ANLAMSAL BİR MESELE
Anlamak: Bir şeyin ne demek olduğunu, neye işaret ettiğini kavramak.
Anlaşılmak: 1. Anlama işine konu olmak.
- Belli olmak, ortaya çıkmak.
Anlamak ve anlaşılmak kavramları özünde iki duygu barındırır: Tevazu ve sabır.
Tevazu: Alçak gönüllülük.
Sabır: Acı, yoksulluk, haksızlık vb. üzücü durumlar karşısında ses çıkarmadan
onların geçmesini bekleme erdemi, dayanç.
“Her işin başı sabırdır” derler, bu söz anlaşılmak konusunda da geçerlidir.
Kendimizi anlatırken sabırla, ince ince işlenmiş bir nakış gibi anlatmalıyız ki
anlaşılabilelim. Tabi ki dinleyenin sabırla dinlemesi daha da önemlidir. Karşımızdakini
anlayıncaya kadar büyük bir sabır ve anlayışla, empati kurarak dinlemeliyiz.
“Tevazu işin neresinde” diye soracak olursanız şöyle izah edebilirim: Alçak
gönüllülük bir karakter biçimidir aslında. Anlamak ve anlaşılmak için gözümüze bir perde
çeken kibirden uzak durmalı her şeyi olduğu gibi algılamalıyız ne eksik ne de fazla.
Anlaşılmak için önce anlamayı bilmek gerekir. Birileri tarafından anlaşılmayı
bekleriz genellikle. Anlaşılmaktan ziyade anlaşılmamak bizim zihnimizi yorar ve sürekli
olarak bunun üzerinde düşünürüz. Yaşadığımız hayat koşullarında, bulunduğumuz
çevrede, arkadaş ortamımızda ya da ailemiz ve partnerimiz tarafından anlaşılmadığımız
gerekçesiyle sitem ederiz hep birilerine.
Kendimizi anlatmayı denedik mi hiç ya da anlattıysak da ne kadar doğru
anlatabildik?
Kendimizi doğru bir şekilde ifade edebilmek için öncelikle kendimizi çok iyi
tanımalıyız. Herkes kendini iyi tanıyabilir mi? Belki hayır çünkü yaşadığımız her olay,
içinde bulunduğumuz her durum bizi an be an değiştirir. Bu köklü bir değişim olmaz
elbette ama yine de nefes aldığımız her an bizde izler bırakır. Bunlar belki küçük küçük
izler olduğundan farkına varamayız hemen. Zaman geçtikçe kendimizdeki değişimleri
fark ederiz ancak.
Örneğin konuşkan, iletişim becerisi iyi ve dışa dönük biriyken zamanla
ilişkilerimizde yaşadığımız olumsuzluklar sebebiyle yavaş yavaş kendi içimize dönebiliriz
belki. Daha az iletişim kurmaya başlarız ya da iletişim kurmak istediğimiz kişiler ile ilgili
daha seçici davranabiliriz. Hayat tecrübemiz bize “konuşmanın kendinden eksilmek”
olduğunu öğretirse tercihimizi farklı yönde yapabiliriz.
Kendimizi, içinde bulunduğumuz durumu hissettiklerimizi ve yaşadıklarımızdan
etkilenme şeklimizi doğru ve eksiksiz anlatabilirsek doğru olarak da anlaşılırız.
Neticede anlaşılmama durumunda tek sorumlu karşı taraf değildir. Elbette ki onlar
da sorumludur ancak iletinin kaynağı olarak kendimiz daha çok sorumluyuzdur bu
durumdan.
Bu noktada şu soruyu sormamız gerekir kendimize: Peki ben kendimi neden doğru
anlatamıyorum?
Öncelikle kelime dağarcığımızın yetersizliği buna sebeptir. İkincisi olaylar,
durumlar ve duygu durumlarımızla ilgili çözümleme becerimizin düşük olmasıdır. Başka
bir deyişle kendimizi ve duygularımızı tanımıyor olmamızdır.
Bilinçli ve farkındalığı yüksek yetişkin bir insan hayatı boyunca kendini anlamaya ve
geliştirdiği kişiliğin sebeplerini bulmaya çalışır. Kendimize açılan her pencereyi ve bu
pencereleri bize açanları keşfetmeye çalışırız.
Bilgi birikimimiz ve kültürümüz de kendimizi doğru aktarmada etkin bir rol oynar.
Yaşadığımız toplumun olaylara ve insanlara verdikleri tepkiler de karakterimizin
şekillenmesinde pay sahibidir.
Bütün bunlar bir araya geldiğinde biz kendini doğru anlatan ya da anlatamayan
kişiler olarak hayatta varlık gösteririz.
Kendimizi doğru aktarabildiğimizi varsayarsak anlaşılır mıyız peki? Muhtemelen
evet çünkü karşı tarafın anlama yeteneği ve empati kurabilmesi anlatılanları olduğu gibi
anlamasını sağlar.
Burada önemli olan bir diğer unsur da yargılamadan dinlemektir. Dinlerken
konuşan kişinin söylediklerinde yanlış aramak ya da onu suçlamaya çalışmak iletişimin
en büyük engellerindendir. Yani diyebiliriz ki dinleyicinin herhangi bir ön yargısı
olmaksızın dinlemesi anlaşılma konusunda büyük önem taşır.
Bütün bunları göz önünde bulundurarak her şeyin tam ve kusursuz olduğunu
düşünürsek anlaşılmamak için hiçbir sebep yoktur.
Bireysel olarak ya da toplumsal olarak anlatıcının anlaşılmak istediği konusunda
anlaşılabilmesi için kendi eksiklerini gidermesi gerekir. Öte yandan dinleyici biz isek
anlatılanları anlamak için iyi bir dinleyici olmamız gerekir.
Anlatamamak ya da anlaşılmamak üzerine şikâyet etmeden önce kendimizi
iletişimde yetkin ve donanımlı bir hale getirmeliyiz.
Not: Anlaşıldığımı umarak anlatabilen ve anlayabilen bireyler olmamızı diliyorum.
Ebru ŞEN
Ekim 2026 BURSA
