Ben Yazar Değilim. Peki Neden Yazıyorum?
Ben kendime yazar demiyorum.
Bunu özellikle söylüyorum. Çünkü “yazar” kelimesi bende yalnızca yazan kişiyi değil; Halide Edip’i, Tanpınar’ı, Sabahattin Ali’yi, eserleriyle zamanlarını aşan insanları çağrıştırıyor. Bir kitabın kapağında adının bulunmasıyla insanın yazar olması arasında benim için uzun bir yol var. Ben o yolun neresinde olduğumu bilmiyorum.
Zaten bu uğraşa bir unvan edinmek için başlamadım.
Bir gün Varyasyon Kalemler’in yazar çağrısını gördüm. İlanı gördüğümde zihnimde “Ben de yazar olmalıyım” diye bir düşünce yoktu. Neden başladığımı bile tam olarak bilmiyordum.
Sadece kalemi elime aldım.
Sonra bu uğraşın, düşündüğümden çok daha fazlasını taşıdığını fark ettim.
Meğer insanın zihni, kendisinin bile her zaman fark edemediği bir kalabalık taşıyabiliyormuş. Birbirine karışan, yarım kalan ya da yalnızca bir cümle olarak belirip kaybolan düşüncelerimi kâğıda dökünce onları dışarı çıkarabildim. Dağınık olan belirginleşti; belirginleşen de üzerinde çalışılabilir hâle geldi.
O zaman fark ettim: İnsan, zihninden geçen her şeyi zihninin içinde aynı açıklıkla göremiyor.
Bir düşünce zihnimden geçerken ona yalnızca sahibim. Kâğıda döküldüğünde ise karşısına geçebiliyorum.
Belki bende yarattığı ilk büyük değişiklik buydu: Kendi düşüncemle arama küçük bir mesafe koyabilmek.
Bir süre sonra bunun yalnızca bir anlatma biçimi olmadığını anladım.
Düşüncelerime dışarıdan bakabiliyor ve kendime sorular sorabiliyordum:
“Gerçekten böyle mi düşünüyorum?”
“Bunu neden düşünüyorum?”
“Bunun dayanağı ne?”
“Burada benim fark ettiğim ama başkasının görmediği ne var?”
Sorular çoğaldıkça metin de değişti.
Düşüncelerimi araştırmaya başladım; okudum, karşılaştırdım, sorguladım ve süzdüm. Her fikrimi doğru kabul etmek yerine, içlerinden anlam taşıyanları ayırmaya çalıştım.
Böylece yazı, düşüncelerimi başkalarına aktarmanın yanı sıra onları kendime de gösterebilmenin bir yolu oldu.
Belki insan bazen ne düşündüğünü, düşünürken değil; düşündüğünü görünür hâle getirdiğinde daha iyi anlayabiliyor.
Zihnimde dolaşan bir şey artık yalnızca orada kalmıyor; bir cümleye, bir soruya, bir araştırmaya, bazen de tamamlanmış bir metne dönüşüyor.
Ortaya çıkan her şey bana kendim hakkında da bir şey söylüyor.
İnsanın kendisini tanımasının yollarından biri, kendisi hakkında konuşmaktan çok kendi düşüncelerine dışarıdan bakabilmek olabilir.
Benim için süreç böyle işliyor.
Önce içime, sonra yaşadığım duyguların arkasına bakıyorum. Yalnızlık ve vefa gibi hislerin yalnızca bana ait olmadığını, başka insanların hayatlarında da farklı biçimlerde karşılık bulduğunu fark ediyorum.
Sonra kendimden çıkıp insana bakıyorum.
Toplumsal konular ilgimi çekiyor. Bir insanın başarısının yalnızca dışarıdan görünen sonucuna değil, arkasındaki emeğe odaklanmak istiyorum.
Bir insan nasıl buraya geldi?
Neleri göze aldı?
Kimsenin görmediği hangi çabaları verdi?
Edebiyatta da bende iz bırakan isimlerin yalnızca ne yazdıklarını değil, dünyaya nasıl baktıklarını anlamaya çalışıyorum.
Böylece yazı beni içime kapatmak yerine dışarı çıkarıyor.
Önce kendimi, sonra buradan yola çıkarak insanları anlamaya çalışıyorum.
Belki asıl alan da burada açılıyor.
İnsan kendisini anlamaya çalışırken bir noktada yalnızca kendisine bakamıyor. Kendi duygularının, korkularının, yalnızlığının ve çabasının başka insanlarda da farklı biçimlerde karşılık bulduğunu görmeye başlıyor.
Bir insanın yaşadığı şey yalnızca onun hikâyesi olarak kalmayabiliyor.
Üzerinde düşünüldüğünde, başka insanların kendilerine bakabilecekleri bir soruya dönüşebiliyor.
Benim için fayda da burada başlıyor.
Mesele yalnızca yaşadığım bir şeyi anlatmak değil; onun içinden başka bir insanın kendisine bakabileceği bir düşünce çıkarabilmek.
Bu bazen bir cümle, bazen bir soru, bazen de küçük bir fark ediş olabilir.
Bunun gerçekleşip gerçekleşmediğini elbette ben belirleyemem. Bir metnin bir başkasında ne bırakacağını yazarı kontrol edemez.
Ama bunu artık hesaba katıyorum.
Belki yazmak yalnızca “kendini anlatmak” değildir.
İnsan kendinden yola çıkar; fakat iyi bir düşüncenin sınırı kendisi olmayabilir.
Kendi hayatından bir soru çıkarır, deneyiminden bir anlam arar ve zihninde başlayan şeyi başka bir insanın da düşünebileceği bir yere taşır.
Ben bunu teorik olarak öğrenerek başlamadım.
Yazarken fark ettim.
Çünkü benim için yazarlık, yazı yazmaktan daha büyük bir şey.
Düşünüyor, araştırıyor, fikirlerimi yeniden sınayıp süzüyor ve ortaya çıkanlara bakarak kendimi daha iyi tanıyorum.
Belki de insan her zaman kendisini bulmak için yazmıyor.
Bazen ne düşündüğünü anlayabilmek, bazen de kendisinde başlayan bir düşüncenin başka bir insanda karşılık bulabileceğini fark etmek için yazıyor.
Ben neden yazıyorum?
Sanırım başladığım gün cevabını bilmiyordum. Şimdi de tamamen bildiğimi söyleyemem.
Ama artık şunu biliyorum:
Yazdıkça zihnimde ne olduğunu daha iyi anlıyorum.
Anladıkça kendimi daha iyi tanıyorum.
Kendimi tanıdıkça insanlara başka türlü bakıyorum.
Belki yazıyla ilişkim şimdilik bundan ibaret.
Kendime yazar demiyorum.
Ama yazıyorum.
Ve galiba bazı cevaplar, insan onları aramaya başlamadan önce değil; cümlelerin içinde ortaya çıkıyor.
Remziye Gönenç Koşar
