1-Eser sahibi kimdir? Sizi yakından tanıyabilir miyiz?
Ben Sacit Özdemir. Kendimi yalnızca bir yazar ya da şair olarak değil, kelimelerin insanın iç dünyasına dokunabileceğine inanan bir anlatıcı olarak görüyorum.
Yazmak benim için bir meslekten çok, söyleyemediklerimi kelimelere emanet etme biçimi. Bazen bir insanın suskunluğunu, bazen yarım kalmış bir hikâyeyi, bazen de hayatın kimsenin görmediği taraflarını yazıyorum. Şiir benim için duygunun; edebiyat ise insanı anlama çabasının bir biçimi.
Eserlerimde aşk, ayrılık, yalnızlık, umut, insan ilişkileri ve hayatın bıraktığı izler önemli bir yer tutuyor. Fakat bütün bunların merkezinde hep insan var. Çünkü inanıyorum ki iyi bir eser, okura yalnızca bir hikâye anlatmaz; ona kendi hayatından bir kapı da açar.
Kırık Mevsimlerde Sen gibi çalışmalarımda da okuyucunun kendinden bir parça bulabileceği, duygusu güçlü ve iz bırakan metinler ortaya koymaya çalışıyorum.
Henüz yolun başında olduğumu düşünüyorum. Yazdıkça öğreniyor, okudukça değişiyor ve her yeni eserle kendimi yeniden keşfediyorum. Benim için edebiyatın en güzel tarafı da bu: İnsan, başkalarını anlatırken aslında biraz da kendisini tanıyor.
2-Yazarlığa adım atmanızda ki asıl kırılma noktası ne oldu?
Aslında benim yazarlığa başlamam bir karar değildi; bir mecburiyetti.
İçimde biriken ve kimseye anlatamadığım şeyler vardı. Söylediğimde eksik kalacak, sustuğumda ise içimde büyüyecek cümleler… Bir süre sonra insanın içinde taşıdığı bazı duygular, kendilerine bir çıkış yolu arıyor. Benim çıkış yolum kelimeler oldu.
Hayatımda yaşadığım bazı kırılmalar bana şunu öğretti: İnsan bazen en çok konuşamadığı yerde yazar. Çünkü kâğıt, insanın yüzüne bakıp hüküm vermez. Seni yarıda kesmez, “abartıyorsun” demez, anlatamadığın şeyi anlatabilmen için sessizce yanında durur.
Ben de önce kendim için yazmaya başladım.
Sonra fark ettim ki yazdığım cümlelerde yalnızca ben yokum. Benim sustuğum yerde başkasının hikâyesi, benim kırıldığım yerde başka birinin yarası, benim aradığım cevapta başka birinin sorusu vardı.
İşte asıl kırılma noktası buydu.
Yazının yalnızca benim hikâyem olmadığını fark ettiğim an, kendimi yazar olarak görmeye başladım.
Bugün geriye dönüp baktığımda, yaşadığım kırgınlıkların hiçbirini sadece bir kayıp olarak görmüyorum. Çünkü bazı acılar insanı eksiltmez; eğer doğru yere dönüştürülebilirse, insana yeni bir dil kazandırır.
Ben o dili edebiyatta buldum.
Belki de bu yüzden benim için yazarlık, “Benim anlatacaklarım var” demek değil.
“Benim anlatamadığım şeyleri, kelimeler benden daha iyi anlatıyor.” Diyebilmek.
Ve sanırım benim yazarlık hikâyem tam olarak burada başladı.
3-Sizi ilk kez kalemi elinize almaya iten özel bir an var mıydı?
Evet, vardı. Ama o anı tek bir güne, tek bir olaya sığdırmak zor.
Hatırladığım kadarıyla önce kalemi değil, susmayı öğrendim. İçimde söylemek istediğim çok şey vardı; fakat bazı cümlelerin muhatabı yoktu. Bazı duyguları anlatacak kadar cesur, bazılarını anlatacak kadar da kelime sahibi değildim.
Bir gün oturdum ve içimden geçenleri bir kâğıda yazmaya başladım. O yazdıklarımın edebiyat olduğunu düşünmüyordum. Hatta güzel olup olmadığını bile bilmiyordum. Sadece içimde taşıdığım bir ağırlığı kâğıda bırakıyordum.
Sonra çok önemli bir şey fark ettim:
İnsan bazen kendisini en iyi, kimseye anlatmadığı şeyleri yazarken tanıyor.
O gün kalem benim için bir yazı aracından çıktı; bir tür sığınağa dönüştü. Söyleyemediklerimi ona söyledim. Kırgınlıklarımı, umutlarımı, insanlara dair gözlemlerimi, hayatın bende bıraktığı izleri…
Zamanla kâğıda bıraktığım her cümle, beni başka bir cümleye götürdü. Bir gün dönüp baktığımda, aslında farkında olmadan kendi edebiyat yolculuğumu başlatmış olduğumu gördüm.
Bugün o ilk sayfayı yeniden okuyabilsem, belki edebi açıdan kusurlar bulurum. Ama onu asla değiştirmek istemem.
Çünkü o sayfa bana şunu öğretti:
Bazen bir insanın yazar olması, yazmayı sevmesiyle değil; içinde susturamadığı bir cümleyle başlar.
Benim o cümlem hâlâ yazılıyor.
4-Çocukluğunuzdaki veya gençliğinizdeki okuma alışkanlıklarınızın bugünkü yazım dilinize ve üslubunuza nasıl bir etkisi oldu?
Sanırım bugün kurduğum her cümlenin bir yerinde çocukluğumdan kalma bir kelime var.
Çocukken kitap okurken yalnızca hikâyeyi takip etmiyordum; farkında olmadan insanların nasıl anlatıldığını, bir duygunun nasıl kelimeye dönüştüğünü, bir cümlenin insanın içinde nasıl iz bırakabildiğini öğreniyordum.
Gençliğimde ise okumak benim için daha farklı bir anlam kazandı. Bir kitabı yalnızca “ne anlatıyor?” diye değil, “bunu neden böyle anlatmış?” diye okumaya başladım. Cümlelerin arkasındaki düşünceyi, sessiz bırakılan yerleri, karakterlerin söylemediklerini merak ettim.
Bugünkü üslubumun temelinde de biraz bu merak var.
Okuduğum her yazar bana başka bir pencere açtı. Kimi bana kelimenin gücünü, kimi sadeliğin derinliğini, kimi de insan ruhunun ne kadar karmaşık olduğunu öğretti. Fakat zamanla şunu anladım: Bir yazarın etkilenmesi başka, kendi sesini bulması başka.
Ben başkalarının cümlelerini çoğaltmak yerine, kendi sesimi bulmaya çalıştım.
Bu yüzden bugün yazarken en çok önem verdiğim şeylerden biri, cümlenin yalnızca güzel olması değil; bir duygu taşıması.
Okurun bir cümleyi okuyup geçmesini değil, o cümlenin onda bir süre daha yaşamaya devam etmesini istiyorum.
Belki de çocukluğumdan bugüne taşıdığım en büyük alışkanlık hâlâ aynı:
Bir kitabı kapattığımda hikâye bitmiyor; zihnimde devam ediyor.
Ben de yazarken okuyucuya tam olarak bunu bırakmak istiyorum. Kitabın son sayfasından sonra bile içinde birkaç cümle daha yaşamaya devam etsin.
5-Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz?
Sanırım beni yazarlığa götüren tek bir deneyim olmadı; biriken birçok hayat parçası vardı. İnsanları, kayıpları, suskunlukları, yarım kalmışlıkları ve bazen de anlatılamayan duyguları gördükçe, içimde bunları kelimelere dönüştürme ihtiyacı oluştu.
Özellikle insanın söyleyemediği şeylerin, söylediği şeylerden çok daha fazla anlam taşıdığını fark ettiğim dönemler oldu. Bazı duygular vardır; konuşarak anlatamazsınız. Bazı acılar vardır; paylaşınca hafiflemez, ancak anlam kazandığında insanın içinde bir yere oturur. Ben yazmayı biraz da bu yüzden seçtim.
Bir noktadan sonra şunu fark ettim: Ben yaşadıklarımı yalnızca hatırlamak istemiyordum, onlara bir anlam vermek istiyordum. Yaşadığım ve tanık olduğum şeyler, zihnimde cümlelere; cümleler de hikâyelere dönüşmeye başladı.
Yazar olmaya karar verdiğim asıl an ise, yazdığım bir metnin başka bir insanda kendisinden bir parça bulduğunu gördüğüm andı. O zaman anladım ki yazmak yalnızca kendini anlatmak değil; hiç tanımadığın birinin kalbine dokunabilme ihtimaliymiş.
Belki de bu yüzden kendimi “yazar olmaya karar veren biri” olarak değil, yazmaktan başka türlü susamayan biri olarak görüyorum.
6-İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir siz bu yolda nasıl bir yöntem izlediniz?
Ben iyi bir yazar olmanın önce iyi bir insan ve iyi bir gözlemci olmaktan geçtiğine inanıyorum. Hayata dikkatle bakmak, insanları dinlemek, onların söylediklerinden çok bazen söyleyemediklerini fark etmek benim için yazarlığın en önemli taraflarından biri.
Benim yazarlık yolculuğum da biraz böyle gelişti. Başlangıçta “yazar olmalıyım” diye yola çıkmadım. Önce yaşadıklarımı, hissettiklerimi ve çevremde gördüğüm insan hikâyelerini yazmaya başladım. Yazdıkça kendimi daha iyi tanıdığımı ve bazı duygularımı ancak kâğıda döktüğümde gerçekten anlayabildiğimi fark ettim.
Bu süreçte en çok okumaya ve gözlemlemeye önem verdim. Okuduğum her yazarın bende bıraktığı izden bir şeyler öğrendim ama zamanla başkasının sesini taklit etmek yerine kendi sesimi bulmam gerektiğini anladım. Bunun kolay olmadığını söyleyebilirim. Çok yazdım, beğenmediğim şeyleri sildim, yeniden başladım. Bazen bir paragraf için günlerce düşündüğüm oldu.
Bugün geriye dönüp baktığımda, benim için yazarlığın en önemli şartının samimiyet olduğunu düşünüyorum. İnsan kendi yaşadığı duygudan, kendi gördüğü dünyadan ve kendi sorularından yola çıktığında yazdığı şey de daha gerçek oluyor.
Ben hâlâ öğreniyorum. Her yazdığım metin bana yeni bir şey öğretiyor. Bu yüzden yazarlığı ulaşılmış bir hedef olarak değil, insanın kendini ve dünyayı anlamaya devam ettiği uzun bir yolculuk olarak görüyorum.
7-Kaleme aldığınız ilk kitap nedir ve varsa diğer kitaplarınız nelerdir?
Kaleme aldığım ilk kitap, benim için yazarlık yolculuğumun başlangıcı oldu. Ardından farklı duygular ve hayat deneyimlerinden beslenerek eserlerimi sürdürdüm. Kitaplarım arasında özellikle “Kırık Mevsimlerde Sen” ve “İçimde Söylenmemiş Şiirler Var” benim için ayrı bir yere sahip. Her biri hayatımın farklı dönemlerinden ve iç dünyamdan izler taşıyor.
8-Kitaplarınızdaki konuları yazmaya yönlendiren en önemli etken ya da etkenler nelerdir?
Kitaplarımın konularını en çok insanlardan ve hayattan beslenerek belirliyorum. Yaşadığım, tanık olduğum ve bazen de içimde biriktirdiğim duygular yazıya dönüşüyor. Özellikle aşk, ayrılık, yalnızlık, özlem ve insanın kendi içindeki mücadeleleri beni çok etkiliyor. Bir hikâyenin ya da duygunun bende uzun süre iz bırakması, onu kaleme almam için çoğu zaman yeterli oluyor.
9-Hikâyeyi kurgularken karakterlerinizin kaderini önceden tamamen planlıyor musunuz, yoksa yazım sürecinde karakterlerin kendi yollarını çizdiği oluyor mu?
Bence karakterleri tamamen kaderlerine teslim etmiyorum ama her adımı da önceden belirlemiyorum. Hikâyenin ana yolunu ve karakterlerin geçmişini baştan tasarlıyorum; fakat yazmaya başladığımda karakterlerin bazen beni şaşırttığı oluyor.
Özellikle “Kırık Mevsimlerde Sen” gibi duygusal yoğunluğu yüksek bir hikâyede, karakterlerin yaşadıkları olaylara verdikleri tepkiler zaman zaman benim planladığımın dışına çıkabiliyor. Ben de buna izin veriyorum. Çünkü karakteri özgür bıraktığınızda, hikâye daha doğal ve gerçek bir hâle geliyor.
Kısacası, hikâyenin yönünü ben belirliyorum ama karakterlerin nasıl yürüyeceğine bazen onlar karar veriyor.
10-Size ilham veren şeyler nelerdir?
Bana en çok ilham veren şey insan ve hayatın kendisi. Bir insanın bakışı, yarım kalmış bir cümlesi, eski bir sokak, bir ayrılık ya da kimsenin fark etmediği küçük bir an bile bende bir hikâyenin başlangıcı olabiliyor. Bazen kendi yaşadıklarım, bazen de başkalarının hayatlarına tanıklık etmek beni yazmaya itiyor. Sanırım en büyük ilhamım, insanın içinde taşıdığı ama her zaman dile getiremediği duygular.
11-En çok hangi dönemlerde üretken oluyorsunuz ve yazma konusunda sizi en çok motive eden şey nedir?
Ben daha çok geceleri, hayat biraz sessizleştiğinde üretken oluyorum. Günün telaşı azaldığında zihnimde biriken cümleleri daha rahat kâğıda dökebiliyorum. Beni en çok motive eden şey ise yazdığım bir cümlenin başka bir insanda karşılık bulması. Bir okuyucunun “Bu cümlede kendimi buldum” demesi, benim için yazmaya devam etmek adına en büyük motivasyonlardan biri.
12-Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?
Okuyucular kitabımı yalnızca bir hikâye okumak için değil, kendilerinden bir parça bulmak için okumalı. Çünkü ben yazarken okuyucuya ne hissetmesi gerektiğini söylemek yerine, kendi duygusunu keşfedebileceği bir alan bırakmaya çalışıyorum. Eğer bir okuyucu kitabın bir yerinde durup “Ben de bunu hissettim” diyebiliyorsa, benim için kitap amacına ulaşmış demektir.
13-Kitap ya da kitaplarınızdaki ana fikirler ve vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?
Kitaplarımda temel olarak insanın kendisiyle, geçmişiyle ve duygularıyla yüzleşmesini anlatıyorum. Sevginin, ayrılığın, özlemin ve kırgınlıkların insanı nasıl değiştirdiğini sorguluyorum. Vermek istediğim en önemli mesaj ise şu: Bazı yaralar insanı eksiltmez; onu kendini yeniden tanımaya ve hayata başka bir gözle bakmaya yönlendirir. Okuyucunun kitabı bitirdiğinde yalnızca bir hikâye değil, kendisinden bir parça bulmasını istiyorum.
14-Yazar olmanın ve yazmanın sizin için zor yanları nelerdir, bunlarla nasıl başa çıktınız?
Yazarlığın en zor yanı, bazen kelimelerin yetmediği duyguları anlatmaya çalışmak. Bir de insanın kendi iç dünyasıyla yüzleşmesi var. Ben de zaman zaman yazarken tıkandığım, kendimi sorguladığım dönemler yaşadım. Böyle zamanlarda yazmaya zorla devam etmek yerine biraz uzaklaşıp okumaya, düşünmeye ve hayatı gözlemlemeye çalıştım. Sonra yeniden kalemin başına döndüm. Çünkü benim için yazmak, vazgeçmekten daha güçlü bir ihtiyaç.
15-Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda bu durumun üstesinden nasıl geliyorsunuz?
Yazar tıkanıklığı yaşadığımda kendimi yazmaya zorlamıyorum. Bir süre kalemden uzaklaşıp okuyorum, yürüyüş yapıyorum, insanları ve hayatı gözlemliyorum. Çünkü bazen yazacak bir şey bulamamak, aslında anlatacak hiçbir şey olmadığı anlamına gelmiyor; zihnin biraz sessizliğe ihtiyacı oluyor. Sonra mutlaka bir cümle, bir duygu ya da küçük bir ayrıntı yeniden beni yazmaya döndürüyor. Benim için en önemli şey, o sessizliği de yazarlık yolculuğunun bir parçası olarak kabul etmek.
16-Kitaplarınızı kitlelere ulaştırmak, kendinizi tanıtmak ve düşüncelerinizi insanlara anlatmak için ne gibi organizasyonlar yapıyorsunuz?
Kitaplarımı tanıtmanın en güzel yolunun okuyucuyla doğrudan iletişim kurmak olduğuna inanıyorum. Bu nedenle imza günleri, söyleşiler ve edebiyat buluşmalarına önem veriyorum. Sosyal medyada da yazılarımdan ve kitaplarımdan küçük paylaşımlar yaparak okuyucuyla bağ kurmaya çalışıyorum. Benim için önemli olan sadece kitabın çok kişiye ulaşması değil, okuyucunun kitabı gerçekten hissederek okuması.
17-Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının sizin için önemi nedir, bu etkinliklerin size ve okuyucuya ne gibi katkılar sağladığını düşünüyorsunuz?
Kitap fuarlarında okuyucuyla yüz yüze gelmek benim için çok değerli. Çünkü yazarken yalnızca hayal ettiğim okuyucuyla değil, gerçekten kitabımı okuyan insanlarla karşılaşıyorum. Onların yorumlarını, eleştirilerini ve kitaptan ne hissettiklerini dinlemek bana yeni şeyler öğretiyor. Bence bu buluşmalar hem yazara kendini geliştirme fırsatı veriyor hem de okuyucunun, kitabın arkasındaki insanı tanımasını sağlıyor. Benim için kitabın gerçek yolculuğu, okuyucuyla buluştuğu anda başlıyor.
18-Şu an üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz ve keşfetmek istediğiniz yeni projeleriniz var mı?
Şu sıralar üzerinde çalıştığım yeni bir edebiyat projem var. Önceki çalışmalarımda olduğu gibi insanın duygusal dünyasına, ilişkilerine ve hayatın bıraktığı izlere odaklanıyorum; ancak bu kez farklı bir anlatım dili deniyorum. Bunun yanında şiir alanında da yeni çalışmalar üretmek istiyorum. Benim için her yeni proje, kendimi edebiyatın başka bir tarafında keşfetme fırsatı.
19-Okuyuculardan aldığınız, sizi en çok duygulandıran ya da şaşırtan geri dönüşler nelerdir?
Beni en çok duygulandıran geri dönüşler, okuyucuların bir cümlemde kendi hayatlarından bir parça bulduklarını söylemeleri oldu. Bir okuyucunun “Sanki benim yaşadıklarımı yazmışsınız” demesi, benim için bir kitabın alabileceği en güzel karşılık. Çünkü ben yazarken kendi duygularımdan yola çıkıyorum ama o duygunun başka bir insanın kalbine ulaşması, yazmanın neden bu kadar değerli olduğunu bana yeniden hatırlatıyor.
20-Edebiyat yolculuğunun başında olan yazar adaylarına ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?
Edebiyat yolculuğunun başındaki arkadaşlara en büyük tavsiyem, kendilerini başkalarıyla kıyaslamadan yazmaya devam etmeleri. Çok okusunlar, çok gözlemlesinler ve eleştirilerden korkmasınlar. İlk yazdıkları metnin mükemmel olmasını beklemesinler; çünkü insan yazarak gelişiyor. Ben de bu yolda bunu öğrendim: Yazarlık biraz yetenekse, çok daha fazlası sabır, emek ve vazgeçmemek.

