NiHAD BEKİRLİ:İDRAKİN IŞIĞI SEVMEK VE TANIMAKTIR

İDRAKİN IŞIĞI SEVMEK VE TANIMAKTIR
Çoğu zaman sevginin kör olduğu söylenir. Ancak felsefi bir bakışla yaklaştığımızda görürüz ki, aslında sevgi kâinatın en keskin görme yeteneğidir. Bir şeyi tanımadıkça, onun iç ahengini kavramadıkça onu gerçekten sevemeyiz. Tanımadan sevmek, yalnızca bir hayale âşık olmaktır. Fakat idrakle sevmek; karşımızdaki varlığı bütün kusurlarıyla, bütün yaralarıyla ve bütün yüceliğiyle birlikte kabul etmek, onun neden var olduğunu anlamaktır.
Bir çiçeği sadece rengi ya da kokusu için seviyorsanız, bu geçici bir hayranlıktır. Ama o çiçeğin toprağın bağrından aldığı gücü ve yaratılışındaki o ince mühendisliği kavrayarak seviyorsanız, işte bu idraktir. Sevmek, karşımızdaki insanın ruhundaki gizli ilahi imzayı okuyabilme sanatıdır. O imzayı okuyabildiğiniz anda, karşınızdaki artık sadece bir beden olmaktan çıkar; bir hikmet denizine dönüşür.
İnsanı ve kendimizi tanıdıkça sevgimiz daha sağlam ve sarsılmaz hâle gelir. İdrakle alınan her nefes, sevginin köklerini ruhun en derin katmanlarına kadar ulaştırır. Unutmayın ki dünyanın en büyük seyyahları, coğrafyaları gezenler değil; sevdiklerinin ruhundaki gizli âlemleri keşfedenlerdir.
Hakiki sevgi sahip olmak değil, onun varlığına saygıyla şahitlik etmektir. Siz birini tanıdığınız kadar seversiniz; sevdiğiniz kadar da hakikate yaklaşırsınız. Çünkü sevgi, hakikatin en berrak hâlidir.
Üstatlar bize öğrettiler ki sevmek, baktığınız her yerde sevgiliyi görebilmektir. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî şöyle der: “Sevgi öyle bir kandildir ki, ışığı hem içini hem de dışını aydınlatır.”
Eğer sevginiz sizi kör ediyorsa, henüz olgunlaşmamıştır. Hakiki sevgi insana basiret kazandırır. Artık gözlerinizle değil, kalbinizle görmeye başlarsınız. Göz aldanabilir; renklere ve şekillere kanabilir. Fakat kalp yanılmaz, cevheri hisseder.
Yunus Emre’nin o meşhur dizesini hatırlayın: “Yaratılanı severim Yaradan’dan ötürü.” Bu sadece bir şiir değil, idrakin ulaşabileceği en yüce makamdır. Yunus Emre bize şunu söyler: Eğer karşınızdaki insanın kusurlarına takılıp kalıyorsanız, onu henüz tanımamışsınızdır. Fakat onun içindeki ilahi nefesi, o kutsal emaneti görebilirseniz artık kusur görmezsiniz. Çünkü siz artık kişiye değil, onda tecelli eden büyük nurun parıltısına âşıksınızdır.
İdrak bize fısıldar: Karşınızdaki varlık bir eşya değil, başlı başına bir dünyadır. O dünyayı keşfettikçe aslında kendi içinizdeki bilinmeyen adaları da keşfedersiniz. Üstatların dediği gibi: “Kendini bilen Rabbini bilir.” Biz de buna şunu ekleyelim: İnsanı sevgiyle tanıyan, sonunda kendini bulur.

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir