📌 Eser sahibi kimdir? Sizi biraz daha yakından tanıyabilir miyiz?
Çocukken bana sık sık “Biraz yavaşla.” derlerdi.
Oysa yavaşlamak istemiyordum. Çünkü dünyayı merak ediyordum.
Bir yaprağın neden düştüğünü, bulutların neden şekil değiştirdiğini, insanların neden farklı düşündüğünü merak ediyordum. Bazen aynı anda onlarca şey düşünür, bir sorudan diğerine atlardım.
Yıllar sonra Doğa’yı yazarken fark ettim ki aslında çocukluğumdaki frekansı dinliyormuşum.
Ben İrem Oruç. Önce okurdum, sonra yazmaya cesaret ettim.
Bugün hikâyelerimde tek bir düşüncenin peşinden gidiyorum:
Her çocuk kendi frekansında yaşamı algılar.
📌 Hayatınızın dönüm noktaları, yazarlığa yönelmenizde etkili olan olaylar nelerdi?
Hayatımı değiştiren şey büyük olaylar değil, küçük fark edişler oldu.
Bazı çocukların dünyayı bambaşka bir yerden gördüğünü fark ettim.
Bir çocuk herkesin geçtiği yolda bir karıncayı izliyordu.
Bir başkası bulutlardan hikâyeler çıkarıyordu.
Bir diğeri ise herkesin sustuğu yerde soru soruyordu.
O günlerde şunu anladım:
Çocuklar aynı dünyayı yaşamıyorlar.
Aynı dünyayı farklı frekanslardan dinliyorlar.
Doğa’nın hikâyesi tam da bu fark edişten doğdu.
📌 Yazarlık serüveninizde kaleme aldığınız ilk eser mi? İlk eseriniz neydi?
Evet.
Doğa’nın Karargâh Günleri yayımlanan ilk kitabım.
Bu yüzden benim için yalnızca bir kitap değil; yıllarca içimde büyüttüğüm bir hayalin ilk somut adımı.
Bazen bir kitap sadece bir hikâye değildir.
Bazen insanın kendine verdiği bir sözdür.
📌 Bu ilk adım size ne hissettirdi?
Bir kitabı ilk kez yazar olarak elime almak, yıllardır kapısının önünden geçtiğim bir eve ilk kez girmek gibiydi.
Çünkü ben hep okuyan taraftaydım.
Uzun süre kendime şu soruyu sordum:
“İyi bir okur olmak, iyi bir yazar olmaya yeter mi?”
Kitabı ilk elime aldığımda cevabı buldum.
Bazen cesaret, yetenekten önce gelir.
📌 Eserlerinizde tekrar eden temalar ya da sizi yansıtan karakterler var mı?
Merak…
Keşif…
Aidiyet…
Kendini tanıma yolculuğu…
Sanırım bundan sonra yazacağım her hikâyenin kalbinde bu kavramlar olacak.
Çünkü insanın en büyük yolculuğu dünyayı değil, kendini keşfetme yolculuğudur.
📌 Kendinizi yazdığınız karakterlerde bulduğunuz olur mu?
Kesinlikle.
Doğa’nın içinde de benden parçalar var, Amca’nın içinde de.
Aslında ikisi de çocukluğumun farklı frekanslarını taşıyor.
Doğa’nın merakı, heyecanı ve keşfetme isteği bana çok tanıdık.
Amca’nın olaylara alışılmışın dışında bakışı, sorgulayan tarafı ve bitmeyen hayal gücü de öyle.
Bu yüzden onları yazarken karakter oluşturduğumu düşünmüyorum.
Sanki çocukluğumun farklı seslerini dinliyorum.
Doğa da o seslerden biri.
Amca da.
📌 Bugüne kadar yayımlanmış kitaplarınızdan kısaca bahseder misiniz?
Şu an okurlarla buluşan ilk kitabım Doğa’nın Karargâh Günleri.
Görünürde eğlenceli, hareketli ve bol kahkahalı bir macera anlatıyor.
Ama özünde kendi frekansını keşfeden bir çocuğun hikâyesi.
Çünkü bazen en büyük keşif, insanın kendini keşfetmesidir.
Ve bu yolculuk Doğa için daha yeni başlıyor.
📌 Bu kitabın sizin için anlamı nedir?
Bu kitap benim için yalnızca bir çocuk kitabı değil.
Kendi frekansını duyabilmenin hikâyesi.
Ama aynı zamanda çocukları değiştirmeye çalışmadan onları anlamaya çalışan yetişkinlere yazılmış bir teşekkür mektubu.
Bu yüzden Büyükbaba karakterinin benim için ayrı bir yeri var.
Çünkü bazen bir çocuğun hayatında en büyük farkı, onu olduğu gibi kabul eden tek bir yetişkin yaratır.
Büyükbaba biraz bunu temsil ediyor.
📌 Yazarken size ilham veren şey nedir?
Merak.
Ama yalnızca çocukların merakı değil.
Kitaplar da…
Bir ömrü kitapların arasında geçirdim.
Bazen yıllar önce okuduğum bir cümle, bazen unutamadığım bir karakter, bazen de bir kitabın bıraktığı duygu yeni bir hikâyenin kapısını açabiliyor.
📌 Bir fikri yazıya dönüştürmeye iten duygu ya da an nedir?
Bir düşünce günlerce zihnimde dolaşıyorsa…
Peşimi bırakmıyorsa…
Bana yeni sorular sorduruyorsa…
Onun artık yazılmak istediğini anlıyorum.
Bazı hikâyeler kapıyı bir kez çalmaz.
Israrla bekler.
📌 Bir yazar olarak üretim rutininiz nasıldır?
Önce gözlemlerim.
Dinlerim.
Not alırım.
Karakterler zihnimde yaşamaya başladığında ise hikâye kendi ritmini bulur.
Ben çoğu zaman hikâyeyi yönetmem.
Onu takip ederim.
📌 Belirli bir yazma saatiniz ya da ritüeliniz var mı?
Sessizlik…
Bir fincan kahve…
Ve hayal kurmaya izin veren biraz zaman…
En sevdiğim yazma ortamı bu.
📌 Yazma sürecinde sizi en çok zorlayan şey neydi?
Kelimeler değil.
Kendime inanmak.
Çünkü bazen insanın aşması gereken ilk eşik kendi içindeki sestir.
📌 Hiç vazgeçme noktasına geldiğiniz oldu mu?
Oldu.
Ama sonra Doğa’yı düşündüm.
Onun anlatacakları vardı.
Bu düşünce beni her seferinde yeniden yazı masasına döndürdü.
Çünkü bazı hikâyeler yarım kalmak istemez.
📌 Eserlerinizin ana fikirleri ya da vermek istediğiniz temel mesajlar nelerdir?
Bu sorunun cevabı aslında bütün hikâyelerimin merkezinde duruyor:
Her çocuk kendi frekansında yaşamı algılar.
Bazıları hızlı düşünür.
Bazıları derin hisseder.
Bazıları ayrıntıları yakalar.
Bazıları hayal gücüyle yeni yollar açar.
Ben çocukların birbirine benzemesi gerektiğine inanmıyorum.
Ben onların kendileri olabilmeleri gerektiğine inanıyorum.
📌 Okuyucunun metnin sonunda zihninde neyle kalmasını istersiniz?
Şu cümleyle:
“Belki de farklılık, dünyayı başka bir frekanstan dinleyebilmektir.”
📌 Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?
Çünkü bu kitap yalnızca Doğa’nın hikâyesi değil.
Belki çocuğunuzun…
Belki öğrencinizin…
Belki de yıllar önceki hâlinizin hikâyesi.
Ve bazen bir kitap insanı değiştirmez.
Ama kendine bakışını değiştirebilir.
Benim umudum tam olarak bu.
📌 Sizi diğer yazarlardan ayıran şey ne olabilir?
Karakterlerimi dışarıdan gözlemleyerek kurmuyorum.
Onlarla yaşıyorum.
Doğa’nın merakında da, Amca’nın sıra dışı bakış açısında da, Büyükbaba’nın sakin bilgeliğinde de kendimden izler var.
Belki de bu yüzden karakterlerim bana yabancı gelmiyor.
Onları yazarken yeni insanlar yaratmaktan çok, yıllardır içimde yaşayan seslere kulak veriyorum.
📌 Son olarak, edebiyat yolculuğunda olan genç yazarlara veya yazar adaylarına ne söylemek istersiniz?
Mükemmel başlamayı beklemeyin.
Hiçbir hikâye mükemmel başlamaz.
Ama bütün hikâyeler bir ilk cümleyle başlar.
O cümleyi yazın.
Gerisi gelir.
📌 Yazmaya yeni başlayanlara bir tavsiye mektubu yazacak olsanız, ilk cümlesi ne olurdu?
“Kendi frekansını kısmak zorunda hissetme; dünyaya katacağın en değerli şey, tam da o frekanstır.”
İrem Oruç
“Ben çocuklara ne düşünmeleri gerektiğini anlatmıyorum; kendi frekanslarını duyabilecekleri bir alan açmaya çalışıyorum.”

