RÖPORTAJ: İLKER KAPLAN

1-Eser sahibi kimdir? Sizi yakından tanıyabilir miyiz?

 İlker Kaplan, 1984 yılında Balıkesir’de doğdum. Anadolu Üniversitesi’nde İşletme ve İş Sağlığı ve Güvenliği alanlarında eğitim aldım. Pedagojik formasyonumu tamamlayarak Finans ve Muhasebe öğretmenliği unvanını da edindim. Hali hazırda Eskişehirde yaşıyorum.

 Ancak hayatımın önemli bir bölümü yalnızca mesleğimden ibaret olmadı. Uzun yıllar radyo programları hazırladım ve sundum; seslendirme, reklam ve metin yazarlığı gibi alanlarda da üretim yaptım. Dolayısıyla kelimelerle, sesle ve anlatıyla ilişkim uzun zamandır hayatımın bir parçası.

2-Yazarlığa adım atmanızda ki asıl kırılma noktası ne oldu?

 Benim için yazarlığa giden yolun asıl kırılma noktası, 2004 yılında yaşadığım küçük ama hiç unutmadığım bir andır.

 O yıllarda genç bir radyo programcısıyım. Cem Karaca’nın vefatıyla çok sarsılmıştık. Onu çok seven ve yakından tanıyan meslek büyüklerimden biriyle bir akşam sohbet ediyorduk. Kendisi de geceleri ulusal bir radyoda şiir programı hazırlıyordu.

Bir sohbet esnasında Cem Karaca’nın hayatı boyunca yaşadığı sürgünlerden, yasaklardan ve geride bıraktığı izlerden söz ederken, bir noktada hayıflanarak, “Keşke bütün bunları zamanında yazsaydık, geride bir hatırat bıraksaydık,” dedi. Tam o sırada eşi, yıllar boyunca biriktirdiği iki büyük çuval dolusu kâğıdı depodan getirip masanın yanına boşalttı. Peçeteler, eski kâğıt parçaları, sigara paketleri…

Cem Abi yıllarca sohbetleri sırasında aklına gelen bir düşünceyi, bir sözü ya da tek bir cümleyi bulduğu ilk kâğıda not etmişti. Eşi de yıllar boyunca bunların hiçbirini atmamıştı.

O görüntüye şahit olmamama rağmen sadece aktarılması bile beni çok etkiledi. O günden sonra aklıma gelen düşünceleri, cümleleri ve küçük gözlemleri mümkün olduğunca yazmaya ve saklamaya başladım. Tüm bu biriktirdiğim anılar, hikayeler, bugünün tabiriyle aforizmalar yıllar sonra bir kitaba dönüştü.

Bugün geriye dönüp baktığımda söyleyebileceğim en kritik eşik bu diyebilirim.

3-Sizi ilk kez kalemi elinize almaya iten özel bir an var mıydı?

 Çocukluğumdan beri dilim, ifade biçimim ve olaylara bakışım çevremdekiler tarafından hep farklı bulunurdu. Merak eden, ayrıntıları fark eden ve gördüğüm şeylerin altında başka anlamlar arayan biriydim.

 Sonra farklı edebiyatların, farklı yazarların ve farklı anlatım dillerinin içine daha fazla girdikçe merakım, gözlem gücüm, farkındalığım, ifade kabiliyetim ve yıllar içinde biriken o dil duygusu bir yerde birleşti.

Bir noktada kendimde de böyle bir yön olduğunu fark ettim. Kendi tarzımı kendi ifademi oluşturduğumu farkettim.

4-Çocukluğunuzdaki veya gençliğinizdeki okuma alışkanlıklarınızın bugünkü yazım dilinize ve üslubunuza nasıl bir etkisi oldu?

 Çocukluğumda beni en çok etkileyen romanlardan biri, hatta uzun yıllar favorim olan Charlotte Brontë’nin Jane Eyre romanıydı.

Çok ilginç bir okuma anım vardır. Geceleri evdekileri uyandırmamak için ışıkları açamazdım. Pencereden içeri süzülen sokak lambasının ışığı odama vururdu; ben de o loş ışığın altında Jane Eyre okurdum.

Bugün geriye dönüp baktığımda, o kitabın beni yalnızca hikâyesiyle değil, diliyle ve yarattığı karanlık dünyayla da etkilediğini düşünüyorum. O yaşlarda bunun adını koyamıyordum elbette.

5-Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz?

 Sanırım beni yazar olmaya götüren en önemli şey, yıllar boyunca biriktirdiklerimin artık içimde taşmaya başlamasıydı.

 Hayat boyunca gördüklerim, yaşadıklarım, insanlardan dinlediklerim, gözlemlerim, aklımda kalan cümleler ve yıllar içinde yazıp bir kenara koyduğum pek çok şey zamanla birikti. Bir noktadan sonra içimde şu duygu oluşmaya başladı: “Benim anlatacak çok şeyim var.”

Kendimi ifade etmenin en güçlü ve en kalıcı yollarından birinin yazmak olduğuna karar verdim.

6-İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir siz bu yolda nasıl bir yöntem izlediniz?

Ben bu konuda naçizane fikrimden söz edebilirim.

Bence iyi bir yazar olmanın ilk şartı, anlatacak bir hikâyesinin olmasıdır. Bir şey söyleme ihtiyacı, bir duygu, bir düşünce ya da okura aktarmak istediğiniz bir dünya olmalı.

 İkinci olarak insanın kendi diline, kendi lisanına hâkim olması gerektiğini düşünüyorum. Burada yalnızca dilbilgisini kastetmiyorum. Kelimelerin anlamını, ağırlığını, ritmini, nerede nasıl kullanılacağını ve aynı düşüncenin farklı biçimlerde nasıl ifade edilebileceğini bilmekten söz ediyorum.

 Bir diğer önemli mesele de anlattığınız hikâyenin evrenine ve duygusuna hâkim olmak. Yazdığınız dünyanın nerede başlayıp nerede bittiğini, karakterlerin ne hissettiğini, hangi ruh hâlinden geçtiğini ve okura hangi duyguyu bırakmak istediğinizi bilmeniz gerektiğine inanıyorum.

 Sonrasında bütün bunları doğru biçimde ifade edebilmek geliyor. Çünkü zihninizde çok güçlü bir hikâye olabilir; fakat onu okurun zihninde aynı güçle kuramıyorsanız, hikâyenin potansiyeli tam olarak karşılığını bulmayabilir.

7-Kaleme aldığınız ilk kitap nedir ve varsa diğer kitaplarınız nelerdir?

Kaleme aldığım ilk kitabım Başlangıç ve Gölge.

Beni yazarlık yolculuğunda buraya getiren de, bugün bu sohbeti yapmamıza vesile olan da aslında Başlangıç ve Gölge oldu.

8-Kitaplarınızdaki konuları yazmaya yönlendiren en önemli etken ya da etkenler nelerdir?

 Bence bu soru çok yönlü bir soru. Bazen bir çocuğun ağlaması, bazen iki sevgilinin buluşması, bazen bir cenaze, bazen de hiç beklenmedik bir vedalaşma… Hayatın olağan akışı içinde yaşanan küçücük bir an bile insanın zihninde büyük bir hikâyenin kapısını açabilir. Sanırım beni yazmaya yönlendiren en önemli şey de, sıradan görünen o anların içindeki olağanüstülüğü fark edebilmek.

9-Hikâyeyi kurgularken karakterlerinizin kaderini önceden tamamen planlıyor musunuz, yoksa yazım sürecinde karakterlerin kendi yollarını çizdiği oluyor mu?  

 Hikâyenin ana hatlarını ve karakterlerini başlangıçta belirliyorum; ancak yazım sürecinde hiçbir şeyi tamamen sert kurallara bağlamıyorum. Hikâye ilerledikçe, karakterlerin duyguları  ve olayların gidişatı bazı kararlarımı değiştirebiliyor.

 Bazen hikâyenin derinliğine göre yeni bir karakter ekliyor, bazen artık ihtiyaç duymadığım bir karakteri çıkarabiliyorum. Yolda yürürken karşıma çıkan ihtimallere de açık bırakıyorum kendimi. Çünkü bazen hikâyenin ve karakterlerin duygusu, benim başlangıçta kurduğum plandan daha doğru bir yere götürebiliyor.

10-Size ilham veren şeyler nelerdir?

 Hayatın ta kendisi benim için inanılmaz bir ilham kaynağı. Ben insanları dinlemeyi çok severım.

 Sokakta tartışan bir çifti düşünün. Ya da bir tren istasyonunda ailesiyle kavuşan bir askeri… O birkaç saniyelik görüntünün öncesinde ne yaşandığını, sonrasında ne olacağını merak etmeye başladığınız anda aslında bir hikâye doğuyor.

11-En çok hangi dönemlerde üretken oluyorsunuz ve yazma konusunda sizi en çok motive eden şey nedir?

 En çok, zihnimde herhangi bir kaygının olmadığı, kendimi gerçekten serbest ve rahat hissettiğim zamanlarda üretken oluyorum. Özellikle geceleri, kendimle baş başa kaldığım ve dış dünyanın biraz sustuğu anlar benim için daha verimli oluyor.

 Yazma konusunda beni en çok motive eden şey ise insanların aşırı anları. Özellikle ağlayan birini gördüğümde bundan çok etkileniyorum. Ağlayan insanlara karşı dayanamıyorum. Başkasının acısı bile olsa o duygusal patlamanın arkasındaki hikâyeyi anlamak ve bir anlamda o acıya ortak olmak istiyorum.

12-Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?

 Başlangıç ve Gölge, derinliği olan, psikolojik katmanları güçlü bir roman. Hayatın neresinde olursanız olun, yaşınız, hikâyeniz ya da bulunduğunuz yer ne olursa olsun, kitapta mutlaka kendinize dokunacak bir cümleyle, belki de bir çift sözle karşılaşacağınıza inanıyorum.

Bu yüzden okuyacaklara küçük bir hatırlatmam var: Kalemlerinizi yanlarına alsınlar. Çünkü altını çizmek isteyecekleri birçok cümle çıkabilir.

13-Kitap ya da kitaplarınızdaki ana fikirler ve vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?

 Öncelikle içimde biriktirdiklerimi, yıllarca zihnimde kurguladığım hikâyeleri ve senaryoları dışarıya aktarma ihtiyacı duyuyorum.

 Bunun yanında eserlerimde toplumsal hassasiyet taşıyan temaları ele almaya özellikle dikkat ediyorum. Başlangıç ve Gölge’de de toplum tarafından kabul görmemiş, özgüven sorunları yaşayan, çocukluğunda yeterince değer görmemiş bir insanın büyüdüğünde taşıdığı travmaları, içsel çatışmalarını ve yaşadığı gelgitleri merkeze aldım.

14-Yazar olmanın ve yazmanın sizin için zor yanları nelerdir, bunlarla nasıl başa çıktınız?

 Yazmanın zor yanı diyemem tabi ama tümsekler bence birkaç aşamadan oluşuyor. Öncelikle dikkat çekici ve okuru içine çekecek bir senaryolaştırma süreci var. İkinci olarak, zihninizdeki fikri ve vermek istediğiniz mesajı doğru şekilde ifade edebilmek gerekiyor. Tam bu noktada şunu ifade etmem gerek, içinde bulunduğumuz yüzyılda artık ne söylediğinizden çok, nasıl söylediğiniz büyük önem taşıyor.

15-Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda bu durumun üstesinden nasıl geliyorsunuz?

 Yazar tıkanıklığı yaşadığım zamanlarda kendimi yazmaya zorlamıyorum. Bir süre metinden uzaklaşıp zihnimi başka şeylerle meşgul ediyorum. Çünkü bazen zihninizin biraz zamana ihtiyacı vardır. Hem gözlem yapmaya hem farklı konulara odaklanmayı tercih ediyorum. Ben de o zamanı tanıyorum ve çoğu zaman geri döndüğümde hikâyenin kaldığım yerden kendiliğinden devam ettiğini görüyorum.

16-Kitaplarınızı kitlelere ulaştırmak, kendinizi tanıtmak ve düşüncelerinizi insanlara anlatmak için ne gibi organizasyonlar yapıyorsunuz?

 Kitaplarımın tanıtımında Bookstagram hesapları ve sosyal medya çalışmalarıyla önemli bir ivme kazanıyorum. Öte yandan sizin gibi Edebiyat gönüllüsü ortaklıklar çok kıymetli. Ancak benim için asıl değerli olan, eğitim koordinatörlükleri ve kitap kulüpleriyle yaptığım çalışmalar.

Kitap kulüpleri aracılığıyla edebiyatla ve kitaplarla gerçekten ilgilenen insanlara doğrudan ulaşabiliyorum. Eğitim tarafında ise okullarda sohbet toplantıları ve öğrencilerle buluşmalar gerçekleştiriyorum. Açıkçası bu buluşmaları, kitabın tanıtımını yapmaktan çok daha önemli buluyorum.

17-Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının sizin için önemi nedir, bu etkinliklerin size ve okuyucuya ne gibi katkılar sağladığını düşünüyorsunuz?

  Tabi yazarken tek başınasınız, ancak fuarda yazdığınız insanların karşısına çıkıyorsunuz. Okurun kitabınızla ilgili düşüncesini, sorularını ve eleştirilerini doğrudan dinlemek bir yazar için çok değerli.

Bunun yanında bu buluşmaların okur açısından da önemli olduğunu düşünüyorum. Bir kitabın arkasındaki insanı tanımak, yazma sürecini dinlemek ve yazarla doğrudan sohbet edebilmek, okurla kitap arasındaki bağı güçlendiriyor.

18-Şu an üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz ve keşfetmek istediğiniz yeni projeleriniz var mı?

 Benim en büyük alametifarikamın gözlem olduğunu düşünüyorum. Detaylarıyla birlikte toplumu ve insanları gözlemlemeye devam ediyorum. Açıkçası insanları anlamanın, dünyayı anlamaktan geçtiğine inanıyorum. Bunun için de dünya tarihini, dinler tarihini ve insanlık tarihini bir parça olsun anlamak gerekiyor. Bu konuda düşünsel olarak ciddi emek veriyorum.

 Bunun yanında yeni bir tema üzerinde de çalışmaya başladım. Hepimizin bir şekilde hasret kaldığı 90’lar ve 2000’ler dönemini merkeze alan bir şeyler karalıyor, eskizler oluşturuyorum. Karakterimiz henüz yolun başında bakalım nereye varacak.

19-Okuyuculardan aldığınız, sizi en çok duygulandıran ya da şaşırtan geri dönüşler nelerdir?

 Beni en çok duygulandıran geri dönüşlerden biri, bir okurumun kitabı okuduktan sonra hüngür hüngür ağlayarak sosyal medya hesabıma gönderdiği ses kaydıydı. O an çok etkilendim. Çünkü demek ki hikâyede bir yere dokunmuş, çok ince ve hassas bir noktayı yakaladık

Ben kitabımda bu tür birçok sıcak nokta olduğuna inanıyorum. Her okuyucunun kendi hayatından, geçmişinden ya da duygularından bir şey yakalayabileceği anlar var. Sanırım beni en çok mutlu eden de bu. Yazdığım hikâyenin bir başkasının hayatında ve duygularında karşılık bulması inanaılmaz.

20-Edebiyat yolculuğunun başında olan yazar adaylarına ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?

Ben tavsiye verebilecek durumda mıyım, açıkçası bilmiyorum. Ancak bir eğitim gönüllüsü ve öğretmen olarak kendimize bazı şeyleri hatırlatabileceğimizi düşünüyorum.

Kendimize yatırım yapmaktan vazgeçmeyeceğiz. Farkındalığımızı artırmaktan, öğrenmekten ve kendimizi geliştirmekten vazgeçmeyeceğiz. Yorulmadan, bıkmadan, usanmadan çalışmaya devam edeceğiz.

Çünkü bir konuda söz sahibi olabilmek için önce ilim sahibi olmak gerekir.

Aynı şekilde bunu edebiyata bağlayacak olursak, peşine düştüğümüz bu yolculuğunun temelinde de merak etmek, öğrenmek, gözlemlemek ve kendini sürekli geliştirmek var.

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir