HİÇ EMZİRİLMEMİŞ BİR ÇOCUK / ESRA KURAN

Bitik yalnızlıkların şekersiz tadıdır ismin

Topraktaki ellerin çatlaklarındaki resmin

Yücelen cümlelerden mısralara akıtırken

En derûnî yaraların rüzgârındadır cismin

Hırsın dik yokuşlarında yol alışı bir devin

Cücenin boynuna sus payı takılmış incinin

Derin kuyularda aranan haklılık sesiyle

Yok oluşunu masalla izler olmuş bir neslin

Sen ki sevdalarını açık çayla tüketirken

Ben ki seni ten yorgunu hâllerinle severken

Telvenin kıvrımlarında görürken ihaneti

Yol üstü sevdalardı durağımız sen gelirken

Gözlerinin en mavi tonuyla yolculuk eden

Hikâyelerini hesapsız çalmış oysa giden

Küflenmiş öfkenin kıyısında soluk alınca

Nefessiz kalıyor hikâyede yokluğu seven

Gözyaşı sığmaz olunca yanaklarıma o an

El tutuşu gelir kapıma anılardan kalan

Bir engin deniz bir çölde yok oluşun sesiyle

Yazılmayan hikâyelerinden göz kırpar zaman.

Sesimi yerleştirdiğim mısralarıma bakan

Boynumun düştüğü mekanda küflü iğne kokan

Gözleri eskimiş dağ lalelerinin göğsünde

Hiç emzirilmemiş bir çocuktu benim babam.

Şimdi kırışmış gökyüzüne ediyorken kelam

Saklanılmış oyunlarda saklı en derin anlam

An’a eğilen devrik zamanın ellerindeki

Keşke cümlelerinin edilgenliğidir yaşam.

Beşikte başlayan hayat yarışındaki selam

Altında ömür konuşan mezar taşıyla tamam

Kafa tutan geçmişe sessiz çığlık bu şiirin

Tek on dörtle bitirilmiş mısrasındadır sevdam.

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir