RABİA ŞİMŞEK“SANMAK” NE KOLAY KELİME ASLINDA

“SANMAK” NE KOLAY KELİME ASLINDA

Sanmak… Ne kolay bir kelime aslında. Söylediğimiz anda hem içimizi rahatlatıyor hem de yapmadıklarımızın üzerini usulca örtüyor. Bazen düşünüyorum; “sandım” dediğimiz şey, merak etmediğimizi kendimize bile belli etmeden söylemenin en yumuşak hâli mi?

“İyisin sandım,” deniliyor mesela. Oysa gerçekten merak edilse sorulurdu. “Ararsın sandım,” deniliyor; beklemek yerine telefon edilebilirdi. “Geçer sandım,” deyip zamanın her şeyi düzelteceğine inanılıyor. Belki geçiyor, belki insan toparlanıyor ama o süre boyunca hangi geceleri tek başına atlattığını kimse bilmiyor.                                                                                  Çünkü kimse sormuyor.

Gülümsüyorsa mutlu, susuyorsa iyi, hayatına devam ediyorsa güçlü sanıyoruz. Gördüğümüz kadarıyla yetinip bilmediğimiz yerleri kendi düşüncelerimizle tamamlıyoruz. Sonra gerçeği öğrendiğimizde şaşırıp “Hiç belli etmiyordun,” diyoruz.

Belki belli ediyordu. Biz yeterince dikkatli bakmadık. Sesindeki yorgunluğu duymadık, sustuğu yerde biraz beklemedik. Anlatmasını, bizi aramasını, ilk adımı yine onun atmasını bekledik. Kendi cevabımızı bulmak, gerçeğini öğrenmekten daha kolay geldi.

Sanmak biraz da böyle bir şey işte. Yaklaşmadan anlamak, sormadan bilmek, dinlemeden karar vermek… Üstelik çoğu zaman yanıldığımızı fark etmiyoruz. Karşımızdaki uzaklaşınca, sustuğunda ya da artık gelmediğinde dönüp aynı kelimeye sığınıyoruz: “Ben öyle sandım.”

Biliyorum, insan bazen en çok burada kırılıyor. Yaşadıklarının görülmemesinden önce, hâlinin hiç merak edilmemesine… Yanında sandığı insanların onun hakkında birçok fikri olduğunu ama gerçekte ne yaşadığını bilmediğini fark edince içinden bir şey sessizce eksiliyor.

Bugün birbirimizin nerede olduğunu, ne paylaştığını, kimlerle görüştüğünü biliyoruz; ama kalbinin nasıl olduğunu bilmiyoruz. Her an ulaşabilecek kadar yakınız, yine de hâl hatır sormayacak kadar uzağız. Konuşmak yerine tahmin ediyor, dinlemek yerine yorumluyoruz. Sonra araya sessizlik giriyor. O sessizlik uzadıkça kırgınlık büyüyor, insanlar birbirinden kopuyor.

Ben de sanıyorum, sen de sanıyordun… Belki ikimiz de karşı taraftan bir adım bekliyoruz. Fakat kimse yürümeyince aradaki yol kapanıyor. Oysa bazen bir telefon, içten sorulmuş bir “Nasılsın?” ya da yalnızca “Seni merak ettim,” demek birçok şeyi değiştirebilir.

Ailenin, dostluğun arkadaşlığın biraz da bu olduğuna inanıyorum. Çağrılmayı beklemeden yanında olmak, anlatmasa bile sesindeki değişikliği fark etmek, iyi görünüyor diye iyi olduğuna karar vermemek… İyilik her zaman büyük şeyler yapmak değildir; bazen bir insanı gerçekten merak etmek, dinlemek ve ihtiyacı olduğunda orada kalmaktır.

Bu yüzden “sandım” bana artık pek masum gelmiyor. İçinde gecikmiş bir ilgi, atılmamış bir adım ve zamanında sorulmamış bir soru görüyorum. Çünkü insanları kaybettikten sonra ne sandığımızın hiçbir önemi kalmıyor.                                                                                                                                                                                                

Bırakalım artık sanmayı.                                                                                                              Arayalım, soralım, dinleyelim.                                                                                                     Sanmak yerine bilmek gerek.

İlgili Yazılar

1 Comment

Avarage Rating:
  • 0 / 10

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir