RÖPORTAJ:SELİN ÖZAN

1.  Eser sahibi kimdir? Sizi yakından tanıyabilir miyiz?

Ben Selin Özan. Yeditepe Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun oldum ve pedagojik formasyon eğitimimi tamamladım. Ardından Mutfak Sanatları Akademisi’nde (MSA) profesyonel pastacılık ve aşçılık eğitimi aldım. Çocuk edebiyatına duyduğum ilgiyi daha bilinçli bir zemine taşımak amacıyla Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği (BÜMED) bünyesinde “Çocuklar İçin Yazmak” eğitimine katıldım.

Edebiyat ve gastronomi, birbirinden farklı görünse de yaratıcı dünyamı birlikte besleyen iki önemli alan oldu. Edebiyat; kelimelerle düşünmeyi ve duyguları hikâyeye dönüştürmeyi öğretirken gastronomi; üretme biçimime renk, tat ve hayal gücü kattı. “Kuribik Kurbağa ve Kurabiye Partisi” de bu iki dünyamın eğlenceli bir buluşması olarak ortaya çıktı.

Aynı zamanda bir anneyim. Oğlum Ege’yle birlikte çocukların dünyasını yeniden keşfetmek; onların merakına, özgün bakışına ve sınırsız hayal gücüne tanık olmak yazarlığımı derinden besliyor.

İlk yayımlanan eserim “Kuribik Kurbağa ve Kurabiye Partisi” ile çocukların dünyasına adım attım. Bunun yanında yetişkinlere yönelik şiirsel denemeler kaleme alıyor ve yeni çocuk kitapları üzerinde çalışıyorum. Yazarlığı yalnızca hikâye anlatmak değil, farklı dünyalar ve duygular arasında samimi bir bağ kurmak olarak görüyorum.

2.  Yazarlığa adım atmanızdaki asıl kırılma noktası ne oldu?

Aslında yazmak uzun zamandır hayatımdaydı; ancak yazdıklarımı bir kitap hâline getirme cesareti göstermem zaman aldı. Benim için asıl kırılma noktası, içimde biriken hikâyelerin yalnızca bana ait kalmaması gerektiğini fark etmem oldu. Özellikle anne olduktan sonra çocukların hayal gücüne, merakına ve dünyayı algılama biçimine daha yakından tanık oldum. Bu süreç beni çocuk edebiyatına yöneltti ve yazdıklarımı okurla buluşturma konusunda cesaretlendirdi.

3.  Sizi ilk kez kalemi elinize almaya iten özel bir an var mıydı?

Tek bir andan çok, zaman içinde biriken duyguların ve gözlemlerin beni yazmaya yönelttiğini söyleyebilirim. Bazen anlatamadığım bir duygu, bazen zihnimde beliren bir cümle, bazen de günlük hayatın içindeki küçücük bir ayrıntı kalemi elime almama yetti. Yazmak benim için zamanla, içimde taşıdıklarımı anlamlandırmanın ve onlara bir ses vermenin yolu hâline geldi.

4.  Çocukluğunuzdaki veya gençliğinizdeki okuma alışkanlıklarınızın bugünkü yazım dilinize ve üslubunuza nasıl bir etkisi oldu?

Çocukluk ve gençlik yıllarımda okuduğum kitaplar, kelimelerin yalnızca bir şey anlatmadığını; aynı zamanda insanda bir duygu, görüntü ve hatta koku uyandırabildiğini öğretti. Bu nedenle bugün yazarken yalnızca olay örgüsüne değil, metnin okurda bırakacağı hisse de önem veriyorum.

Çocuk kitaplarında sade, canlı ve eğlenceli bir dil kullanmaya; yetişkinler için kaleme aldığım metinlerde ise daha şiirsel, çağrışımlı ve katmanlı bir anlatım kurmaya çalışıyorum. Her iki alanda da okurun zihninde bir görüntü ve kalbinde küçük de olsa bir iz bırakmak benim için çok kıymetli.

5.  Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz?

Hayatın farklı dönemlerinde yaşadığım değişimler, annelik deneyimim ve insanları gözlemleme fırsatı bulduğum anlar bu kararımda etkili oldu. Edebiyat eğitimimin yanı sıra gastronomi alanındaki birikimim de hayal dünyama farklı bir renk kattı. “Kuribik Kurbağa ve Kurabiye Partisi”nde hikâye ile mutfağın aynı masada buluşması biraz da buradan doğdu.

Bir noktadan sonra yazmanın benim için geçici bir uğraş değil, hayatım boyunca yürümek istediğim bir yol olduğunu fark ettim.

6.  İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir? Siz bu yolda nasıl bir yöntem izlediniz?

Bence iyi bir yazar olmanın ilk şartı iyi bir gözlemci olmaktır. Okumak, merak etmek, dinlemek, araştırmak ve eleştiriye açık olmak da bu yolun vazgeçilmezleri. Bunun yanında sabır ve disiplin gerekiyor. Çünkü yazmak yalnızca ilham geldiğinde yapılan bir şey değil; metne tekrar tekrar dönmeyi, bazı cümlelerden vazgeçebilmeyi ve yeniden başlamayı da gerektiriyor.

Ben bu yolda bol bol okuyarak, gözlem yaparak, yazdıklarımı dinlendirip yeniden değerlendirerek ilerledim. Özellikle çocuklar için yazarken metnin onların dünyasında nasıl karşılık bulacağını düşünmeye ve çocukların dilini yetişkin bakış açısıyla sınırlandırmamaya dikkat ettim.

7.  Kaleme aldığınız ilk kitap nedir ve varsa diğer kitaplarınız nelerdir?

Yayımlanan ilk kitabım “Kuribik Kurbağa ve Kurabiye Partisi”. Kuribik’in eğlenceli ve sıra dışı dünyasında geçen bu hikâye, çocukları hem güldüren hem de yeni şeyler denemeye cesaretlendiren bir macera.

Serinin ikinci kitabının çalışmaları da hazır durumda. Bunun yanı sıra “Müphem” adını verdiğim, yetişkinlere yönelik şiirsel deneme kitabım üzerinde çalışıyorum. Bu eser; uyum, savrulmak, yokluk ve dönüşmek gibi insanın iç dünyasına dokunan temalar etrafında şekilleniyor.

8.  Kitaplarınızdaki konuları yazmaya yönlendiren en önemli etken ya da etkenler nelerdir?

En önemli kaynağım hayatın kendisi. Çocukların beklenmedik soruları, günlük hayatta karşılaştığımız küçük ayrıntılar, annelik, insan ilişkileri ve içimizde söylemeden taşıdığımız duygular beni yazmaya yönlendiriyor.

“Kuribik Kurbağa ve Kurabiye Partisi”nde çocukların oyunla öğrenme biçiminden ve yeni şeyler deneme cesaretinden beslendim. Gastronomi geçmişimin etkisiyle kurabiyeler, farklı malzemeler ve mutfak kültürü de hikâyenin eğlenceli bir parçası oldu.

9.  Hikâyeyi kurgularken karakterlerinizin kaderini önceden tamamen planlıyor musunuz, yoksa yazım sürecinde karakterlerin kendi yollarını çizdiği oluyor mu?

Hikâyenin ana çatısını ve ulaşmak istediğim duyguyu genellikle önceden belirliyorum. Ancak yazım sürecinde karakterlerin kendi seslerini bulmalarına da izin veriyorum. Bazen bir karakter, başlangıçta düşünmediğim bir cümleyi söylüyor ya da hikâyeyi beklemediğim bir yöne taşıyor.

Kuribik de zamanla yalnızca yazdığım bir karakter olmaktan çıkıp kendine özgü dili, merakı ve mizahı olan bir yol arkadaşına dönüştü. Bu nedenle plan ile hikâyenin doğal akışı arasında dengede kalmayı seviyorum.

10.   Size ilham veren şeyler nelerdir?

Çocuklar, doğa, hayvanlar, insan ilişkileri, gündelik hayatın içindeki küçük ayrıntılar ve duygular bana ilham veriyor. Bazen oğlumun söylediği bir cümle, bazen bir çocuğun kitaba verdiği tepki, bazen de sokakta gördüğüm sıradan bir sahne yeni bir hikâyenin başlangıcı olabiliyor.

İlhamın her zaman büyük ve olağanüstü olaylarda saklı olmadığına inanıyorum. Çoğu zaman hayatın hızlı akışı içinde gözden kaçırdığımız küçücük anlarda bizi bekliyor.

11.      En çok hangi dönemlerde üretken oluyorsunuz ve yazma konusunda sizi en çok motive eden şey nedir?

Daha çok sessiz kaldığım, kendi iç sesimi duyabildiğim dönemlerde üretken oluyorum. Özellikle geceleri, günlük hayatın telaşı azaldığında kelimelerle daha güçlü bir bağ kurabiliyorum. Ancak çocuk kitapları söz konusu olduğunda oğlumla geçirdiğim hareketli ve eğlenceli zamanlar da zihnimde pek çok yeni fikir oluşturuyor.

Beni en çok motive eden şey ise yazdığım bir hikâyenin bir çocuğun gözlerinde karşılık bulması. Bir çocuğun Kuribik’i sevmesi, onun macerasını merak etmesi veya kitabı yeniden okumak istemesi bütün emeğin en güzel karşılığı.

12.      Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?

Çünkü “Kuribik Kurbağa ve Kurabiye Partisi” çocuklara yalnızca bir hikâye anlatmıyor; onları hayal kurmaya, farklılıkları merak etmeye ve yeni şeyler denemeye davet ediyor. Eğlenceli dili ve sıra dışı ayrıntıları sayesinde çocuklar hikâyenin içine kolaylıkla girerken yetişkinler de çocuklarıyla birlikte keyifli vakit geçirebiliyor.

Ben çocuklara doğrudan öğüt vermek yerine, mesajı hikâyenin ve mizahın içinde hissettirmeyi tercih ediyorum. Bu nedenle kitabın hem birlikte okuma hem de sonrasında sohbet etme açısından ailelere güzel bir alan açtığını düşünüyorum.

13.      Kitap ya da kitaplarınızdaki ana fikirler ve vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?

“Kuribik Kurbağa ve Kurabiye Partisi”nin merkezinde merak etmek, farklı olanı denemek, paylaşmak ve kendi hayal gücüne güvenmek var. Çocuklara her şeyin alışılmış biçimde olmak zorunda olmadığını, bazen en eğlenceli sonuçların farklı fikirlerden doğabileceğini hissettirmek istedim.

Kitapta arkadaşlığın, birlikte üretmenin ve paylaşmanın mutluluğu da önemli bir yer tutuyor. Bütün bu mesajların çocuğa bir ders gibi değil, hikâyenin doğal ve eğlenceli bir parçası olarak ulaşmasını önemsiyorum.

14.      Yazar olmanın ve yazmanın sizin için zor yanları nelerdir, bunlarla nasıl başa çıktınız?

Yazmanın en zor yanlarından biri, insanın kendi metnine karşı hem sevgi dolu hem de eleştirel olabilmesi. Bazen çok sevdiğiniz bir cümleden metnin iyiliği için vazgeçmeniz gerekebiliyor. Bir diğer zorluk ise kitabı tamamladıktan sonra başlayan yayımlanma ve okura ulaşma süreci.

Bu süreçlerde sabırlı olmayı, geri bildirimleri değerlendirmeyi ve neden yazmaya başladığımı kendime hatırlatmayı öğrendim. Zorlukları yolun dışında değil, yolun doğal bir parçası olarak kabul etmek ilerlememi kolaylaştırdı.

15.      Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda bu durumun üstesinden nasıl geliyorsunuz?

Kendimi yazmaya zorlamak yerine bir süre metinden uzaklaşıyorum. Yürüyüş yapmak, okumak, müzik dinlemek, mutfakta vakit geçirmek veya yalnızca çevremi gözlemlemek zihnimin yeniden hareketlenmesine yardımcı oluyor.

Bazen de yazamadığım bölümü bırakıp başka bir sahneye ya da metne geçiyorum. Tıkanıklığın her zaman ilham eksikliğinden değil, zihnin biraz dinlenme ihtiyacından kaynaklandığını düşünüyorum.

16.      Kitaplarınızı kitlelere ulaştırmak, kendinizi tanıtmak ve düşüncelerinizi insanlara anlatmak için ne gibi organizasyonlar yapıyorsunuz?

Sosyal medyayı yalnızca kitabın satışını duyurmak için değil, Kuribik’in dünyasını genişletmek ve çocuklarla sürekli bir bağ kurmak için kullanıyorum. Kuribik’e ait sosyal medya hesabında karakter tanıtımları, eğlenceli videolar, okuma etkinlikleri ve çocukların katılabileceği yaratıcı içerikler paylaşıyoruz.

Okullarla, eğitimcilerle, psikolojik danışmanlarla, annelerle ve çocuk kitabı içerikleri üreten kişilerle iletişim kuruyorum. Kitap okumalarını; kurabiye yapımı, boyama, kesme-yapıştırma ve yaratıcı etkinliklerle destekleyen çalışmalar planlıyorum. Amacım, kitabı yalnızca okunan bir eser olmaktan çıkarıp çocukların deneyimleyebildiği bir dünyaya dönüştürmek.

17.      Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının sizin için önemi nedir, bu etkinliklerin size ve okuyucuya ne gibi katkılar sağladığını düşünüyorsunuz?

Bir kitabı yazarken okurun vereceği tepkiyi hayal ediyorsunuz; fakat onunla yüz yüze geldiğiniz an hikâye gerçek anlamda tamamlanıyor. Özellikle çocukların tepkileri çok doğal ve dürüst.

Sevdikleri karakteri anlatmaları, merak ettikleri soruları sormaları ve kendi hayal dünyalarından hikâyeye yeni ayrıntılar eklemeleri benim için çok kıymetli.

Kitap fuarları ve imza günleri, yazarla okur arasındaki mesafeyi ortadan kaldırıyor. Okur kitabın arkasındaki insanı tanırken yazar da eserinin nasıl karşılık bulduğunu doğrudan görebiliyor. Bu buluşmaların her iki taraf için de ilham verici olduğuna inanıyorum.

18.      Şu an üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz ve keşfetmek istediğiniz yeni projeleriniz var mı?

“Kuribik Kurbağa” serisinin ikinci kitabı hazır. Kuribik’in dünyasını yeni karakterler ve maceralarla genişletmek istiyorum. Bunun yanında çocukların hikâyeye aktif olarak katılabilecekleri atölyeler, okul etkinlikleri ve yaratıcı materyaller üzerinde çalışıyorum.

Yetişkinler için hazırladığım “Müphem” adlı şiirsel deneme kitabım da devam ediyor. İlerleyen dönemde edebiyat ile gastronomiyi daha görünür şekilde buluşturan, çocukların hem okuyup hem üretebileceği farklı projeler geliştirmek istiyorum.

19.      Okuyuculardan aldığınız, sizi en çok duygulandıran ya da şaşırtan geri dönüşler nelerdir?

Çocukların Kuribik’i gerçek bir arkadaş gibi görmeleri ve hikâyeyi kendi oyunlarına taşımaları beni çok duygulandırıyor. Kitabı okuduktan sonra aileleriyle kurabiye yapan, karakterlerin resimlerini çizen veya kitabı tekrar tekrar okumak isteyen çocuklardan gelen paylaşımlar çok kıymetli.

Bir yazar için yazdığı karakterin kitabın sayfalarından çıkıp bir çocuğun hayal dünyasında yaşamaya devam ettiğini görmek tarifsiz bir duygu. Aldığım her içten geri dönüş, yeni hikâyeler yazma isteğimi daha da güçlendiriyor.

20.   Edebiyat yolculuğunun başında olan yazar adaylarına ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?

Öncelikle çok okumalarını, hayatı dikkatle gözlemlemelerini ve kendi seslerini bulmak için sabırlı olmalarını tavsiye ederim. Başka yazarları örnek almak geliştiricidir; ancak kendi anlatım biçimini keşfetmek zaman ve cesaret ister.

İlk yazılan metnin kusursuz olması gerekmediğini kabul etmek de çok önemli. Yazmak biraz da yeniden yazmaktır. Eleştiriden korkmamak, fakat her eleştirinin yazının yönünü belirlemesine de izin vermemek gerekir.

En önemlisi, neden yazmak istediklerini unutmamalarıdır. Bir hikâyenin dünyaya ulaşabilmesi için önce yazarının ona inanması gerekir.

“Bir hikâyenin dünyaya ulaşabilmesi için önce yazarının ona inanması gerekir.”

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir