Bir melodi gibiydin benim için, tanıdık bir melodi. Bazen sakin ve duygusal, bazen de coşkulu ve heyecanlı. Konuştuğun zaman rengârenk notalar akardı dudaklarından. Sakin bir müziğin kollarında uyumak gibiydi sana sarılmak. Tüm müziklerini dinliyordum senin; bana seni anlattığına inanıyordum. Duygularını, hislerini, sevgilerini tanıyordum bu müziğin arasındaki saklanmış sırlarda…
Ama kalbinin arka sokaklarında çalan o gergin notalarını görememiştim; sadece bana gösterdiklerine tutulmuştum. Seninle baş başa kaldığım zaman dans ederdi kelebekler etrafımızda. Serçeler coşkuyla uçardı pembe ve beyaz açmış bahar dallarının arasında. Bulutlar saklayamazdı gözlerimde parlayan güneşi.
Sen her defasında yanımdan ayrılırken, arkandan özlemle bakardım; yetmezdi ki bana yarım saat seni dinlemek. Kalbimde senin müziğin ve burnumda kokun kalırdı. Her adım atışını izlerdim dikkatle. Yanına koşmak, sana sarılmak için can atardım. Papatyalar açardı ruhumda; sen bana gülünce dans ederdi bahçemdeki kır çiçeklerim. Sana olan sevgimle sulardım hepsini her sabah ve her akşam, gözlerinin içine bakar, uzun saatler boyunca sohbet ederdim onlarla, boyunlarını bükmesinler sevgisizlikten diye.
Seninle birlikte bestelemek istemiştim en güzel melodiyi; Re’lerin ve Fa’ların bile tanımadığı notalarla söyleyecektim şarkımızı. Kemanlar ağlayacak, gitarlar coşacaktı ruhumdaki karnavaldan. Ama olmadı; ne o sevgiler kaldı ne de kır çiçekleri.
Bir gün geldi, senden gelen melodinin sesi kısılmaya başladı. Aşkı çalan teller koptu tek tek. Yeniden akort etmek istesem de izin vermedin bana bir türlü. Her kopan teli tamir etmek istediğimde nefretini kusman, hakaret etmen ve aşağılamalarınla yüzleştim. Bir insanın sıcak müziği bu kadar kötü ve soğuk olabilir miydi? Suçu hep kendimde aradım; zaten senin gözünde de her zaman suçlu bendim ve bu durumu da kabullenmeye başlamıştım. Beni anlamayı bıraktın. Bana anlattığın, senin ne kadar sahte olduğunu gösterdin; çalıntı bir besteydin artık…
Müziğin yavaş yavaş kapanmaya başladı. Kalbinin karanlık notalarını duymaya başlamıştım. Gözünün içinde parlayan öfke ışıklarını bu defa göstermiştin. Gerilim ve korku müzikleri çalmaya başlamıştı ve senin ruhundan bana doğru karanlık bir bulut içinde geliyorlardı. Sen acımasız ellerinle papatyalarımı kopararak canlarını yakmaya başladın. Senin notalarında suladığım çiçeklerimi soldurmuştun.
Korkunç müziğin kalbimi ürküttü. Ellerimin arasında olmasını istediğim ellerin, ısırgan otu gibi batıyordu.
Güneş karanlıklara gömüldü, fırtınalar kopmaya başladı. Sıktığın yumruğun ve dişlerinin arasından öfkeli şarkını söylemeye başlamıştın. Kulaklarımı kapatmak zorunda kaldım; korkuyordum ve yalnızdım.
Etraf karanlık, ışıklar yanmıyor ve kalbim sönmeye başladı. En güzel müzik sonsuza kadar kesildi. Şimdi sen diğer sakin notalarını başka kalplere gönderiyorsun.
Bir gün kulağına tozlu, eski ve unutulmaya yüz tutmuş bir melodi gelirse, aklına sana masumca gülen kır çiçekleri ve papatyalarla örtülmüş ruhum gelsin. Hatırlamazsan bile, yabancı bir tanıdık der geçersin.
