Yalan Söyledim
Yalan söyledim. “Ben kolay kolay kırılmam” dedim ve bunu söylerken belki de gerçekten öyle olduğuma inandım, çünkü insan bazen ne kadar kırıldığını kabul etmek yerine kendine güçlü olduğunu anlatmayı daha kolay buluyor. Hepimizin böyle cümleleri var aslında. “Ben kıskanç biri değilim”, “Ben yalnız kalmayı severim”, “Ben kimseye kolay güvenmem”, “Ben çabuk sıkılırım”, “Ben fazla takılmam” diyoruz ve bunları söylerken sanki kendimizi tanımlıyormuşuz gibi hissediyoruz. Ama ya kendimizi anlatmıyorsak? Ya sadece kendimizi koruyorsak?
Ben mesela kolay kırılmadığımı düşünüyordum. Bir şey olurdu, susardım. Canımı sıkan bir şey söylenirdi, konuyu değiştirirdim. Birinin davranışı içime otururdu ama ben yine de gülmeye devam ederdim. Sonra birileri bana bakıp “Sen ne kadar sakinsin” ya da “Sen hiçbir şeyi kafana takmıyorsun” derdi, ben de başımı sallardım çünkü dışarıdan gerçekten öyle görünüyordum. Oysa herkesin kırgınlığı gürültülü olmaz. Bazen sadece eve gidersin, kahveni yaparsın, bir kitap açar ve gün içinde söylenmiş küçücük bir cümle, sen sayfaya bakarken kafanın içinde tekrar tekrar döner. Kimse bilmez, sen de ertesi gün kalkıp hayatına devam edersin. Belki de güçlü olmak sandığımız bazı şeylerin bir kısmı gerçekten güç değildir, belki sadece insanın bazı duygularını sessizce yaşamayı öğrenmesidir.
Yalan söyledim. “Ben çabuk sıkılıyorum” dedim. Gerçekten çabuk sıkılıyor muyum? Bazen evet ama galiba mesele her zaman sıkılmak değil. Bazen bir şeyin içindeki anlamını kaybediyorsun. Eskiden saatlerce konuşabildiğin bir konu, tekrar açılıyor ve aynı kelimeler artık hiçbir şey hissettirmiyor. Ya da herkesin eğlendiği bir ortamda kendini bir anda dışarıdan izlerken buluyorsun ve içinden “Ben neden buradayım?” diye geçiriyorsun. Sonra kalkıp gidiyorsun ve kendine “Ben zaten çabuk sıkılıyorum” diyorsun, çünkü “Artık burada kendim gibi hissetmiyorum” demekten çok daha kolay geliyor. İnsan bazen gerçek sebebi söylemek yerine, kendisine daha kolay açıklayabileceği bir sebep buluyor.
Yalan söyledim. “Ben soğuk ve mesafeliyim” dedim. Bunu o kadar uzun süre söyledim ki bir ara gerçekten kişiliğimin değişmez bir parçası sandım. Sonra kendime biraz daha dikkatli baktım ve aslında insanlara karşı hiç de soğuk olmadığımı fark ettim. Ben insanları merak ediyorum, hem de gereğinden fazla. Birinin neden öyle konuştuğunu, neden bir anda sustuğunu, neden bazı konularda gözlerinin değiştiğini, neden bazı insanların çok gülerken aslında hiç iyi olmadığını merak ediyorum. Hatta bazen biriyle tanışıyorum, eve dönüyorum ve onunla ilgili kafamda onlarca soru oluşmuş oluyor. “Acaba çocukken nasıldı?”, “Bunu neden söyledi?”, “Gerçekten böyle mi düşünüyor yoksa alıştığı için mi böyle davranıyor?” diye düşünüyorum. Eğer buna soğukluk deniyorsa, benim soğukluğum biraz tuhaf.
Sadece bazen birini anlamakla onu kurtarmayı birbirine karıştırıyoruz…
Insanın tek bir hâli yok. Hepimizin içinde birbirine hiç benzemeyen birkaç taraf var. Bir tarafımız çocuk gibi meraklı, bir tarafımız her şeyi kontrol etmek istiyor, bir tarafımız insanlara sarılmak istiyor, bir tarafımız da “Biraz beni yalnız bırakın” diyor. Bir tarafımız çok cesurken başka bir tarafımız hâlâ bazı şeylerden korkuyor. Bazen insanlara çok güvenmek istiyoruz, bazen de geçmişte yaşadıklarımız yüzünden bir adım geri duruyoruz. Bence büyümek bütün bu tarafların aynı insanda yaşayabileceğini kabul etmek.
Ben yıllarca kendimi birkaç kelimeyle anlattım: güçlü, mesafeli, çabuk sıkılan, kolay kırılmayan, insanları hayatına kolay almayan biri. Belki bunların hepsinde biraz gerçek vardı ama hiçbiri tek başına ben değildi. Ve insanın kendine yaptığı en büyük haksızlıklardan biri de kendisini birkaç sıfatın içine sıkıştırmak. Çünkü bir kere “Ben böyleyim” dediğinde, sonra değiştiğinde sanki kendine aykırı bir şey yapmış gibi hissediyorsun. Oysa insan kaç kere değişiyor hayatı boyunca? Çocukken başka biriyiz, yirmimizde başka, otuzumuzda belki bambaşka. Bir şey yaşıyoruz ve fikrimiz değişiyor, birini tanıyoruz ve kendimizi yeniden görüyoruz, bir kitap okuyoruz ve yıllardır doğru sandığımız bir şey yerinden oynuyor. Sonra bir gün geliyor, dün kendimiz hakkında söylediğimiz bir cümle bize yabancı geliyor.
Evet, yalan söyledim. Ve kendime söylediğim en büyük yalan “Ben böyleyim” cümlesiydi. Çünkü ben böyle değilim. Ben hâlâ oluyorum, hâlâ değişiyorum, hâlâ bazı şeyleri yanlış anlıyor ve sonra yeniden öğreniyorum. Hâlâ kendim hakkında dün bilmediğim şeyleri bugün fark ediyorum. Çünkü hiçbirimiz tamamlanmış bir hikâye değiliz. Hepimiz hâlâ devam eden bir hikâyeyiz.
Aylen Durmush, Güneybatı Üniversitesi’nde Psikoloji öğrencisi ve Kimin Hikâyesi Bu? – Bir Yolculuk: Başkalarından Kendine kitabının yazarıdır. İnsan, ilişkiler, kendini tanıma ve varoluş üzerine yazan Aylen, kişisel deneyimlerden ve psikolojiye duyduğu meraktan beslenen bir anlatı dili kullanır. Aynı zamanda insanın kendisiyle, hayatla ve varoluşla kurduğu ilişkiyi konuştuğu Varoluşun Eşiğinde adlı podcastin hazırlayıcısı ve sunucusudur.
