İREM ORUÇ:İNSAN KENDİ HİKAYESİNİN YAZARI MI,OKURU MU?

İnsan Kendi Hikâyesinin Yazarı mı,

Okuru mu?

İrem Oruç

Geçenlerde eski bir çekmeceyi karıştırırken ilkokul yıllarımdan kalma bir defter buldum. İlk sayfasında öğretmenimin verdiği bir ödev vardı: “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?”

Çocuk el yazımla uzun uzun anlatmışım. Hangi mesleği yapacağımı, nerede yaşayacağımı, nasıl bir aile kuracağımı… O satırları yazarken geleceğin bana ait olduğundan en küçük bir şüphem yokmuş.

Defteri kapattım. Uzun süre elimde tuttum. Sonra yeniden açtım. Bu kez yazdıklarıma değil, yazan çocuğa baktım. Onun adına içim burkuldu. Hayalleri gerçekleşmediği için değil… Hayatın, düşündüğünden çok daha büyük olduğunu henüz bilmediği için.

Yazdıklarımın çoğu olmamıştı. Ama sonra kendime başka bir soru sordum: Ya hepsi olsaydı? Bugün yine aynı insan olur muydum? Sanmıyorum. Belki insanı değiştiren, ulaştığı yerlerden çok varamadığı yerlerdir.

Gençken hayatın direksiyonunun elimizde olduğuna inanıyoruz. Çok çalışırsak başaracağımızı, doğru kararlar verirsek yanlış hayatlar yaşamayacağımızı düşünüyoruz. O yaşlarda gelecek, yazılmayı bekleyen boş bir sayfa gibi görünüyor. Sonra hayat sessizce araya giriyor. Kimseye danışmadan… İzin istemeden… Bazen tek bir telefon, bazen kısa bir karşılaşma, bazen de bir vedayla insanın bütün hikâyesinin yönünü değiştirebiliyor.

İki ay önce elli yaşındaki bir arkadaşımızı kaybettik. Hâlâ “kaybettik” demeye alışamadım. Sanki birazdan telefon edecek de, “Akşam çay var mı?” diye soracakmış gibi geliyor.

Biz beş kişiydik. Kan bağımız yoktu. Bizi birbirimize bağlayan şey, aynı masaya her seferinde yeniden oturabilmekti.

İçimizde biri vardı. Her şeye gülebilen. Gerçekten her şeye. Ota… Çöpe… Yoldan geçen birine… Bir gün birlikte bir yere gitmiştik. Yol kenarındaki bir ağaca uzun uzun baktı. Sonra büyük bir ciddiyetle sordu: “Bu ağaç ne ağacı?” “Bilmiyoruz.” dedik. Başını salladı. “Kesin buna alerjim var.” Neden öyle söylediğini bugün bile bilmiyorum. Belki kendisi de bilmiyordu. Ama ben öyle bir güldüm ki gözümden yaş geldi. O da bana baktıkça daha çok gülüyordu.

Yerli yersiz sinirlenirdi. Beş dakika sonra, biraz önce öfkelenen o değilmiş gibi otuz iki dişiyle gülerdi. İnsanın aynı yüzde hem öfkenin hem çocukluğun birlikte yaşayabileceğini ondan öğrendim.

Sonra bir gün… Hiç beklemediğimiz bir günde… Gitti. Bu kez dönüşü olmadı.

Şimdi yine buluşuyoruz. Çay yine geliyor. Sohbet yine uzuyor. Bazen tam gülecekken içimden bir cümle geçiyor: “Şimdi buna en çok o gülerdi.” İnsan, birini en çok güleceği anlarda özlüyor. İki ayda bir yokluğa alışılmıyor. Sadece her buluşmada onun gelmeyeceği yeniden öğreniliyor.

Bir cenazenin insana öğrettiğini bazen yıllarca okuduğunuz kitaplar öğretemiyor. Küreğin attığı ilk toprakla birlikte insan, kendinden de bir şey gömüyor. O gün anladım: Hayat, bizim yazdığımız kadarından ibaret değilmiş. Bize hiç sormadan eklediği sayfalar da varmış.

Belki bu yüzden artık kendi hikâyemle ilgili büyük planlar yapmıyorum. Bu, umudumu kaybettiğim için değil. Hayatın benden bağımsız yazdığını fark ettiğim için. Artık elimden geldiğince okuyorum. Hayatı… İnsanları… Kendimi…

Çocukken geleceği yazmaya çalışıyordum. Bugün ise geçmişi okumaya çalışıyorum. Çünkü bazı cümlelerin anlamı, yazıldıkları gün değil, yıllar sonra ortaya çıkıyor.

Belki bu yüzden çocukluğumdaki o defteri bugün bulmam gerekiyordu. O çocuk geleceğini yazdığına inanıyordu. Ben ise bugün, aslında yalnızca ilk sayfayı yazabildiğimizi düşünüyorum. Devamını hayat tamamlıyor. Bazen cümlelerimizi siliyor. Bazen hiç istemediğimiz satırlar ekliyor. Bazen de en sevdiğimiz insanın cümlesini, tam ortasında bitiriyor.

İşte bunu kabullenmekte zorlanıyorum. Bugün dönüp o deftere baktığımda, çocukluğumdaki hâlime haksızlık etmek istemiyorum. O, bildiği kadarını yazmıştı. Ben de bildiğim kadarını okumaya çalışıyorum.

Baştaki soruya gelince… İyi bir okur olduğumu düşünüyorum. Ama iyi bir yazar olduğumu hâlâ düşünmüyorum. Bazı sayfaları ben yazdım. En önemli cümleleri ise hayat, bana hiç danışmadan yazdı.

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir