattığında “Bu hikâye bana dokundu” desin isterim.
Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?
Çünkü anlattığım hikâyeler yalnızca kurgu değil; hayatın içinden, gerçek duygular taşıyan hikâyeler. İnsan kendinden bir parçayı mutlaka buluyor.
Sizi diğer yazarlardan ayıran şey ne olabilir?
Sanırım en büyük farkım, yazarken duyguyu saklamamam. Yazdığım her satırın içinde gerçek bir his var. Okuyucuya süslü cümlelerden çok samimiyet vermeye çalışıyorum.
Son olarak, edebiyat yolculuğunda olan genç yazarlara veya yazar adaylarına ne söylemek istersiniz?
Kimsenin kaleminizi susturmasına izin vermeyin. Yazmak bazen yalnızlık ister, sabır ister, hatta kırılmayı bile göze almayı gerektirir. Ama gerçekten inanıyorsanız, bir gün mutlaka birilerine dokunursunuz.
Yazmaya yeni başlayanlara bir tavsiye mektubu yazacak olsanız, ilk cümlesi ne olurdu?
“İnsan en çok sustuğu yerden yazmaya başlar.”
