HİÇ’İM BEN:İREM ORUÇ

Hiç’im Ben

Hiçlik üzerine yazmak istiyorum çoktandır. Bu kelimeyi yıllardır seviyorum, hem de ziyadesiyle. Nihilizmden beslenmiyorum, azizim; o kadar radikal değilim. Sadece seviyorum onu. Ruhum fakir, o yüzden çekiliyor belki hiçliğe, boşluğa… O dingin, o ağır, o hiçbir şey vaat etmeyen sessizliğe.

İnsan aslında ne kadar savunmasızdır, fark ediyor musun? Küçücük bir baş ağrısı yeter. Bir sabah uyanırsın, şakaklarında hafif bir sızı vardır ve birden her şey anlamını yitirir. Başlarsın hayatı sorgulamaya. En ufak bir yara aldığında hemen küser hayatın tadına, zevk algısını rafa kaldırır, “Ne gerek var?” dersin. Sanki o minicik acı, tüm varoluşun kırılganlığını yüzüne vurur.

Tıpkı motosikletin tepesinde şov yaparken gibi… Rüzgâr yüzüne çarparken, dengeyi tutturmuşken, her şey kontrolündeyken… En ufak bir hareket, bir milim fazla gaz, bir saniye geç fren ve Uçan Sabri’ye dönüşürsün. Havada kalırsın. Bir an için yerle, bedenle, zamanla arandaki bağ kopar. O boşlukta asılı kaldığın saniyede hiçliği tadarsın. Ve o tat, garip bir şekilde tanıdıktır.

Belki de bu yüzden seviyorum hiçliği. Çünkü insan, var olmanın ağırlığını taşıyamadığı anlarda o boşluğa sığınır. Savunmasızlığını kabul eder ve o kabul, bir çeşit huzur getirir.

İçimde merak her an gelişmeli, bir şeyler öğrenme sevdam peşime düşmeli; ama ben bu yolculukta hep arka koltukta kalmalıyım. Öne geçmek bana göre değil. Utanırım. Taşıyamam o vitrinin ağırlığını. Ben önü sevmem. Arkada, kendi fanusumda, öğrenmeye devam etmek için varım sanki.

Benlik algım “biz”e daha yakın. Birinin beni övmesine, yüceltmesine hiç ihtiyacım olmuyor. Kendime güvenmiyor muyum? Bence sadece dağınık seviyorum. Kendine güvenmek “ben bilirim” demekse eğer, ben bilmem o zaman.

Hiçlik güzel.

Ben orada yaşıyorum.

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir