Faruk İNCİOĞLU: SANAT VE PSİKOLOJİ

SANAT VE PSİKOLOJİ

Tarih ve psikoloji nasıl ki diğer bilim dallarından kısmi ölçüde etkileniyorsa kültürün bir öğesi olan sanatta psikoloji biliminden etkilenir. Daha doğrusu sanatın yansımaları psikolojide vucûd bulur. Sanat eserleri şimdiye kadar felsefenin bir konusu olarak ele alınmş-tır. Fakat sanat, insan faaliyetlerini gözardı edemeyecek kadar büyük bir bölümünü teşkil e-der.1 Sanatı insandan ayrı düşünemeyeceğimiz için onun psikolojiyle de çok yakın bir ilişkisi vardır.

Sanat ile psikolojinin yakın ilişkisine geçmeden önce sanatın ne demek olduğuna bakmalıyız. Sanat Tolstoy’a göre “İnsanın bir zamanlar yaşamış olduğu duyguyu, kendinde canlandırdıktan sonra, aynı duyguyu başkalarının da hissedebilmesi için hareket, ses, çizgi, renk veya kelimelerle belirlenen biçimlerle ifade etme ihtiyacından sanat ortaya çıkmıştı”2 der. Gerçektende insan, yaşadığı bir duyguyu ya da o an hissettiği bir duyguyu kendi becerilerine göre ortaya koyar. İnsanın yaşadığı bu özgün duyguyu(taklit etmeden), belirli bir estetik ölçülerine göre, sanat eserini oluşturması, onun sanatçı dediğimiz karaktere bürünmesini sağlar. Çünkü; milyarlarca insanın yaşamış veya yaşadığı dünyamızda, her birey kendi duygularını bir şekilde ortaya döker. Fakat biz bu ortaya koyulmuş şeylerin çoğundan haberimiz dahi olmaz. Belki de o insanların yazmış olduğu bir şiir ya da bir hikaye ya da bir resim; o öldükten sonra hiçbir işe yaramayıp ya bir çöpe bırakır kendini ya da yanan bir ateşin içine. Çünkü sanat eserinin belirli bir ölçüde saygınlık kazanması için belli bir estetik değerine sahip olması gerekir. Sanat eserlerinin -büyük bir çoğunluğunun- insanlar üzerinde birçok etkide bulunabilir. Kişi mesela bir sanat eserinin içinde gezerken-tarihi bir cami gibi- o an onun o muhteşem güzelliği karşısında etkilenip, kendini çok mutlu hissedebilir. Bu tarz olumlu veya olumsuz örnekleri çoğaltabiliriz. Şu bir gerçektir ki sanat eserleri insanı anlık ta olsa birtakım duygusal etkilere maruz bırakabilir. Yukarıda bahsettiğimiz gibi bu da sanatın insan üzerinde birtakım etkiler içine aldığını gösterir.

O halde sanat eserleri belli bir estetik yapıda olması gerekmektedir ki insanın o yapıtı beğenmesi lazımdır. Beğeni ya da güzellik nedir? Kant’a göre “Beğeni, bir nesneyi ya da bir temsil türünü, herhangi bir çıkar gözetmeksizin, hoşlanma ya da hoşlanmama yoluyla yargılama yetisidir. Böyle bir hoşlanmanın nesnesine güzel denir.”3 O halde beğeni ya da hoşlanma kişiden kişiye değişebilir. Birine güzel gelen bir şey diğerine çirkin gelebilir. Fakat güzellik her ne kadar kişiden kişiye değişen bir yargı olsa da birey, bir nesneye güzel dediğinde o nesneyi algılayabilen herkesin onun güzel olduğu yargısına varması gerektiği varsayarız. Güzelliği bu şekilde tümellediğimizi söyleyen Kant’a göre, bu nesnenin güzel olduğunu başkalarına da kanıtlayamayız. Çünkü nesneden hoşlanma herkes tarafından farklı yorumlanabilir.4 

Güzelliğinin ne olduğunu fazla detaya inmeden açıkladıktan sonra, şimdi sanatın bir başka tanımına geçelim. Ali Şeriati sanatı şöyle açıklamaktadır: “Sanat var olandan kaçıştır…Bizi sanat yapmaya zorlayan şey, var olandan kaçış duygusudur…Var olandan kaçış,var olandan nefret ,sanatı meydana getirir.Sanatın insan için büyük anlamlar ifade ettiğini,toplumun can damarlarından birini oluşturduğunu söylemeye bile gerek yoktur.İnsan sanatsız yapamaz bu dünyada .Sanatsız bir toplum ,sanatsız bir medeniyet düşünülemez yeryüzünde!..” 5 Sanat var olandan kaçıştır. Ali Şeriati burada, insanların hayatta bir takım şeylerde eksik ve karanlık bir yönü olduğunu söyleyerek, insanların bu varolan şeylerin eksik ve karanlığından kurtarmak için bir takım faaliyetlere yöneldiğini söyler. İnsan bu karanlık ve eksikliklerden kendini kurtarmaya çalıştığı şey sanattır.  Kendisinin dediği gibi “bizi sanat yapmaya zorlayan şey varolandan kaçıştır.” Bizler bu dünyadaki karanlık zindandan, birtakım eksikliklerden ve kötü şeylerden, kendimizi kurtarmaya çalışırız. İnsanı bu noktada sanat yapmaya zorlayan şey ise bu eksilikleri varolmayanları giderme arzusudur. Özellikle Ali Şeriati’nin bu vurgusu yaşadığımız bu çağda daha bir geçerlidir. Çünkü bu çağın getirmiş olduğu, özellikle de gençlik üzerinde oldukça etkili olan, teknolojiyle beraber ortaya çıktığı yanlızlık duygusu, nefret, antisosyal duygularda popüler olan sanat eserleri genellikle karamsar ve ruhun ıstaraplardan kaynaklanan yapıtlardır. Tabi ki sadece bu çağ için değil. Genellikle sanat eserlerinde; en çok acıyı, ıstırabı ve serzenişi konu olan yapıtlar daha bir el üstünde tutulur boyuttadır. Özelliklede birçok edebi eserlerde bunu görebiliriz. Fuzuli’nin Leyla ile Mecnun’u olsun, Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sı olsun bu tür sanat eserlerinde hep bir acı, ıstırap vardır. Mesela Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sındaki baş kahramanı Rasnalnikov’un kendini bir maceraya atarken hissettiği şey, olmayan bir adalet değil miydi? Gerçektende bizi sanat yapmaya zorlayan şeylerden birisidir; varolandan kaçış duygusu. 6 İkinci olarak da yukarıda verdiğimiz Ali Şeriati’nin sanat tanımındaki, dikkat çektiği noktalardan birisi de “sanatsız bi medeniyetin düşünülemeyeceği”dir. Zaten bunun tersini bile düşünemeyiz herhalde. Küçük bir misal; bizler bir farklı yeri gezmeye gittiğimizde bile ilk önce o şehrin geçmişten kalan sanatsal mimarilerini gezeriz. Bu yaptığımız etkinlik bile bir medeniyet de en önemli şeylerden birinin sanat olduğunu göstermeye kafidir.

Sanatın ne olduğunu kısmi olarak anlattıktan sonra sanat-psikoloji ilişkisine bakabiliriz. Erol Güngör sanat ve psikoloji ilişkisini şöyle yorumlamıştır: Her sanat eserinin insanda tepkilere yol açan uyarımlar manzumesi olduğunu söyleyerek ,sanatında tıpkı diğer davranışlar gibi bir etki-tepki ilişkisi içerisinde incelenebilir olduğunu savunmaktadır. Güngör’e göre  “Bir sanat eserinin en belirgin özelliği kendini meydana getiren uyarıların veya uyarı komplekslerinin manalı ve organize bir bütün arz etmesidir.” Sonuçta edebi eserleri oluşturan kelimeler değil cümlelerdir.Aynı şey müzik içinde geçerlidir. Müzik tek tek notalardan, notaların oluşturduğu melodilerden meydana gelmektedir. İşte estetik organizasyonun görevi unsurlar arasındaki ilişkiyi düzenleyen bir kademe olmaktadır. Sanat eserlerini oluşturan unsurları incelemek estetikçiler kadar olmasa da psikologları da alakadar etmiştir. Mimarların ve heykeltıraşçıların kullandıkları nispetler, ressamların kullandığı şekil ve renkler, edebiyatçının kullandığı kelimeler ve müzisyenlerin kullandığı melodiler arası geçişler bir psikoloğun ilgilendiği ana noktalar olabilir. Psikologlar bu yukarıda saydığımız noktaların, insanlar üzerinde ne tür etkilerde bulunduğunu gözlemleyebilir. Mesela müzikteki zıt notalar arası geçiş insanların üzerinde daha bir olumlu etki bıraktığı gözlemlenmiştir. Veyahut Witmer’a göre resimde kullanılan şekillerden oval olanların daireye göre daha çok hoşa gittiğini söylemiştir. Bu şekilde sanat eserlerinde belli bir organizyonun olduğunu söyleyen Erol Güngör kendisi Kelami Sahada Estetik Yapı Organizyonu’nu kurmuştur. Kelami Sahada Estetik Yapı Organizasyonun amacı sanat eserinin istinad ettiği prensipleri bulmaktır. Resimdeki güzelliğin şekil veya renkler arasındaki ilişkisini, müziğin melodi veya sesler arasındaki bağıntıyı bulmaktır.7

Erol Güngör’ün işte bu kelami sahada yapmış olduğu organizasyonunda, sanat eserlerindeki yaptığı çalışmalarda vardığı sonuç “Bu nevi kelami yapılarda organizasyonun yek diğerine nispetle bir yenilik, sürpriz veya kontrast(tezat) teşkil eden unsurlardan meydana geldiğini göstermektedir.” Şüphesiz ki bir sanat eserini cazip kılan, okuyucu ve dinleyici de haz ve elem duygularını uyandıran pek çok iş ve dış sebep vardır. Bu sebeplerin en önemlileri “tezat” ve “beklenmeyen neticedir”.8 Mesela bir polis romanında şüpheli kişiler aşağı-yukarı eşit derecede cinayet zanlısıdır. Sonra eser önceden tahmin edilemeyen bir şekilde sona erer. Okuyucu bu sonucu eğer baştan fark ederse eserin bütün güzelliği sona erer.

Kelami sahada bir eserin, ürünün meydana gelişi belli başlı yolları takip ederek gelişir. Ürünün içindeki olay , mizah, unsurları onu meydana getiren en önemli elemanlardır. Bugüne kadar oluşturulan; halkın bizzat katılımıyla meydana getirilmiş eserler içlerinde taşıdıkları ince zeka ,derin acı ,yoğun duyguları zaman geçtikçe daha  basit bir yapıya doğru yönelmiş ya da yöneltilmiştir.9 Nasrettin Hocanın güldüren ,güldürdüğü zamanda da düşündüren fıkraları nüktedan yaklaşımı yerini belden aşağı, ucuz,boş alt yapısız komedi unsurlarına bırakmıştır. Sanat şüphesiz ki estetikten yoksun bir şekilde kendini bulmaya çalışması ve insanları etkisine alacak bir şekilde organize edilmediği sürece yapıt değerliğini de kaybeder. Çünkü bir sanat eseri oluşturulurken; kişi, hissettiği bir duyguyu yada arzulayıp göremediği bir hissedişi sunmak ister. Ne yazık ki günümüzde bu amansız, ve kapitalist ruhun getirmiş olduğu pazarlama tutkusu sanatçıyıda ele geçirmiştir. Popüler sanatçıların birçoğu piyasada bulunan mevcut eserini daha iyi pazalayabilmenin yolunu tutmuş ve kendisinin üretmiş olacağı hissedişleri unutmuş durumdadır. 

Hiç şüphesiz sanat ve psikoloji arasında da bir etkileşim bulunmaktadır. Fakat psikoloji bu sahaya 1876 yılına kadar ilgi duymakta pasif kalmıştır. Çok geç kalınmış bu farkediş sanat eserlerinin incelenmesinde, eleştirisinde ve karşılaştırılmasında onları çok dar bir alana hapsetmiştir. Bu noktada sanat eleştiricilerinin ilmi olmayan değerlendirmeri sanatı sıkıntıya sokmuştur. İlim adamlarının sanat eserine  yalnızca“ iyi mi  “  veya  “  kötü mü  “ penceresinden bakması seçilecek ilk yöntem olmamalıdır. Resimdeki güzelliğin renklerin, heykeldeki estetiğin nisbetler arasındaki uyumun ve bir musiki eserin melodiler arasındaki geçişten ve ilişkilerden doğduğu yönünde ki ilmi ve psikolojik bakış sanat eserlerini daha bir özgün kılacaktır.10

                                                                                              Faruk İNCİOĞLU

  1. EROL GÜNGÖR, KELAMİ SAHADA ESTETİK YAPI ORGANİZASYONU(ÖTÜKEN NEŞRİYAT, 1999), S.7
  2. ÖZGÜR KARAKAYA, SANAT GÖRÜŞÜ, ERİŞİM TARİHİ 20.11.2013, http://www.toplumvesiyaset.com/yaziOku.php?id=1518
  3. AHMET CEVİZCİ, AYDINLANMA FELSEFESİ TARİHİ(ASA KİTABEVİ, GENİŞLETİLMİŞ 2.BASIM), S.408
  4. TAYLAN ALTUĞ, KANT ESTETİĞİ (PAYEL YAYINLARI,1989, 1.BASIM), S.57-58
  5. ALİ ŞERİATİ, SANAT (FECR YAYINLAR, 2008, 1.BASIM), S.80-81
  6. ALİ ŞERİATİ, SANAT (FECR YAYINLAR, 2008, 1.BASIM), S.77-78-79-80-85-86
  7. EROL GÜNGÖR, KELAMİ SAHADA ESTETİK YAPI ORGANİZASYONU(ÖTÜKEN NEŞRİYAT, 1999), S.10-11
  8. EROL GÜNGÖR, KELAMİ SAHADA ESTETİK YAPI ORGANİZASYONU(ÖTÜKEN NEŞRİYAT, 1999), S.20-21
  9. EROL GÜNGÖR, KELAMİ SAHADA ESTETİK YAPI ORGANİZASYONU(ÖTÜKEN NEŞRİYAT, 1999), S.39
  10. EROL GÜNGÖR, KELAMİ SAHADA ESTETİK YAPI ORGANİZASYONU(ÖTÜKEN NEŞRİYAT, 1999), S.12

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir