Her şeye, herkese yetişmeye çalışırken insan bazen en çok kendini kaybediyor. Ne tuhaftır ki biz geleceğe dair planlar yaparken, hayat da bize ait olmayan kendi planlarını çoktan hazırlamış oluyor.
Soruyorum size; yarın gözlerimizi açabilecek miyiz? Doğan güneşi yeniden görebilecek miyiz? Ya da bugün yanımızda olan sevdiklerimizi yarın da görebileceğimizin bir garantisi var mı?
Öyleyse bu telaş neden? Bu bitmek bilmeyen koşuşturma niye? Neye yetişmeye çalışıyoruz? Çoğu zaman her şeye yetişmeye çalışırken, insan en çok kendine yetişemiyor. İçindeki umut sessizce ellerinden kayıp gidiyor. Hayaller ise bir köşede bekliyor. Peki hayallere kavuşmak için sadece beklemek yeterli mi?
Çaba göstermeden, emek vermeden hayal kurmak ne kadar doğru? Çünkü kader gayrete aşıktır. Evet, her şey nasipledir; zorlayınca olmaz. Ama hiç çabalamadan, emek vermeden de nasip kapıyı çalmaz. İnsan yürümeye başladığında yollar açılır, gayret ettiğinde umut büyür.
İnsanları bir araya getiren şey çoğu zaman sevgidir, dostluktur, ortak duygulardır. Ama onları bir arada tutan şey; emek, sabır ve gayrettir. Bir ilişkiyi, bir dostluğu, bir aileyi ayakta tutan da budur. Çünkü sevgi tek başına filizlenebilir, fakat ancak emekle kök salıp büyüyebilir.
Belki de hayatın sırrı; her şeye yetişmeye çalışırken kendimizi unutmamakta, yarının garantisi yokken bugünün kıymetini bilmekte ve hayallerimizi sadece beklemek yerine onlar için cesaretle adım atmaktadır. Çünkü umut, emek verilen yerde yeşerir; hayaller ise peşinden gideni sever.
