Azerbaycanlı gazeteci Nuray Reşidin Sevda Aliyeva ile röportajı
Sevda Hanım, savaş döneminde yarım kalan aşkların, değişmeyen sadakatin sembolü olarak herkesin kalbinde yer edindiniz. O acı hatıralara geçmeden önce biraz geriye, o huzurlu günlere dönmek isterim. Savaştan önce hayatınız nasıldı?
Mehman savaşa gitmeden önce hayatım çok güzel, adeta bir masal gibiydi. Ailemiz tamdı, herkes sağ salimdi. Çok mutlu günler geçiriyorduk. Mehman’a uzun yıllar sonra “evet” demiştim ama onu yakından tanıdıkça içimde ona karşı büyük bir sevgi oluştu. Güzel planlar kuruyorduk; evlilik, düğün hayallerimiz vardı. Her genç kız gibi ben de beyaz gelinliğimle, “Vağzalı” ezgileri eşliğinde baba evimden gelin çıkmayı hayal ediyordum. Çok güzel günlerim, aydınlık hayallerim vardı; ta ki o savaşa kadar…
Uzun bir süre sonra ona “evet” dediğinizi söylediniz. Peki Mehman Musayev sizi ilk nerede görmüştü, hikâyeniz nasıl başladı?
Aslında Mehman ile uzak akrabaydık. Ailelerimizin gidip gelmeleri çok sık olmasa da birbirimizi tanıyorduk. Meğer Mehman’ın bana daha ben 10 yaşındayken hisleri varmış, fakat bunu yıllarca içinde saklamış, hiç dile getirmemiş.
Her şey benim Gence’ye gittiğim dönemden sonra başladı. Mehman da o sıralarda üniversite başvurusu yapmak için Gence’deydi. Beni 17 yaşındayken orada yeniden gördü. Sonraları bana anlatırdı: “Gence’de seni görünce sana yeniden âşık oldum.”
Aileler bu aşktan nasıl haberdar oldu, ilk adım nasıl atıldı?
Bir süre sonra Mehman’ın ailesi bu konuyu rahmetli anneme açtı. Annem karşı çıkmamıştı ama “İkisi de daha çocuk, bırakın hayatı tanısınlar, büyüsünler, sonra bakarız” demişti.
Yıllar geçti… Bir gün annem bu konuyu benimle konuştu. “Mehman iyi bir çocuk, düşün ve evet de” dedi. Fakat o zamanlar henüz kabul etmemiştim.
Daha sonra annemi genç yaşta kaybettim. O zor dönemlere kadar Mehman ile birkaç kez konuşmuş, görüşmüştük. Bu evliliğin annemin de isteyeceği bir şey olduğunu düşünerek Mehman’a bir şans verdim. Ve o, bir gün bile beni bu kararım için pişman etmedi.
Mehman Musayev karakter olarak nasıl biriydi?
Mehman çok ağırbaşlı, kibar ve kültürlü bir insandı. Büyüğün küçüğün yerini bilen, herkese saygı gösteren biriydi.
Mehman ile ilgili hiçbir zaman unutamadığınız, kalbinizde iz bırakan bir hatıranız var mı?
Hiç unutamadığım bir anımı ilk kez sizinle paylaşıyorum. Ağdam’a saldırılar başladığında korunmak için herkes bir tarafa dağılmıştı. Bir gün belki Mehman’ı görürüm ümidiyle şehre çıktım. Saatlerce dolaşmama rağmen karşılaşamadık. Sonradan öğrendim ki o da aynı saatlerde beni arıyormuş. İkimiz de aynı amaçla, aynı gün şehirde olmamıza rağmen birbirimizi bulamamışız. Daha sonra karşılaştığımızda bana, “O gün seni görmek için şehirde çok dolaştım ama bulamadım” dedi. Ben de o gün pazar tarafında olduğumu, onu görmek için geldiğimi söyleyince çok üzülmüştü. O gün hafızamdan hiç silinmedi.
Onun sık kullandığı, size özel söylediği bir söz var mıydı?
Evet, bana “Sevda” diye seslenişini hiç unutamıyorum. Adımı öyle farklı, öyle içten ve öyle sıcak söylerdi ki…
Savaşa gidişini nasıl hatırlıyorsunuz?
17 Ekim 1992’de nişanlandık. Çok geçmeden savaş başladı. İçimde dinmek bilmeyen bir huzursuzluk vardı. Hatta bir akrabamıza da “İçimde hiç iyi bir his yok, savaş başladı ve bunun sonunu göremiyorum” demiştim. Akrabamız beni bu düşünceden uzaklaştırmaya çalışsa da, hislerimin beni hiçbir zaman yanıltmadığını bildiğim için sakinleşemiyordum.
10 Mart 1993 ise son görüşmemiz oldu. Gözlerindeki endişeyi hissedebiliyordum. Uzun ve gür kirpikleri vardı; görüşmemiz sırasında uzun uzun bir noktaya bakıyordu. Ama benim üzülmemem için bana moral vermeye çalışıyordu. “Döneyim, öyle bir düğünümüz olacak ki herkes konuşacak. Özleme, her şey güzel olacak” diyordu.
Defalarca ona “Gitme” demek istedim ama diyemedim. Çünkü vatanını korumaya gittiğini biliyordum. O söz hep içimde kaldı…
Şehit haberini alışınızı nasıl hatırlıyorsunuz?
Yaşadığımız yer Ermeniler tarafından sık sık Grad füzeleriyle vuruluyordu. Bu yüzden Ağdam’da, Atçılar denilen bölgede bir ev tutmuş ve orada kalıyorduk. Arabamız olduğu için ihtiyaçlarımızı kardeşime söylüyorduk, o da Ağdam’dan alıp getiriyordu.
Bir gün yine alışverişten döndüğünde yüzünün karardığını fark ettim. Endişelendim, ne olduğunu sordum ama hiçbir şey söylemedi. Bir sonraki gelişinde direksiyon başında ellerinin titrediğini gördüm. Sadece, “Hadi Bənövşe teyzelere gidelim” dedi.
Yolda giderken Kelbecer’e saldırı olduğunu ve ölenlerin bulunduğunu söyledi. Ben bunu bir söylenti sandım, inanmak istemedim. Daha sonra Camal amcanın oğlunun da şehit olduğunu söyledi. “Hangisi?” diye sordum. “Mahir” dedi. Ben ise hemen, “Hayır, Mehman’a bir şey olmuş” dedim.
Çünkü onu rüyamda gördüğüm günden beri içimde geçmeyen bir sıkıntı vardı. Meğer bu his, alacağım haberin habercisiymiş. Ama naaşı getirilmediği için hâlâ kendimi bunun yalan bir haber olduğuna inandırmaya çalışıyordum…
Hatta Mehman’ın annesi, rahmetli Maya teyze, bu haberi aldıktan sonra iki gün boyunca dağlarda Mehman’ı çağırarak aramıştı. Yeğeni, uzaktan görünen binlerce Ermeni askerini görünce onu güçlükle dağlardan indirebilmişti.
Bu 32 yıl sizin için nasıl geçti? Umudunuzu ayakta tutan neydi?
Onun sevgisi… O beni çok derinden, yürekten seviyordu. Hatta bazen kendime kızıyorum; onu 11 yıl beklettiğim, sürekli “hayır” dediğim için. Keşke daha erken “evet” deseydim. Ama o, o 11 yıl boyunca herkesin “O seni istemiyor, gel seni başka biriyle evlendirelim” sözlerine kulak asmadı. Sonuna kadar benim adımı söyledi. Bu yüzden ben de onu her gün bekledim.
Kimliği kesin olarak tespit edildikten sonra her şey benim için daha da zorlaştı. Bu haberden sonra sağlık sorunları yaşamaya başladım, şeker hastası oldum. Hâlâ kendimi onun bir gün geri döneceğine inandırmak istiyorum.
Hiç dışarıdan bir çifte bakıp hüzünlendiğiniz oldu mu?
Bir defasında Gence’ye giderken iki çift gördüm. Daha ilk bakışta aralarında gerçek bir sevgi olduğu hissediliyordu. Nedense o çift beni garip bir şekilde etkiledi; yol boyunca ağladım. Ama hiçbir zaman başkasının sevgisine bakıp kıskançlık duymadım. Çünkü Mehman’ın sevgisi bana böyle hissetmemem için yeterli bir güven ve huzur veriyor.
Her zaman söylemişimdir; ben kendi kaderimin sahibiyim. Acılarım da benimdir, zor günlerim de. Hiç kimsenin mutluluğuna hasetle bakmadım. Eğer kaderim buysa, ne kadar zor olursa olsun bunu kabul edip yaşamayı öğrenmeliyim.
Peki bu süre boyunca sizi beklemekten başka yoran şeyler oldu mu?
Evet. İnsanların sürekli “O artık gitti, geri gelmeyecek, sen de evlen” demeleri beni çok daha fazla incitiyor ve yoruyordu. Çünkü bu sözleri söyleyen insanlar hayatı ve gerçek sevginin ne olduğunu anlamayan insanlardı.
Bu 32 yıl boyunca neler yaptınız?
Ben her zaman üniversite eğitimi almayı hayal etmiştim. O dönemde bu konuyu Mehman’la konuştuğumda karşı çıkmamıştı. Sadece önce evlenmemizi, sonra eğitimime devam edebileceğimi söylüyor ve okumamı istiyordu.
Nihayet 32 yaşımda Gence Öğretmenler Üniversitesi’nin “Pedagoji ve Metodoloji” bölümünden ilk üniversite diplomamı aldım. Ağdam’daki ortaokullardan birinde 11 yıl öğretmen olarak çalıştım. Ancak daha sonra yaşadığım kayıplar ve zorluklar sağlığımı olumsuz etkilediği için işimden ayrılmak zorunda kaldım.
Savaştan önce ise, Mehman hayattayken Ağdam’da satış görevlisi olarak çalışıyordum. Çok güzel bir iş ortamım ve çalışma hayatım vardı.
Sadakatiniz, sevginiz ve özleminizin derinliği sayesinde Azerbaycan’da herkesin tanıdığı ve saygı duyduğu bir kişiye dönüştünüz. İnsanların size olan ilgisi size ne hissettiriyor?
Bana değer veren herkese teşekkür ediyorum. Bizim sevgimiz hakkında sayısız şiir, hikâye ve yazı kaleme alınıyor. Açıkçası bunlar beni mutlu etmiyor. Çünkü benim hayalim bu değildi.
Hatta bazen bir yere gittiğimde insanlar yanıma gelip bana sarılıyor. İlk anda neden böyle davrandıklarını anlayamıyorum. Ancak sonradan sebebini anlattıklarında bunun nedenini kavrayabiliyorum.
Uzun yıllar sonra Mehman Musayev’in mezarını ziyaret etmek ve işgalden kurtarılan topraklara geri dönmek sizde hangi duyguları uyandırdı? Sonuçta siz sadece nişanlınızdan değil, doğup büyüdüğünüz topraklardan da yıllarca ayrı kaldınız.
Benim için tarif edilmesi çok zor duygulardı. O topraklara ilk adım attığımda dizlerim titredi. Düşündüm ki, o topraklar şehitlerimizin kanıyla sulandı. Bu düşünceyle ayağımı yere basmakta zorlanıyordum. Hatta o toprağa vardığımda oranın toprağını öptüm ve ağzıma aldım. (Duygulanıyor.) Bunlar kelimelerle anlatılamayacak kadar ağır hislerdi.
Ağdam’da ise geçmişten geriye neredeyse hiçbir iz kalmamıştı. Hatta camiye girdiğimde içeride duramadım. Dışarı çıkıp hıçkırarak ağladım. Çünkü oraya en son anne ve babam hayattayken gitmiştim. O günler, anılarım ve kaygısız çocukluğum gözlerimin önünden geçti.
Kelbecer’e ise Mehman’ın mezarını ziyaret etmek için defalarca gittim. Orada yaşadığım duyguları tarif etmek gerçekten çok zor. Gözlerimin önünden hayallerim, umutlarım ve yarım kalmış mutluluklarım geçti.
İnsanlar genellikle “Yaşadıklarımı düşmanıma bile yaşatmam” derler. Ama ben, yarım kalan sevincimi ve içimde taşıdığım o ağır duyguları yalnızca düşmanıma yaşatmak isterdim.
Eğer bütün bunları Mehman Musayev’e “evet” demeden önce bilseydiniz; bu özlemin sonunu, ona hiçbir zaman kavuşamayacağınızı öğrenseydiniz, yine de ona “evet” der miydiniz?
Evet, yine de “evet” derdim. Çünkü onun sevgisi başka hiçbir sevgiye benzemiyordu. O sevgiyi yaşayabilmek, o yüce duyguyu hissedebilmek için hiç tereddüt etmeden yine aynı cevabı verirdim.
Günümüzde insanların sevginin varlığından şüphe ettiği bir dönemde, sadakatinizle “demek ki böyle aşklar da varmış” dedirttiniz. Peki gençlere sevgi konusunda ne tavsiye edersiniz?
Gençlerimize mutlu ve huzurlu bir ömür diliyorum. Her şeyden önce vatanlarını ve anne-babalarını gönülden sevmelerini arzu ediyorum. Sadık olsunlar ve sevdiklerine sahip çıksınlar.
Onlara bizimki gibi yarım kalmış bir hikâye değil; ama bizim yaşadığımız o büyük, yüce ve gerçek sevgiden nasiplenmiş bir aşk diliyorum.

Mehman Camal oğlu Musayev, Birinci Karabağ Savaşı’nda Azerbaycan’ın toprak bütünlüğü uğrunda savaşmış ve 1993 yılında Kelbecer’de kaybolmuştur. Kalıntıları 32 yıl sonra tespit edilerek 2025 yılında Kelbecer’de defnedilmiştir. Mehman’ın nişanlısı Sevda Aliyeva ise onun kaybolmasının ardından evlenmemiş ve 32 yıl boyunca Mehman’ın sağ salim geri döneceğine umut bağlamıştır.
