1- Eser sahibi kimdir? Sizi yakından tanıyabilir miyiz?
Ben Ali Osman Üçkaleler. 4 Mayıs 1973’te İstanbul Eyüpsultan’da doğdum. Hayatımın büyük bir bölümünde farklı işlerle uğraştım, uzun yıllar matbaacılık sektöründe çalıştım. Yazmak ise hayatımın hiçbir döneminde tamamen kaybolmadı. Sadece bazen geri planda kaldı.
Çocukluk ve okul yıllarımda günlük tutar, hoşuma giden sözleri, düşüncelerimi ve aklıma takılan şeyleri defterlerime yazardım. O zamanlar bunun ileride beni kitap yazmaya götüreceğini elbette bilmiyordum.
Hayat bana biraz geç yazarlık yaptırdı ama sanırım bunun bir nedeni vardı. İnsan yaşadıkça biriktiriyor. Bazı şeyleri gençken anlatamıyor, bazılarını ise yıllar sonra anlamlandırabiliyor.
Ben de yıllar boyunca biriktirdiklerimi sonunda kelimelere dönüştürmeye başladım.
2- Yazarlığa adım atmanızdaki asıl kırılma noktası ne oldu?
Benim için asıl kırılma noktası 2019 yılında yaşandı.
Bir olay anlatılırken duyduğum tek bir cümle, zihnimde hiç beklemediğim bir kapı açtı. O cümlenin peşinden gitmeye başladım ve ilk kitabımı yazmaya karar verdim.
Bazen insan bir kitabı yazmaya karar vermez. Bir hikâye gelir ve kendisini yazdırır. Benim yaşadığım biraz böyleydi.
Yıllarca içimde biriken şeylerin aslında kaybolmadığını, sadece doğru zamanı beklediğini o zaman anladım.
3- Sizi ilk kez kalemi elinize almaya iten özel bir an var mıydı?
Aslında tek bir an söylemek zor. Yazmak benim için bir anda başlayan bir şey değildi. Çocukken tuttuğum günlükler, defterlere yazdığım cümleler ve hoşuma giden sözleri biriktirmem bunun ilk izleriydi.
Fakat hayatımda unutamadığım başka bir olay da var. Yıllarca bilgisayarımda biriktirdiğim yazılarım, şiirlerim ve notlarım 2015 yılında işyerimde laptopumun çalınmasıyla tamamen kayboldu.
O gün sadece bir bilgisayarın çalınmadığını hissettim. Sanki yıllardır biriktirdiğim kelimeler de elimden alınmıştı.
Ama sonradan şunu öğrendim: Gerçekten size ait olan kelimeler kaybolsa bile yazma isteği kaybolmuyor.
4- Çocukluğunuzdaki veya gençliğinizdeki okuma alışkanlıklarınızın bugünkü yazım dilinize ve üslubunuza nasıl bir etkisi oldu?
Okumak benim için hiçbir zaman sadece kitap bitirmek olmadı. Bir karakter neden böyle davranıyor, bir insan neden susuyor, bir insanı yaptığı şeylere iten asıl sebep ne olabilir gibi sorular hep ilgimi çekti.
Bugün yazarken de insanın görünen tarafıyla yetinmemeye çalışıyorum.
Bir insanın söylediği söz kadar söylemediği sözün de önemli olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden yazdığım karakterlerin yalnızca ne yaptıklarıyla değil, neden yaptıklarıyla da ilgileniyorum.
Sanırım üslubumun temelinde de bu var: İnsan davranışının arkasındaki hikâyeyi aramak.
5- Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz?
Hayatımda yazarlığa giden yolu açan çok fazla deneyim oldu.
Çalışma hayatı, kayıplar, sağlık sorunları, babamı kaybetmem, annemin uzun yıllar Alzheimer hastalığıyla mücadele etmesi ve hayatın insana bazen hiç hazırlıklı olmadığı sınavlar vermesi…
Bunların hepsi insana insanı öğretiyor.
Ama beni gerçekten kitap yazmaya götüren şey 2019 yılında duyduğum o cümle oldu. O cümlenin ardından ilk kitabımı yazmaya başladım.
Sonra geriye dönüp baktığımda şunu fark ettim: Meğer ben kitabı yazmaya 2019’da başlamamışım. 2019 sadece yıllardır biriken hikâyelerin kapısını açmış.
6- İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir, siz bu yolda nasıl bir yöntem izlediniz?
Bence iyi bir yazar olmanın ilk şartı iyi bir gözlemci olmak.
İnsanları dinlemek, anlamaya çalışmak, hayatın küçük ayrıntılarını fark etmek gerekiyor. Çünkü büyük hikâyeler çoğu zaman küçük ayrıntıların içinde saklı.
Bir diğer önemli şey de sabır.
Yazarlık sadece ilham geldiğinde birkaç güzel cümle kurmak değil. Bazen aynı sayfaya defalarca dönmek, bazen yazdığınızı silmek, bazen hiçbir şey yazamadığınız günlerde bile hikâyeyi zihninizde taşımaktır.
Ben de bu yolda hayatı gözlemlemeye, okumaya, araştırmaya ve insan psikolojisini anlamaya çalışıyorum.
Yazmak benim için biraz da insanı anlamaya çalışma biçimi.
7- Kaleme aldığınız ilk kitap nedir ve varsa diğer kitaplarınız nelerdir?
İlk kitabım Şu Ters Giydiğin Kazak. Kitabım 2023 yılında yayımlandı.
Ardından 2024 yılında Salyangoz Uykusu okuyucuyla buluştu.
İki kitapta da insanın iç dünyasına, sırlarına, yaşadığı çatışmalara ve hayatın insan üzerinde bıraktığı izlere önem verdim.
Benim için kitap yalnızca bir hikâye anlatmamalı. Okuyucu kitabı kapattığında kendi hayatına, kendi insan ilişkilerine ve belki de kendisine başka bir gözle bakabilmeli.
8- Kitaplarınızdaki konuları yazmaya yönlendiren en önemli etken ya da etkenler nelerdir?
En büyük etken insan.
İnsanın korkuları, sırları, vicdanı, sevgisi, öfkesi, yalnızlığı ve yaptığı seçimler beni çok ilgilendiriyor.
Yaşadığım hayat da elbette yazdıklarıma dokunuyor. Fakat yaşadığım her şeyi doğrudan yazmıyorum. Bazen gerçek bir olaydan yalnızca bir duygu alıyorum, bazen bir cümleden bir karakter doğuyor.
Özellikle insanın zor zamanlarda kim olduğunu göstermesi ilgimi çekiyor.
Çünkü insanın gerçek karakterini, hayatın kolay olduğu zamanlardan çok zorlandığı zamanlarda tanıyabileceğimize inanıyorum.
9- Hikâyeyi kurgularken karakterlerinizin kaderini önceden tamamen planlıyor musunuz, yoksa yazım sürecinde karakterlerin kendi yollarını çizdiği oluyor mu?
Bir kısmını planlıyorum ama karakterlerin bana her zaman itaat ettiğini söyleyemem.
Bazen hikâyeyi yazarken karakter öyle bir davranıyor ki, başlangıçta düşündüğüm planı değiştirmek zorunda kalıyorum.
Bence bu iyi bir şey.
Çünkü karakteri sadece yazar yönetirse, ortaya biraz fazla hesaplanmış bir dünya çıkabiliyor. Karakteri tanıdıkça onun nasıl tepki vereceğini de sezmek gerekiyor.
Ben bazen yazarken kendimi karakterin karşısında oturup onu dinleyen biri gibi hissediyorum.
10- Size ilham veren şeyler nelerdir?
Bana en çok insanlardan ve hayattan ilham geliyor.
Bir konuşma, bir bakış, sokakta duyduğum bir cümle, yaşanmış bir olay veya hiç tanımadığım bir insanın davranışı bile zihnimde bir hikâyenin başlangıcı olabiliyor.
Bunun yanında edebiyat da benim için çok önemli. Özellikle insan psikolojisini güçlü biçimde ele alan eserleri okumak ve çözümlemek bana yeni düşünme alanları açıyor.
Bazen de ilham dediğimiz şey aslında uzun süre düşündüğümüz bir şeyin sonunda zihinde kendiliğinden şekillenmesi.
Yani ilham biraz da sabırla beklemeyi biliyor.
11- En çok hangi dönemlerde üretken oluyorsunuz ve yazma konusunda sizi en çok motive eden şey nedir?
Kendimi zihinsel olarak sakin hissettiğim dönemlerde daha üretken oluyorum.
Yazmak için illa belirli bir saat gerektiğine inanmıyorum. Önemli olan zihnin hikâyeye açık olması.
Beni en çok motive eden şey ise yazdığım bir şeyin bir okuyucunun hayatında karşılık bulması.
Bir okuyucunun “Bu karakterde kendimi gördüm” demesi, “Bu cümle bana bir şey düşündürdü” demesi benim için çok değerli.
Çünkü kitap yazarken aslında tek başınıza bir dünyaya giriyorsunuz. Okuyucu o dünyaya girdiğinde yazdığınız şey gerçek anlamda hayat buluyor.
12- Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?
Bunu “Benim kitabımı mutlaka okuyun” şeklinde söylemek istemem. Kitabın kendisini anlatmasına daha çok inanıyorum.
Ama okuyucu insan psikolojisini, karakterlerin iç dünyasını, sırları, yüzleşmeleri ve hayatın insan üzerinde bıraktığı izleri okumayı seviyorsa benim kitaplarımda kendisine dokunabilecek bir şey bulabilir.
Ben okuyucunun kitabı bitirdiğinde sadece “Güzel bir hikâyeydi” demesini istemiyorum.
Bir süre sonra kendi hayatını düşünmesini, kendi seçimlerini sorgulamasını ve belki de bazı insanlara başka bir gözle bakmasını istiyorum.
Benim için iyi bir kitap, son sayfasında bitmeyen kitaptır.
13- Kitap ya da kitaplarınızdaki ana fikirler ve vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?
İnsan hayatında hiçbir şey sadece görünen yüzünden ibaret değil.
Herkesin taşıdığı bir geçmiş, sakladığı bir yara, söyleyemediği bir söz veya kimseye göstermediği bir tarafı olabilir.
Ben özellikle insanın kendi vicdanıyla karşı karşıya kaldığı anlarla ilgileniyorum.
Okuyucuya tek bir mesaj vermek yerine soru bırakmayı tercih ederim.
Çünkü bazen bir sorunun insanın içinde uzun süre yaşaması, hazır bir cevaptan daha değerlidir.
Benim için edebiyatın gücü de burada.
14- Yazar olmanın ve yazmanın sizin için zor yanları nelerdir, bunlarla nasıl başa çıktınız?
Yazmanın en zor taraflarından biri, bazen kendi içinizdeki duygularla da yüzleşmek zorunda kalmanız.
Özellikle hayatınızdan izler taşıyan bir karakter yazıyorsanız, aslında biraz da kendinizle konuşuyorsunuz.
Annemin uzun yıllar süren Alzheimer hastalığı sırasında yaşadığım bazı duyguların ilk kitabımdaki bazı bölümlere yansıması bunun bir örneği.
Bazı sayfaları yazmak kolay olmadı.
Ama zamanla şunu öğrendim: Yazmak her zaman yarayı kanatmak değildir. Bazen yaraya bir anlam vermektir.
15- Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda bu durumun üstesinden nasıl geliyorsunuz?
Kendimi zorlamıyorum.
Çünkü bazen insan yazmak için masaya oturuyor ama zihni başka bir yerde oluyor. O anda kelimeleri zorlamak yerine biraz geri çekilmeyi tercih ediyorum.
Yürüyorum, okuyorum, düşünüyorum, not alıyorum.
Bazen tek bir cümle yazıyorum ve bırakıyorum.
Sonra hikâye kendi zamanını buluyor.
Yazarlıkta her gün çok fazla üretmek gerektiğine inanmıyorum. Bazen yazmadığınız günlerde bile aslında yazıyorsunuz. Sadece bunu kâğıt üzerinde yapmıyorsunuz.
16- Kitaplarınızı kitlelere ulaştırmak, kendinizi tanıtmak ve düşüncelerinizi insanlara anlatmak için ne gibi organizasyonlar yapıyorsunuz?
Benim için internet ve özellikle kendi web sitem önemli bir alan.
Sitemde yalnızca kitaplarımı tanıtmıyorum. Edebî denemeler, kitap çözümlemeleri, karakter analizleri ve düşünsel yazılar da yayımlıyorum.
Çünkü kendimi yalnızca kitapları olan bir yazar olarak değil, edebiyat üzerine düşünen ve üreten biri olarak da görmek istiyorum.
Ayrıca dergilerde, gazetelerde ve farklı edebiyat platformlarında yer almak da okuyucuyla yeni bağlar kurmamı sağlıyor.
Ben görünür olmaktan çok, yazdıklarımın görünür olmasını önemsiyorum.
17- Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının sizin için önemi nedir, bu etkinliklerin size ve okuyucuya ne gibi katkılar sağladığını düşünüyorsunuz?
Kitap fuarları bence edebiyatın en güzel taraflarından birini ortaya çıkarıyor: Okurla yüz yüze gelmek.
Bir kitabı yazarken okuyucunun yüzünü görmüyorsunuz. Onun ne düşündüğünü, hangi cümlede durduğunu bilmiyorsunuz.
Fuarlar bu mesafeyi ortadan kaldırıyor.
Bir okuyucunun kitabınızı eline alması, sizinle konuşması veya bir karakter hakkında kendi yorumunu anlatması yazara çok şey katıyor.
Ben okuyucudan yalnızca ilgi beklemiyorum. Okur da yazarı besliyor.
18- Şu an üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz ve keşfetmek istediğiniz yeni projeleriniz var mı?
Evet. Üzerinde çalıştığım yeni romanım var.
Yaklaşık 97 bin kelimelik, psikolojik dram ve gizem yönü güçlü, üç kuşağa uzanan bir hikâye üzerinde çalışıyorum. Birden fazla karakterin birbirine dokunduğu, geçmişle bugün arasında bağların kurulduğu bir dünya.
Bu kitap benim için de farklı bir deneyim oldu.
Bunun dışında yazmaya ve kitap çözümlemelerine devam etmek istiyorum. Çünkü yalnızca roman yazmak değil, okuduğum ve düşündüğüm eserler üzerine konuşmak da benim için önemli.
Önümde hâlâ anlatmak istediğim çok hikâye var.
19- Okuyuculardan aldığınız, sizi en çok duygulandıran ya da şaşırtan geri dönüşler nelerdir?
Bir okuyucunun kitabımdaki bir karakter veya olay üzerinden kendi hayatından bir şeyi anlatması beni çok etkiliyor.
Çünkü o anda kitap sizin olmaktan çıkıyor.
Bir okuyucu karakterde kendisini bulduğunda, aslında yazdığınız hikâye başka bir insanın hayatına dokunmuş oluyor.
Benim için en kıymetli geri dönüşler “Kitabınız çok güzel” cümlesinden ziyade, “Bu kitap bana bir şey düşündürdü” veya “Bu karakteri unutamadım” gibi cümleler.
Çünkü edebiyatın iz bırakması biraz da böyle oluyor.
Bir kitabın başarısı, kaç kişiye ulaştığından önce kaç kişinin içinde kaldığıyla ölçülmeli.
20- Edebiyat yolculuğunun başında olan yazar adaylarına ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?
Öncelikle sabırlı olmalarını söylerim.
Hemen tanınmak, çok okunmak veya çok satmak isteyebilirler. Bunlar elbette güzel şeyler. Ama yazarlığı sadece bunların üzerine kurarlarsa, bir süre sonra yazmanın kendisini kaybedebilirler.
Çok okusunlar. İnsanları gözlemlesinler. Hayatı dinlesinler. Kendi seslerini bulmaya çalışsınlar.
Başka yazarlara benzemekten korkmasınlar ama sonunda kendi cümlelerini kurmayı öğrensinler.
Ve en önemlisi, kendilerine ait bir hikâyeleri varsa onu anlatmaktan vazgeçmesinler.
Ben yıllar önce bilgisayarım çalındığında bütün yazılarımı kaybettim. O gün kelimelerimi kaybettiğimi düşündüm. Yıllar sonra yeniden yazmaya başladım.
Bu yüzden genç yazarlara şunu söylemek isterim:
“Geç kaldığınızı düşünmeyin. Bazı hikâyeler erken yazılır, bazı hikâyeler ise yaşanması gereken zamanı bekler.”
Benim yazarlık yolculuğum bunun en büyük kanıtı.

