- Eser sahibi kimdir? Sizi yakından tanıyabilir miyim?
Elif arslan Kimdir?
Ben Elif arslan Ben, Mezopotamya’nın kadim toprağı Diyarbakır’da doğup büyüyen Elif Arslan’ım. Çocukluğumun taş sokakları, surların gölgesi ve bu coğrafyanın kadim sesi, kalemimin ilk mürekkebi oldu. Hayatı yalnızca yaşanacak bir vakit değil; okunacak, hissedilecek ve yazılacak bir metin olarak gördüm.
Yazmak benim için bir meslekten öte, ruhun sessiz duasıdır. Her cümlede insanın iç dünyasına dokunmayı, kelimelerle görünmeyeni görünür kılmayı amaçlarım.
Çünkü inanırım ki bazı yaralar konuşarak değil, yalnızca yazılarak iyileşir.
Kalemim; insanı, zamanı, yalnızlığı, sevgiyi ve hakikati arayan bir yolcudur. Gelenekle bugünü buluşturan, divan edebiyatının zarafetini modern hissedişlerle harmanlayan bir anlatının peşindeyim. Yazılarımda gösterişten ziyade samimiyeti, gürültüden ziyade sükûtu, geçicilikten ziyade kalıcılığı ararım.
Diyarbakır’dan doğan bu yolculuk, bugün kelimelerin izinde farklı gönüllere ulaşma gayretidir. Eğer bir okurun kalbinde tek bir cümlem dahi uzun süre yankılanıyorsa, yazarlığın en kıymetli mükâfatına eriştiğime inanırım. Ben, kelimelerin gölgesinde kendini arayan ve her satırda insan ruhuna bir pencere açmaya çalışan bir Ailem, karakterimin ve
- Yazarlığa adım atmanızda ki asıl kırılma noktası ne oldu?
Her insanın hayatında kaderin sessizce yön değiştirdiği bir eşik vardır. Benim için o eşik, kalemle tanıştığım andı. Yazarlığa beni götüren şey yalnızca yazma arzusu değildi; insan ruhunu anlamaya duyduğum derin merak, hayatın bıraktığı izler ve kelimelerin sessizliği dile getirebilme kudretiydi.
Zamanla anladım ki bazı acılar konuşuldukça eksilmez, ancak yazıldıkça anlam kazanır. Kalem, benim için yalnızca mürekkebin kâğıtla buluşması değil; hafızanın, vicdanın ve duygunun zamana emanet edilmesidir. Her satırda biraz kendimi, biraz da insanın ortak hikâyesini aradım.
Yazarlık benim için bir meslek değil; hakikati kelimelerin zarafetiyle arama yolculuğudur. Eğer bir cümlem, hiç tanımadığım bir insanın kalbine dokunabiliyor, ona yalnız olmadığını hissettirebiliyorsa, kalemimin gerçek anlamına ulaştığına inanırım. Belki de beni yazarlığa taşıyan en büyük kırılma noktası, kelimelerin yalnızca yazılmadığını; yaşandığını ve yaşatıldığını fark ettiğim o derin idrak anıydı.
Her insanın hayatında kaderin sessizce yön değiştirdiği bir eşik vardır. Benim için o eşik, kalemle tanıştığım andı. Yazarlığa beni götüren şey yalnızca yazma arzusu değildi; insan ruhunu anlamaya duyduğum derin merak, hayatın bıraktığı izler ve kelimelerin sessizliği dile getirebilme
- Sizi ilk kez kalemi elinize almaya iten özel bir an
Beni ilk kez kaleme iten şey, tek bir olaydan ziyade içimde uzun yıllar sessizce biriken duygulardı. Hayatı gözlemlemeyi, insanları dinlemeyi ve söylenemeyenlerin ağırlığını hissetmeyi küçük yaşlardan beri önemsedim. Bir gün fark ettim ki bazı hisler dile geldiğinde eksiliyor, ama kâğıda döküldüğünde anlam kazanıyor. İşte o an kalem, benim için yalnızca yazı yazılan bir araç olmaktan çıktı; iç dünyamın sesi oldu.
İlk cümlemi kurduğumda aslında bir hikâye yazmıyordum; kendimi arıyordum. Sonra gördüm ki insan, en çok kendi sessizliğini yazarken başkalarının yüreğine dokunabiliyor. O günden sonra kalem, benim için vazgeçilmez bir yol arkadaşı oldu.
- Çocukluğunuzdaki veya gençliğinizdeki okuma alışkanlıklarınızın bugünkü yazım dilinize ve üslubunuza nasıl bir etkisi oldu?
Çocukluğumun geçtiği ev, yalnızca büyüdüğüm bir mekân değil; hayata bakışımın ve kelimelerle kurduğum bağın ilk filizlendiği yerdi. O evde sessizliğin de bir dili, hatıraların da bir sesi vardı.
Dinlemeyi, gözlemlemeyi ve insanın en derin hâllerini fark etmeyi önce ailemden, sonra yaşadığım coğrafyadan öğrendim.
Okuma alışkanlığım da bu iklimde şekillendi. Her kitap bana yeni bir dünya açarken, her satır dilime yeni bir incelik kattı. Zamanla anladım ki iyi bir yazar olmanın yolu, önce iyi bir okur olmaktan geçiyor. Bu yüzden kalemimin üslubu; çocukluğumun hatıralarıyla, okuduğum eserlerin estetik dünyası ve hayatın bana öğrettikleriyle yoğruldu.
Bugün yazılarımda hissedilen dinginlik, insan ruhuna yönelen bakış ve kelimelere gösterdiğim özen, çocukluğumun o sade evinden, kitaplarla kurduğum dostluktan ve hayatı dikkatle okumayı öğrenmiş olmaktan besleniyor.
- Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz?
Çocukluğumun geçtiği ev, yalnızca büyüdüğüm bir mekân değil; hayata bakışımın ve kelimelerle kurduğum bağın ilk filizlendiği yerdi. O evde sessizliğin de bir dili, hatıraların da bir sesi vardı.
Dinlemeyi, gözlemlemeyi ve insanın en derin hâllerini fark etmeyi önce ailemden, sonra yaşadığım coğrafyadan öğrendim.
Okuma alışkanlığım da bu iklimde şekillendi. Her kitap bana yeni bir dünya açarken, her satır dilime yeni bir incelik kattı. Zamanla anladım ki iyi bir yazar olmanın yolu, önce iyi bir okur olmaktan geçiyor. Bu yüzden kalemimin üslubu; çocukluğumun hatıralarıyla, okuduğum eserlerin estetik dünyası ve hayatın bana öğrettikleriyle yoğruldu.
Bugün yazılarımda hissedilen dinginlik, insan ruhuna yönelen bakış ve kelimelere gösterdiğim özen, çocukluğumun o sade evinden, kitaplarla kurduğum dostluktan ve hayatı dikkatle okumayı öğrenmiş olmaktan besleniyor.
- İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir siz bu yolda nasıl bir yöntem izlediniz?
Bana göre iyi bir yazar olmanın ilk şartı, iyi bir insan ve iyi bir okur olabilmektir. Çünkü kalemi besleyen yalnızca kelimeler değil; vicdan, merhamet, gözlem ve yaşanmışlıklardır. Çok okumak, farklı seslere kulak vermek ve hayatı dikkatle izlemek, yazarlığın en sağlam temelidir.
Bunun yanında disiplin, sabır ve süreklilik de vazgeçilmezdir. İlham kıymetlidir; ancak kalıcı eserler, ilhamın yanında emek ve istikrarla ortaya çıkar. Bir yazar, yazdıklarını gerektiğinde yeniden kurabilecek kadar mütevazı, eleştirilerden öğrenebilecek kadar açık fikirli olmalıdır.
Ben, yazarlığı yalnızca güzel cümleler kurma sanatı olarak görmüyorum. Asıl mesele, okurun kalbine dokunabilmek, ona yeni bir düşünce, yeni bir duygu ya da farklı bir bakış açısı kazandırabilmektir. Bir cümle yıllar sonra bile bir insanın zihninde yaşamaya devam ediyorsa, işte o zaman edebiyat gerçek anlamına ulaşmış demektir.
- Kaleme aldığınız ilk eseriniz nelerdir ?
Kaleme aldığım ilk eserim “Yara Bandı” oldu. Bu eser, yalnızca bir kitabın başlangıcı değil; aynı zamanda iç dünyamın, gözlemlerimin ve insan ruhuna dair sorgulamalarımın kâğıda yansıyan ilk uzun yolculuğuydu. Yazarken yalnızca bir hikâye anlatmayı değil, okurun kendi duygularına da ayna tutmayı amaçladım.
Benim için Yara Bandı, kelimelerin yaraları tamamen iyileştiremese de onlara dokunabileceğini gösteren bir eserdi. İlk kitabım olması sebebiyle her satırında büyük bir heyecan, samimiyet ve emek taşıyor. Bu yüzden benim için sadece bir roman değil; yazarlık serüvenimin ilk adımı ve kalbimde ayrı bir yeri olan bir başlangıçtır.
- Kitaplarınızdaki konuları yazmaya yönlendiren en önemli etken ya da etkenler nelerdir?
Kitaplarımın konularını belirleyen en güçlü etken, insan ruhuna duyduğum merak ve hayatın bıraktığı derin izlerdir. Beni yazmaya iten şey; yalnızca anlatılacak olaylar değil, o olayların insanın yüreğinde bıraktığı yankıdır. Sevgi, yalnızlık, umut, kayıp, bekleyiş ve yeniden ayağa kalkma gibi herkesin bir gün mutlaka karşılaştığı duygular, kalemimin en güçlü ilham kaynaklarıdır.
Her hikâyenin ardında görünmeyen bir hakikat olduğuna inanıyorum. Ben de eserlerimde bu hakikatin peşinden gitmeye çalışıyorum. Amacım yalnızca bir kurgu oluşturmak değil; okurun satırlarda kendinden bir iz bulmasını, hislerini yeniden keşfetmesini ve kelimeler aracılığıyla kendi iç yolculuğuna çıkmasını sağlamaktır. Çünkü bana göre edebiyat, insanın insana en zarif şekilde dokunma sanatıdır.
- Hikâyeyi kurgularken karakterlerinizin kaderini önceden tamamen planlıyor musunuz, yoksa yazım sürecinde karakterlerin kendi yollarını çizdiği oluyor mu?
Yazmaya başlamadan önce hikâyemin ana omurgasını ve karakterlerin temel yolculuğunu zihnimde şekillendiririm. Ancak karakterler, yazı ilerledikçe kendi seslerini ve iradelerini de ortaya koyarlar. Bazen başlangıçta düşündüğüm bir yol, onların yaşadığı duygular ve gelişimleriyle birlikte bambaşka bir istikamete evrilir.
Bu yüzden benim için yazmak, yalnızca bir hikâye kurmak değil; karakterlerle birlikte o yolculuğu yaşamaktır. Onları belirli bir sona zorlamak yerine, kişiliklerinin ve yaşadıkları dönüşümün doğal olarak götürdüğü yere ulaşmalarına izin veririm. Kanaatimce en gerçek karakterler, yazarın kontrolünden tamamen çıkmasa da zaman zaman onu şaşırtabilen karakterlerdir. O anlarda hissederim ki hikâye artık yalnızca benim değil, kendi ruhunu kazanmış bir esere dönüşmüştür.
- Size ilham veren şeyler nelerdir?
İlhamı tek bir yerde aramıyorum; çünkü bana göre hayatın kendisi en büyük ilham kaynağıdır. İnsan hikâyeleri, yaşanmışlıklar, bir çocuğun tebessümü, yaşlı bir çiftin sessizliği, bir şehrin sokakları, doğanın dinginliği ve bazen de tek bir cümle, zihnimde yeni bir hikâyenin kapısını aralayabiliyor.
En çok da insan ruhunun görünmeyen tarafı beni etkiliyor. Söylenemeyen duygular, yarım kalmış hikâyeler, bekleyişler, kırgınlıklar ve umutlar kalemimi besleyen en güçlü kaynaklar arasında yer alıyor. Bunun yanında okuduğum kitaplar, klasik edebiyatın zarafeti ve yaşadığım coğrafyanın kültürel birikimi de yazı dilime yön veriyor.
Benim için ilham, beklenerek gelen bir misafir değil; dikkatle bakıldığında hayatın her ayrıntısında kendini gösteren sessiz bir hakikattir. Yazarlık ise o hakikati fark edip kelimelerle görünür kılma çabasıdır.
- En çok hangi dönemlerde üretken oluyorsunuz ve yazma konusunda sizi en çok motive eden şey nedir?
Yazmak benim için yalnızca belirli saatlere bağlı bir uğraş değil; ruhun hazır olduğu anlarda kendiliğinden başlayan bir yolculuktur. Bununla birlikte, en verimli olduğum zamanlar genellikle gecenin sessizliği ve sabahın ilk saatleridir. Günün gürültüsü çekildiğinde düşünceler daha berraklaşıyor, kelimeler ise daha sahici bir hâl alıyor.
Beni üretken kılan en önemli unsur ise merak duygum ve insanı anlama isteğimdir. Gözlem yapmak, çok okumak, hayatın küçük ayrıntılarını fark etmek ve
yaşanmışlıklarüzerinederinlemesine düşünmek kalemimi besliyor. Her karşılaşmanın, her sessizliğin ve her duygunun anlatılmayı bekleyen bir hikâye taşıdığına inanıyorum.
Benim için yazmak, ilham gelmesini beklemekten çok, hayata dikkatle bakabilme hâlidir. Kalem, ancak zihni besleyen okumalarla, gönlü olgunlaştıran tecrübelerle ve insana duyulan samimi ilgiyle gerçek anlamda üretken olabilir.
- Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?
Bir yazar olarak okurlarıma “Mutlaka benim kitabımı okuyun.” demekten ziyade, eserimin onlarda bir karşılık bulmasını isterim. Eğer bir okur, yalnızca bir hikâye okumak değil; insan ruhunun derinliklerine doğru samimi bir yolculuğa çıkmak, satırlar arasında kendinden izler bulmak ve duygularıyla yeniden yüzleşmek istiyorsa, kitaplarım ona eşlik edebilir.
Benim için edebiyat, yalnızca olay anlatmak değil; insana dokunabilmektir. Bu yüzden eserlerimde gösterişten uzak, duyguya ve hakikate yaslanan bir anlatımı benimsiyorum. Her sayfada okurun kendi sessizliğiyle karşılaşmasını, bazen bir cümlede teselli, bazen bir karakterde kendisini bulmasını arzuluyorum.
Bir kitabın gerçek değeri, kapağı kapandıktan sonra da okurun zihninde ve kalbinde yaşamaya devam etmesidir. Eğer benim eserlerim bunu başarabiliyorsa, işte o zaman okunmaya değer olduklarına inanırım.
- Kitap ya da kitaplarınızdaki ana fikirler ve vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?
Kitaplarımda tek bir doğruyu öğretmekten ziyade, okuru kendi hakikatiyle buluşturmayı amaçlıyorum. Eserlerimin merkezinde insan vardır; onun sevgisi, yalnızlığı, kırgınlıkları, umutları ve yeniden ayağa kalkma cesareti… Çünkü inanıyorum ki her insanın içinde anlatılmayı bekleyen bir hikâye vardır.
Vermek istediğim en temel mesaj, insanın hangi zorlukla karşılaşırsa karşılaşsın umudunu ve insanlığını kaybetmemesi gerektiğidir. Hayat bazen derin izler bırakır; ancak o izler, insanı yalnızca yaralayan değil, aynı zamanda olgunlaştıran tecrübeler de olabilir. Bu nedenle eserlerimde acının içinden filizlenen umuda, kırgınlıkların ardından gelen affedişe ve insanın kendini yeniden inşa edebilme gücüne yer vermeye çalışıyorum.
Benim için edebiyat, cevaplar sunan değil; doğru soruları sorduran bir sanattır. Eğer okur, kitabın son sayfasını kapattığında hayata, kendine ve çevresine farklı bir gözle bakabiliyorsa, vermek istediğim mesaj yerine ulaşmış demektir.
- Yazar olmanın ve yazmanın sizin için zor yanları nelerdir, bunlarla nasıl başa çıktınız?
Yazarlık, dışarıdan yalnızca kelimelerle kurulan bir dünya gibi görünse de aslında büyük bir sabır, disiplin ve içsel mücadele gerektirir. Benim için en büyük zorluk, yazdığım her satırın samimiyetini koruyabilmek ve okurun kalbine dokunabilecek bir hakikati incitmeden anlatabilmektir. Çünkü yazmak yalnızca üretmek değil, aynı zamanda kendinizle sürekli yüzleşmektir.
Zaman zaman tıkandığım, kelimelerin sustuğu dönemler de oldu. Böyle anlarda kalemi zorlamak yerine hayata döndüm; daha çok okudum, gözlem yaptım, yürüdüm ve sessizliğin de yazının bir parçası olduğunu kabul ettim. Şuna inanıyorum ki her suskunluk, doğru zamanı geldiğinde daha güçlü cümlelere dönüşür.
Yazarlık yolculuğunda bana en çok rehberlik eden şey ise sabır oldu. Her eserin kendi zamanında olgunlaştığını, aceleyle yazılan metinlerin değil; emek, düşünce ve içtenlikle yoğrulan satırların kalıcı olduğunu gördüm. Bu yüzden yazmayı bir yarış değil, ömür boyu sürecek bir öğrenme ve kendini geliştirme yolculuğu olarak görüyorum.
- Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda bu durumun üstesinden nasıl geliyorsunuz?
Her yazarın zaman zaman kelimelerle arasına sessizlik girer. Ben, bunu bir eksiklik olarak değil, yazının doğal bir parçası olarak görüyorum. Çünkü inanıyorum ki kalem bazen susar; fakat o sessizlikte bile yeni cümleler olgunlaşmaya devam eder.
Yazar tıkanıklığı yaşadığımda kendimi yazmaya zorlamam. Bunun yerine daha çok okur, doğayla vakit geçirir, insanları gözlemler ve zihnimi besleyecek yeni deneyimlere yönelirim. Bazen tek bir cümle, bazen bir sokak manzarası, bazen de hiç tanımadığım bir insanın hikâyesi yeniden yazma isteğini uyandırabiliyor.
Benim için ilham, beklenen bir misafir değil; hayatın içinde saklı bir hakikattir. Bu nedenle, yazamadığım dönemleri de üretim sürecinin sessiz ama değerli bir hazırlık evresi olarak kabul ediyorum. Çünkü biliyorum ki doğru zamanda gelen tek bir samimi cümle, aceleyle yazılmış sayfalar dolusu metinden çok daha kalıcıdır.
- Kitaplarınızı kitlelere ulaştırmak, kendinizi tanıtmak ve düşüncelerinizi insanlara anlatmak için ne gibi organizasyonlar yapıyorsunuz?
Bir kitabın gerçek yolculuğu yayımlandığı gün değil, okuruyla buluştuğu gün başlar. Bu nedenle eserlerimin daha geniş kitlelere ulaşması için kitap fuarlarına, imza günlerine, söyleşi ve röportajlara katılmaya özen gösteriyorum. Bunun yanında sosyal medya platformlarını da yalnızca bir tanıtım alanı olarak değil, okurlarımla doğrudan iletişim kurabildiğim samimi bir buluşma noktası olarak görüyorum.
Benim için en kıymetli tanıtım ise okurun tavsiyesidir. Bir kitabın, bir okurun kalbine dokunup başka bir okura ulaşması, hiçbir reklamın sağlayamayacağı kadar değerli bir bağ kurar. Bu yüzden tanıtımdan çok, kalıcı eserler üretmeye odaklanıyorum.
Yazarlığın yalnızca kitap yazmaktan ibaret olmadığına inanıyorum. Okurla aynı masada buluşmak, onların düşüncelerini dinlemek, edebiyat üzerine sohbet etmek ve kültürel etkinliklerde yer almak da bu yolculuğun ayrılmaz bir parçasıdır. Çünkü edebiyat, ancak paylaşıldıkça çoğalan bir değerdir.
- Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının sizin için önemi nedir, bu etkinliklerin size ve okuyucuya ne gibi katkılar sağladığını düşünüyorsunuz?
Kitap fuarları ve okur buluşmaları, benim için yalnızca imza atılan etkinlikler değil; edebiyatın hayatla buluştuğu en kıymetli duraklardır. Bir yazar olarak satırlarımı yazarken okurun nasıl hissedeceğini hayal ederim; ancak onlarla yüz yüze geldiğimde, o satırların bir kalpte nasıl yankı bulduğunu bizzat görmek tarifsiz bir duygudur.
Bu buluşmalar bana, yazının yalnızca kâğıtta kalan bir metin olmadığını, insanlar arasında görünmez bağlar kuran güçlü bir köprü olduğunu gösterdi. Okurlarımın düşüncelerini dinlemek, eserlerimde kendilerinden izler bulduklarını görmek ve kitaplarımın hayatlarına dokunduğunu hissetmek, hem yazma motivasyonumu artırdı hem de kalemime yeni ufuklar kazandırdı.
Her okur, bana yeni bir bakış açısı ve yeni bir hikâye armağan ediyor. Bu nedenle fuarlar ve okur-yazar buluşmaları, sadece eserlerimi tanıttığım organizasyonlar değil; aynı zamanda benim de öğrendiğim, beslendiğim ve yazarlık yolculuğumu zenginleştiren çok değerli deneyimlerdir.
Kitap fuarları ve 18-Şu an üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz ve keşfetmek istediğiniz yeni projeleriniz var mı?
Kitap fuarları, benim için yalnızca eserlerimi okurlarla buluşturduğum etkinlikler değil; aynı zamanda edebiyatın canlı olarak paylaşıldığı, düşüncelerin ve duyguların karşılık bulduğu özel buluşmalardır. Okurlarımla yüz yüze gelmek, onların kitaplarıma dair yorumlarını dinlemek ve aynı edebiyat iklimini paylaşmak, yazarlık yolculuğuma önemli katkılar sağlıyor. Her fuar, bana yeni ilhamlar ve yeni bakış açıları kazandırıyor.
Bunun yanında yazın hayatımı farklı alanlarda da sürdürmeye devam ediyorum. Hâlen dergi ve gazetelerde köşe yazıları kaleme alıyor, güncel meseleleri, edebiyatı ve insan ruhuna dair gözlemlerimi okurlarımla buluşturuyorum. Köşe yazarlığı, hem düşüncelerimi daha geniş kitlelere ulaştırmama hem de yazı disiplinimi canlı tutmama katkı sağlıyor.
Yeni projelerime gelince; üzerinde titizlikle çalıştığım yeni kitaplarım ve farklı edebî çalışmalarım bulunuyor. Her eserimin okura yeni bir pencere açmasını, yalnızca okunup biten değil, uzun süre hafızalarda yer eden metinler olmasını hedefliyorum. Bu nedenle üretmeye, araştırmaya ve kalemimin sesini daha geniş kitlelere ulaştırmaya aynı heyecanla devam ediyorum.
- Okuyuculardan aldığınız, sizi en çok duygulandıran ya da şaşırtan geri dönüşler nelerdir?
Bir yazar için en büyük ödül, kitabının bir okurun hayatına dokunabildiğini bilmektir. Beni en çok etkileyen geri dönüşler, okurlarımın eserlerimde kendi hayatlarından izler bulduklarını ve
satırlarım sayesinde duygularını ifade edebildiklerini söylemeleridir. Kimi zaman “Bu kitabı okurken kendimi buldum.” diyen bir cümle, kimi zaman da “Yalnız olmadığımı hissettim.” sözleri, aldığım en kıymetli armağanlar arasında yer alıyor.
Bir okurun, kitabımı bitirdikten sonra karakterlerle bağ kurduğunu, bazı cümlelerin günlerce zihninde yankılandığını ve hayata bakışına farklı bir pencere açtığını paylaşması beni derinden duygulandırıyor. Çünkü o an anlıyorum ki yazılan kelimeler yalnızca sayfalarda kalmamış, bir gönülde de yer edinmiştir.
İşte o anlarda yazarlığın gerçek anlamını yeniden hissediyorum. Benim için en değerli geri dönüş; kitabın kapağı kapandıktan sonra bile okurun kalbinde yaşamaya devam eden bir cümlenin varlığıdır. Bir yazarın en büyük mutluluğu da sanırım budur: Hiç tanımadığı bir insanın hayatına, kelimeleriyle sessizce dokunabilmek.
- Edebiyat yolculuğunun başında olan yazar adaylarına ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?
Yazarlık yolculuğunun başındaki herkese ilk tavsiyem, önce iyi bir okur olmalarıdır. Çünkü güçlü bir kalem, ancak zengin bir okuma birikimiyle beslenebilir. Farklı türlerde eserler okumak, dili tanımak, hayatı gözlemlemek ve insanı anlamaya çalışmak, yazarlığın en sağlam temelini oluşturur.
Bunun yanında sabırlı olmalarını tavsiye ederim. Yazarlık, kısa sürede sonuç alınacak bir alan değil; emek, disiplin ve sürekli kendini geliştirmeyi gerektiren uzun bir yolculuktur. İlk denemelerde kusurların olması son derece doğaldır. Önemli olan vazgeçmeden yazmaya devam etmek ve her metni bir öncekinin üzerine koyabilmektir.
En önemlisi ise kendi seslerini bulmalarıdır. Başkalarına benzemeye çalışmak yerine, kendi duygularını, bakış açılarını ve anlatım biçimlerini keşfetmelidirler. Samimiyet, edebiyatın en güçlü dilidir. Okurun kalbine ulaşan eserler, gösterişli cümlelerden çok, içtenlikle yazılmış satırlardır.
Ben yazarlığı yalnızca kitap yazmak olarak görmüyorum; insanı anlamaya, hayatı okumaya ve her gün yeniden öğrenmeye devam eden bir yolculuk olarak görüyorum. Bu yolda yürüyen herkese tavsiyem; kalemlerine inansınlar, çok okusunlar, çok gözlem yapsınlar ve hiçbir zaman yazmaktan vazgeçmesinler. Çünkü bazen tek bir cümle, bir insanın hayatına ışık olmaya yeter.

