RÖPORTAJ:RABİA ŞİMŞEK

1- Eser sahibi kimdir? Sizi yakından tanıyabilir miyiz?

Ben Rabia Şimşek. Eğitmenim, yazarım ve aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü üçüncü sınıf öğrencisiyim. Eğitim alanındaki deneyimlerim, felsefeye olan ilgim ve insanı anlama çabam yazarlık yolculuğumu da önemli ölçüde şekillendiriyor.

İnsanların yaşadıkları, duyguları, kırılmaları ve yeniden ayağa kalkma biçimleri her zaman ilgimi çekti. Yazarken de insanın yalnızca dışarıdan görünen yönünü değil, kendi içinde verdiği sessiz mücadeleleri anlatmayı önemsiyorum.

İlk kitabım “Kendimi Kaybettiğim Yerden”, insanın kendinden uzaklaşmasını, kaybolmasını ve yeniden kendine dönüşünü anlatıyor. “Umudun Adı Kuzeyhan” ise sosyal sorumluluk yönü güçlü, gerçek bir mücadelenin ve dayanışmanın izlerini taşıyan özel bir eser.

2- Yazarlığa adım atmanızdaki asıl kırılma noktası ne oldu?

İnsanın bazı duyguları konuşarak değil, yazarak daha doğru ifade edebildiğini fark etmem benim için önemli bir kırılma noktası oldu.

Hayatın içinde insan zaman zaman başkalarını kaybettiğini düşünürken aslında en çok kendisinden uzaklaşabiliyor. Bu farkındalık beni yazmaya yöneltti. İçimde biriken duygu ve düşünceleri kelimelere döktükçe bunun yalnızca bana ait bir hikâye olmadığını, pek çok insanın benzer duygular yaşadığını gördüm.

3- Sizi ilk kez kalemi elinize almaya iten özel bir an var mıydı?

Tek bir andan ziyade uzun süre içimde biriken duygular vardı. Söylenemeyen cümleler, kırgınlıklar, suskunluklar, insanın kendi içinde verdiği mücadeleler…

Bir noktadan sonra bunların yazıya dönüşmesi gerektiğini hissettim. Yazmaya başladıkça kelimelerin benim için yalnızca anlatmanın değil, anlamanın da bir yolu olduğunu fark ettim.

4- Çocukluğunuzdaki veya gençliğinizdeki okuma alışkanlıklarınızın bugünkü yazım dilinize ve üslubunuza nasıl bir etkisi oldu?

Okumak insana yalnızca kelime hazinesi kazandırmıyor, insanı ve hayatı farklı açılardan görebilmeyi de öğretiyor.

Okuduğum eserlerde özellikle insanın iç dünyasına dokunan, bir cümleyle uzun süre düşündüren anlatımlardan etkilenirdim. Kendi yazılarımda da sade ama duygusu güçlü bir dil kullanmaya çalışıyorum.

Benim için önemli olan çok süslü cümleler kurmak değil, okuyucunun o cümlede kendisinden bir parça bulabilmesi.

5- Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz?

Eğitmenlik hayatım boyunca çok farklı insanlarla karşılaştım ve birbirinden farklı hikâyelere tanıklık ettim. Bunun yanında kendi hayatımda yaşadığım değişimler, kırılmalar ve gözlemler de yazma isteğimi güçlendirdi.

Aslında benim için yazarlık bir anda alınmış bir karar değildi. Yazdıkça, kelimelerin hayatımdaki yerini fark ettikçe bunun benim için kalıcı bir yol olduğunu anladım.

6- İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir, siz bu yolda nasıl bir yöntem izlediniz?

Bence iyi bir yazar öncelikle iyi bir gözlemci olmalı. İnsanların yalnızca söylediklerini değil, söylemediklerini de fark edebilmeli.

Çok okumak, araştırmak, öğrenmeye devam etmek ve yazdığını tekrar tekrar gözden geçirmek de bu yolculuğun önemli parçaları.

Ben yazarken özellikle samimiyete önem veriyorum. Okuyucu bir metnin duygusunun gerçek olup olmadığını hissediyor. Bu nedenle önce hissettiğim duygunun bende gerçekten bir karşılığı olup olmadığına bakıyorum, sonra onu en sade ve doğru haliyle anlatmaya çalışıyorum.

7- Kaleme aldığınız ilk kitap nedir ve varsa diğer kitaplarınız nelerdir?

İlk kitabım “Kendimi Kaybettiğim Yerden.”

Bu kitap bir aşk hikâyesinden çok, insanın kendi içinde kaybolmasını ve yeniden kendisine dönmesini anlatıyor. Kırılmayı, susmayı, yorulmayı ama bütün bunların ardından yeniden ayağa kalkabilmeyi merkeze alıyor.

Diğer eserim ise “Umudun Adı Kuzeyhan.” Bu kitap benim için çok özel bir yerde duruyor. DMD ile mücadele eden Kuzeyhan’ın hikâyesi üzerinden yalnızca bir çocuğun mücadelesini değil, onun etrafında oluşan dayanışmayı, umudu ve iyiliği de anlatıyor.

8- Kitaplarınızdaki konuları yazmaya yönlendiren en önemli etken ya da etkenler nelerdir?

Benim için en önemli etken insan.

İnsanın kaybolması, kırılması, yeniden güçlenmesi, umut etmesi ve başka bir insanın hayatına dokunabilmesi beni çok etkiliyor.

“Kendimi Kaybettiğim Yerden” insanın kendi içindeki yolculuğunu anlatırken, “Umudun Adı Kuzeyhan” insanların bir yaşam mücadelesi etrafında nasıl birleşebildiğini gösteriyor.

Birinde bireysel bir dönüşüm, diğerinde ise toplumsal bir dayanışma var. Ama iki eserin merkezinde de insan ve umut bulunuyor.

9- Hikâyeyi kurgularken karakterlerinizin kaderini önceden tamamen planlıyor musunuz, yoksa yazım sürecinde karakterlerin kendi yollarını çizdiği oluyor mu?

Genellikle eserin ana duygusunu ve ulaşmak istediğim noktayı başlangıçta belirliyorum. Ancak bütün ayrıntıları önceden planlamıyorum.

Yazım sırasında hikâye bazen kendi yönünü bulabiliyor. Bir cümle başka bir sahnenin kapısını açabiliyor.

Özellikle “Umudun Adı Kuzeyhan” gibi gerçek yaşanmışlıklardan beslenen bir eserde, hikâyenin kendisi zaten size yol gösteriyor. Böyle bir çalışmada benim için önemli olan yaşananların duygusuna ve gerçekliğine sadık kalabilmek.

10- Size ilham veren şeyler nelerdir?

İnsanlar, hayatın kendisi, gözlemlediğim küçük ayrıntılar ve gerçek hikâyeler bana çok fazla ilham veriyor.

Bazen bir insanın söylediği tek bir cümle, bazen bir annenin bakışı, bir çocuğun gülümsemesi ya da hiç tanımadığı birine yardım eden bir insanın davranışı…

İlhamın her zaman büyük olaylardan gelmesi gerektiğine inanmıyorum. Bazen küçücük bir davranış, büyük bir hikâyenin başlangıcı olabiliyor.

11- En çok hangi dönemlerde üretken oluyorsunuz ve yazma konusunda sizi en çok motive eden şey nedir?

Sessiz kaldığım, kendimle ve düşüncelerimle baş başa olabildiğim zamanlarda daha üretken oluyorum.

Zihnimde bir cümle ya da bölüm oluştuğunda onu kaybetmeden yazmak isterim. Bazen saat kavramını unuttuğum zamanlar bile oluyor.

Beni en çok motive eden şey ise yazdığım bir cümlenin başka bir insanın kalbinde karşılık bulabilmesi.

12- Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?

Çünkü yazdığım kitaplarda kusursuz insanlar yok. Kırılan, yorulan, bazen kendinden uzaklaşan ama yeniden ayağa kalkmaya çalışan insanlar var.

“Kendimi Kaybettiğim Yerden” okuyucuya kendisini sorgulayabileceği, kendi iç dünyasına bakabileceği bir alan sunuyor.

“Umudun Adı Kuzeyhan” ise umudun, iyiliğin ve dayanışmanın ne kadar güçlü olabileceğini gösteriyor.

İki eser farklı hikâyeler anlatıyor ama aynı yerde buluşuyor: İnsan, ne kadar zor bir yerde olursa olsun yeniden ayağa kalkabilir ve umut başka hayatlara da dokunabilir.

13- Kitap ya da kitaplarınızdaki ana fikirler ve vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?

“Kendimi Kaybettiğim Yerden” kitabının temel mesajı, insanın kendisini kaybettiği yerde kalmak zorunda olmadığıdır.

Kırılabiliriz, yorulabiliriz, bazen yolumuzu kaybedebiliriz. Ama yeniden kendimize dönebiliriz.

“Umudun Adı Kuzeyhan” ise umudun yalnızca bireysel bir duygu olmadığını anlatıyor. Bir insanın umudu, yüzlerce insanı bir araya getirebilir.

İyilik bazen çok büyük şeylerle değil, küçük bir destekle, bir dua ile, bir paylaşım ya da bir insanın elini tutmakla başlar.

14- Yazar olmanın ve yazmanın sizin için zor yanları nelerdir, bunlarla nasıl başa çıktınız?

Yazmak bazen insanın kendisiyle yüzleşmesini gerektiriyor. Duygusal olarak size dokunan bir konuyu yazıyorsanız bazı bölümler kolay ilerlemiyor.

“Kendimi Kaybettiğim Yerden” benim için içsel ve duygusal bir yolculuktu.

“Umudun Adı Kuzeyhan” ise gerçek insanların ve gerçek bir mücadelenin sorumluluğunu taşıdığı için çok daha hassas bir çalışma oldu.

Zorlandığım dönemlerde ara vermeyi biliyorum ama tamamen vazgeçmiyorum. Çünkü bazen biraz uzaklaşmak, yazıya yeniden daha güçlü dönmenizi sağlıyor.

15- Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda bu durumun üstesinden nasıl geliyorsunuz?

Kendimi zorlamıyorum.

Bir süre yazıdan uzaklaşıyor, okuyorum, düşünüyorum ve gözlem yapıyorum. Çünkü bazen insan masanın başında yazmasa bile zihni hikâyeyi işlemeye devam ediyor.

Sonra hiç beklemediğim bir anda bir cümle geliyor ve o cümle yeniden yazmaya başlamamı sağlıyor.

Yazmanın da kendi ritmi olduğuna inanıyorum.

16- Kitaplarınızı kitlelere ulaştırmak, kendinizi tanıtmak ve düşüncelerinizi insanlara anlatmak için ne gibi organizasyonlar yapıyorsunuz?

Sosyal medyayı aktif olarak kullanıyorum. Kitaplarımı yalnızca tanıtmak değil, onların taşıdığı duyguyu ve mesajı da insanlara aktarmak istiyorum.

İmza günleri, okur buluşmaları ve sosyal sorumluluk çalışmalarını önemsiyorum.

Özellikle “Umudun Adı Kuzeyhan” benim için yalnızca bir kitap değil; DMD konusunda farkındalık oluşturmak, bu mücadeleyi görünür kılmak ve insanlara dayanışmanın gücünü göstermek açısından da değerli.

Edebiyatın yalnızca okunmak için değil, bazen iyiliğe vesile olmak için de kullanılabileceğine inanıyorum.

17- Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının sizin için önemi nedir, bu etkinliklerin size ve okuyucuya ne gibi katkılar sağladığını düşünüyorsunuz?

Okuyucuyla yüz yüze iletişim kurmanın yerini hiçbir şey tutmuyor.

Bir insanın kitabınızı elinde tutarak yanınıza gelmesi, hangi cümleden etkilendiğini ya da hangi bölümde kendisini bulduğunu anlatması bir yazar için çok özel.

Kitap fuarları ve imza günleri, okuyucuyla yazar arasındaki mesafeyi ortadan kaldırıyor. Okuyucu kitabın arkasındaki insanı, yazar da kitabın ulaştığı insanı tanıyor.

Bu bağın edebiyatın en kıymetli taraflarından biri olduğunu düşünüyorum.

18- Şu an üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz ve keşfetmek istediğiniz yeni projeleriniz var mı?

Yazarlık yolculuğumda beni heyecanlandıran farklı düşünceler ve projeler her zaman oluyor.

Ancak benim için önemli olan bir eseri yalnızca ortaya çıkarmak değil, gerçekten anlatmaya değer bir hikâyeye dönüştürebilmek.

Bundan sonraki süreçte de insanın iç dünyasına, gerçek yaşam mücadelelerine, umut ve dayanışma temasına dokunan çalışmalar üretmeye devam etmek istiyorum.

19- Okuyuculardan aldığınız, sizi en çok duygulandıran ya da şaşırtan geri dönüşler nelerdir?

Beni en çok duygulandıran geri dönüşlerden biri, okuyucuların “Bu cümlede kendimi buldum” ya da “Sanki beni anlatmışsınız” demesi.

Bir insanın yazdığınız cümlede kendi hayatından bir parça görmesi benim için çok kıymetli.

“Kendimi Kaybettiğim Yerden” kitabımın okuyucudan gördüğü ilgi ve ikinci baskıya ulaşması da benim için çok özel bir mutluluk oldu.

“Umudun Adı Kuzeyhan” konusunda ise insanların yalnızca kitabı değil, anlatılan mücadeleyi, umudu ve dayanışmayı sahiplenmesi çok daha farklı bir anlam taşıyor.

20- Edebiyat yolculuğunun başında olan yazar adaylarına ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?

Öncelikle kendi seslerini bulmaya çalışsınlar.

Çok okusunlar, çok gözlemlesinler ve yazmaktan korkmasınlar. İlk yazdıkları metnin kusursuz olmasını beklemesinler. Yazarlık zamanla gelişen, sabır isteyen uzun bir yolculuk.

Eleştiriler olacaktır, zorlandıkları zamanlar olacaktır, bazen istedikleri karşılığı hemen alamayabilirler. Ama gerçekten yazmak istiyorlarsa bunların hiçbirini yolun sonu olarak görmesinler.

Ben kendi yolculuğumda şunu öğrendim:

Kırıldığınız yerde kalmadığınız sürece hikâyeniz bitmiş değildir. Bazen kendinizi kaybettiğiniz yer, kendinize yeniden döneceğiniz yolun başlangıcıdır.

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir