Kahkahalar Yetim Kaldı
Ablam hayata hep kahkahayla gülerdi.
Onun attığı her kahkaha, aslında
çocukluğumuzdaki acının sesiydi.
Sesimiz güzel olmasa da bağıra bağıra şarkılar söylerdik.
Akşam olduğu zaman, caddeye sıfır
evimizin önündeki göl kenarından toplayıp
sazlıklarla süslediğimiz bambulu manav tezgâhımıza otururduk.
Gece yarılarına kadar çay buharında ısınır,
sohbetin içinde kendimizi unuturduk.
Günler, mevsimler hızla geçiyordu.
Ve bir gün ablamın böbreğinin birinin bittiğini öğrendik.
Kaldırdığımız hastanede, tedavi sırasında
ikinci böbreğinin de bittiğini öğrendik.
Hayatın gerçeğini kabullenmek zordu.
İnsan sevdiği birinin hayatın içinden yavaş yavaş çekişini nasıl kabullenir.
Kabullenmek yıllarımı aldı.
Ablam gün gün zayıflıyordu.
Yemek yiyemiyor; haftanın üç günü sadece yatıyor, dört günü diyalize giriyordu.
Cildi tahriş olmuştu. İnsanlar zayıflığına ve cildine çok konuşuyordu.
Her zamankinden daha çok gülüyordu ablam. Şehir şehir dolaştık.
Umudu valizimize koyup hastanelere taşıdık.
Her kapıda biraz daha yorulduk, ama vazgeçmedik.
Son olarak bir hastaneye yerleştik.
Ablamın her şeyden ürkmesi, titremesi ve
ağlaması; acıdan inlemeleri…
Su içememesi, yemek yiyememesi…
Ve içine attığı tüm üzüntüsünü o gün dile getirdi.
Günlerce hastanede refakat ettim.
Her gün, iyileşince neler yiyip içeceğini anlatıyordu.
Birlikte hayaller kuruyorduk.
İşlemler tamamlandı.
Sabahleyin çapraz nakil yapılacaktı.
Heyecanla beklerken, gecesine ablam beyin kanaması geçirdi.
Doktorlar ne olduğunu anlamaya çalışırken
diyalize bağladılar.
Ellerinden tuttum ve hıçkırarak ağlıyordum.
Elleri soğudu. Ağlama dercesine, güçsüz elleriyle ellerimi sıkıyordu.
Gözleri açılmıyordu; ben uyudu
zannediyordum, uyursa geçer sandım
Sabaha nakil olur ve el ele gülerek
hastaneden çıkarız sandım…
Oysa beyin kanamasından, ellerimin arasında öldü.
Onun sustuğu gün, dünyadaki bütün kahkahalar yetim kaldı.
RAMAZAN YONTUCU

