RÖPORTAJ:MEHMET GÖKHAN DAMAR

1. Eser sahibi kimdir? Sizi yakından tanıyabilir miyiz?

Ben Mehmet Gökhan Damar. Kendi iç dünyamdaki fırtınaları, insana dair derin yalnızlıkları ve arşivlerin tozlu sayfalarında kalmış büyük hikâyeleri edebiyat aracılığıyla somutlaştırmaya çalışıyorum. Kelimelerin sükût olduğu yerden gelen, uzun yolculukların ve yaşanmışlıkların samimiyetine inanan biriyim.

2. Yazarlığa adım atmanızdaki asıl kırılma noktası ne oldu?

Hayatın çok sıradan, belki de en gündelik dekoru içinde, zihnimin daha önce hiç uğramadığı bir viraja sertçe savrulduğunu fark etmiştim. Edebiyat dünyasına beni fırlatan o asıl kırılma noktasının bir adı var; ona kendi içimde “Enginarcı Kız” diyorum. Bir başkası için Vermeer’in tuvalindeki o meşhur “İnci Küpeli Kız” ne ifade ediyorsa, benim için de o simge aynı gizemi ve sanatsal sarsıntıyı ifade ediyor. Kelimelerin ve duyguların bende birer eyleme dönüşmesine sebep olan, her şeyi başlatan o ilk kıvılcım bu şekilde başladı.

Bazen hayatın içinde öyle bir anla karşılaşırsınız ki, o anın kanıtlarını toplamak için kendinizi bir anda kâğıdın başında bulursunuz. Sonra elbette değişir ve gelişirsiniz.

3. Sizi ilk kez kalemi elinize almaya iten özel bir an var mıydı?

Belirli bir saniyeden ziyade, hayatta biriktirdiğim “kanıtların” artık içime sığmadığı bir andı bu muhtemelen. Kalemi elime almak, yaşadığımı ispat çabasıydı biraz da. Herkesin sakin bir ağaç gölgeliğine oturup dinlenmesi gerekli. Ben bunu yazarak yapıyorum sadece. Hepsi bu. 

4. Çocukluğunuzdaki veya gençliğinizdeki okuma alışkanlıklarınızın bugünkü yazım dilinize ve üslubunuza nasıl bir etkisi oldu?

Kelimelerin sadece birer iletişim aracı olmadığını, birer atmosfer kurma gücü taşıdığını erken yaşta fark ettim. Bugün yazdığım metinlerdeki o melodik, sarmal ve sorgulayıcı üslup ile tarihi kurgularımdaki detaycılık; geçmişte kendi içsel yalnızlığıma yoldaş ettiğim o derin, yoğun ve araştırmacı kitapların ruhuma bıraktığı kalıcı izlerdir.

5. Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz?

Kafamın içinde, birbirine tamamen zıt iki ayrı dünyanın, aynı anda yaşamaya başladığını fark ettiğim an bu kararı verdim.

6. İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir, siz bu yolda nasıl bir yöntem izlediniz?

Hem kendi kalbinin dehlizlerine inebilen hem kütüphanelerin tozunu yutmayı göze alabilen hem de yeni dijital dünyayı iyi ve olumlu araştırmalar için kullanabilen kişiler kendini geliştirebilir. Amacı bir şeyler üretmek ise bu disiplin modellerine uyum sağlaması gerekli.

7. Kaleme aldığınız ilk kitap nedir ve varsa diğer kitaplarınız nelerdir?

Kaleme aldığım ve okurla buluşan ilk kitabım, “Ayrılığın Eş Zamanlı Tüm Parçaları” oldu. Ardından okurlarımı bambaşka bir atmosfere, Türk tarihinin ilk tren soygununa götürdüğüm, gizem ve macera dolu yeni kitabım “1891: Kaos Ekspresi” geldi. Biri içsel bir yolculukken, diğeri tarihin koridorlarında geçen soluk soluğa bir macera.

8. Kitaplarınızdaki konuları yazmaya yönlendiren en önemli etken ya da etkenler nelerdir?

Beni yazmaya yönlendiren en büyük etken, “yaşanmışlıklar ve bu yaşanmışlıkların ardındaki gizemler”. İlk kitabımda insani duyguların, ayrılıkların ve kavuşamamaların eş zamanlı bıraktığı tortulardan beslendim. İkinci kitabımda ise Türk tarihinin ilk tren soygunu olan Sinekli Hadisesi ve Troya Altınları gibi gerçek tarihi olaylar beni cezbetti. Tarihin satır aralarında kalmış, hak ettiği kadar anlatılmamış o “kaos” anlarını kendi kurgumla yeniden canlandırmak en büyük motivasyonumdu.

9. Hikâyeyi kurgularken karakterlerinizin kaderini önceden tamamen planlıyor musunuz, yoksa yazım sürecinde karakterlerin kendi yollarını çizdiği oluyor mu?

Tarihi bir roman yazarken çerçeveyi, mekânları ve dönemin gerçek karakterlerini elbette titizlikle planlıyorum. Ancak yazım süreci başladığında, karakterlerin kâğıt üzerinde canlandığını ve kendi iradelerini kazandıklarını görüyorum. Ben ne kadar plan yaparsam yapayım, Francis Kort, Anastaş ya da Henry Theodor gibi karakterler bazen kendi yollarını çiziyor, hikâyeyi hiç tahmin etmediğim bir yöne sürüklüyorlar. Yazmanın en büyülü yanı da bu teslimiyet anları olduğunu düşünüyorum.

10. Size ilham veren şeyler nelerdir?

Bazen sokaktaki bir insanın yüzündeki soluk çizgiler bir şiire ilham olurken, bazen de yüz yıl öncesine ait bir soygun hikâyesi koca bir romana hayat verebiliyor. Hayatın ve tarihin kendisi en büyük ilham kaynağım.

11. En çok hangi dönemlerde üretken oluyorsunuz ve yazma konusunda sizi en çok motive eden şey nedir?

Muhtemelen normal insanların uyuduğu, hayatın mantıklı aktığı ve “Şimdi yazmanın sırası mı?” denilen en absürt anlarda üretken oluyorum. Zihnim tam bir kaos ortamı; yaratılışın felsefesini yapan melankolik bir ses var, diğer yanda 1891 yılına gidip tren soygunu planlayan bir çete… Bu iki dünya kafamın içinde kavga etmeye başladığında mecburen masanın başına oturuyorum ki içerideki gürültü azalsın. Beni yazmaya motive eden şey de tam olarak bu delilik hali.

12. Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?

Kitaplarım okuyucuya tek düze bir dünya sunmuyor. Eğer kendi iç dünyalarında derin bir duygusal yolculuğa çıkıp toplumsal olaylara başka bir gözle bakabilmek ve ayrılığın felsefesini şiirsel bir dille hissetmek istiyorlarsa ilk kitabımda kendilerinden bir parça bulacaklar. Eğer tarihin tozlu sayfalarında, soluk soluğa bir macera, gizem ve entrika dolu bir tren yolculuğuna çıkmak istiyorlarsa da ikinci kitabımda aradıkları heyecanı bulacaklar. Okura hem kalbi hem de zihni doyuran bir çeşitlilik sunduğumu düşünüyorum.

13. Kitap ya da kitaplarınızdaki ana fikirler ve vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?

Ayrılıkların da aslında hayatın ve aşkın eş zamanlı parçaları olduğu, kavuşamamanın aşkı eksiltmediği, aksine baki kıldığıdır. İkinci kitabımda ise tarihin sadece kazananlar tarafından yazılan kuru bir kronoloji olmadığını; arkasında büyük insan hikâyeleri, hırslar, gizemler ve çözülmeyi bekleyen kaoslar barındırdığını göstermek istedim. Kısacası: Görünenin ötesine bakmaktan korkmayın.

14. Yazar olmanın ve yazmanın sizin için zor yanları nelerdir, bunlarla nasıl başa çıktınız?

Yazmanın en zor yanı, zihninizdeki o devasa evreni, duyguları ve tarihi detayları kelimelerin sınırlı dünyasına hapsedebilmektir. Özellikle tarihi kurgularda hata yapma lüksünüz yoktur; dönemin ruhuna sadık kalmak büyük bir disiplin gerektirir. Bu zorluklarla, yazmayı bir iş olarak değil bir yaşam biçimi olarak görerek, sabırla araştırarak ve her gün masanın başına bıkmadan oturarak başa çıkıyorum.

15. Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda bu durumun üstesinden nasıl geliyorsunuz?

Böyle bir şey hissettiğimde kelimelerden uzaklaşmayı tercih ediyorum. Uzun yürüyüşler yapmak, eski mekânları ziyaret etmek, müzik dinlemek zihnimi dinlendiriyor. Tıkanıklık aslında zihnin yeni bir şeyler biriktirme evresidir; o yüzden bu döneme saygı duyup bekliyorum, ardından kelimeler zaten kendi yolunu buluyor.

16. Kitaplarınızı kitlelere ulaştırmak, kendinizi tanıtmak ve düşüncelerinizi insanlara anlatmak için ne gibi organizasyonlar yapıyorsunuz?

Kitaplarımı kitlelere ulaştırma konusunda pek başarılı değilim. Fakat dijital dünyanın gücünden yararlanıyorum; sosyal medya üzerinden okurlarla interaktif bağlar kurmaya çalışıyorum. Bunun yanı sıra edebi dergilerde ve röportajlarda yer alarak düşüncelerimi paylaşıyorum. Tabii ki en kıymetli organizasyonlar yüz yüze gelebildiğimiz, edebiyatı doğrudan soluyabildiğimiz alanlar oluyor.

17. Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının sizin için önemi nedir, bu etkinliklerin size ve okuyucuya ne gibi katkılar sağladığını düşünüyorsunuz?

Kitap fuarları benim için bir yazarın yalnızlıktan sıyrılıp “evine” döndüğü yerlerdir. Aylarca tek başınıza bir odada yazdığınız kelimelerin, bir insanın kalbinde veya zihninde nasıl karşılık bulduğunu görmek hem sizin hem de okuyucunun zihnini diri tutmaya yarıyor.

18. Şu an üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz ve keşfetmek istediğiniz yeni projeleriniz var mı?

Evet. Şu an yine tarihi gerçeklerle kurgunun sınırlarını zorlayan, gizem dozu yüksek yeni bir roman projesi üzerinde çalışıyorum. Bunun dışında Enuma Elish ve Gılgamıs gibi eski destanları okuyarak insanlığın inanç süzgecinden geçirebildiklerini keşfe çıktım. Sanıyorum bununla ilgili yazılarımı tamamlayıp kitaplaştırabilirim. Edebi disiplinler arası geçiş yapmak bana iyi geliyor.

19. Okuyuculardan aldığınız, sizi en çok duygulandıran ya da şaşırtan geri dönüşler nelerdir?

Uzun zamandır yazıyorum. Beni etkileyen çok birçok an var elbette. Bir okurumun, “Ayrılığı hiç böyle eş zamanlı hissetmemiştim, yalnızlığımı evcilleştirdiniz” demesi beni çok etkilemişti.

20. Edebiyat yolculuğunun başında olan yazar adaylarına ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?

Sanatın herhangi bir dalıyla uğraşan birine, o sanatı nasıl icra edeceği ile ilgili bir tavsiye verilebileceğini düşünmüyorum. Daha çok kendi eleştirilerini kendileri yapsın. Üretimleri bir esere dönüştüğünde bunun niteliğine zaman karar verecek. Yazmak ya da üretmek insanın içinden geliyorsa bunu bir başkası şekillendiremez. Daha çok sonraki süreç için tavsiye almaları gerekecek.

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir