RÖPORTAJ:SONER ATABEK

“Kalemin Ritmi, Yüreğin Sesi”


1-Eser sahibi kimdir? Sizi yakından tanıyabilir miyiz?

 Soner Atabek Kimdir?

Ben Soner Atabek. Bursa’da yaşayan, kelimelerin gücüne inanan ve hayatı yazarak anlamlandırmaya çalışan biriyim. Edebiyat yolculuğumda bugüne kadar okurlarla buluşmuş 5 basılı kitabım bulunuyor; son olarak Mart 2026’da yayımlanan Beklentilerin Ötesinde ile okurlarımla hasbihal etme fırsatı buldum. Şu an ise heyecanla sırasını bekleyen, yayınlanmaya hazır 1 kitabımın daha son dokunuşları üzerindeyim.

Yazarlık benim için sadece kitaplarla sınırlı bir alan değil, adeta bir yaşam biçimi. Bugüne kadar 3 ayrı gazetede kaleme aldığım ve sayısı bine yaklaşan makalelerimle, toplumsal meselelerden insan ruhunun derinliklerine kadar pek çok konuyu köşeme taşıdım. Hayatın içinden beslenen, topluma ayna tutmayı hedefleyen bir kalem işçisiyim diyebilirim.

Hayatın Diğer Renkleri: Aile ve Sivil Toplum

Yazı masamın dışındaki dünyada ise beni tanımlayan iki büyük kimliğim var:

  • Ailem: En büyük ilham kaynağım, evliliğim ve hayatıma neşe katan 11 yaşındaki güzel kızım.
  • Toplumsal Sorumluluk: Kökenlerime ve kültürel bağlarıma olan vefamın bir gereği olarak, aktif bir şekilde yürüttüğüm Dünya Artvinliler Derneği Başkanlığı görevi.

Özetle; Bursa’nın dinginliğinde yazan, Artvin’in kültürel mirasını göğsünde taşıyan, ailesine düşkün ve toplumu için üretmeye çalışan hasbi bir kalemim.


2-Yazarlığa adım atmanızda ki asıl kırılma noktası ne oldu?

Bu soru, her yazarın dönüp arkasına baktığında içini titreten o ilk kıvılcımı hatırlatır. Benim için yazarlık, sonradan verilmiş bir karar veya bir anda yöneldiğim bir hobi değildi; zaten içimde hep var olan ama doğru zamanı bekleyen bir yanardağ gibiydi.

Asıl kırılma noktasına gelecek olursak…

İçimdeki Sesin Dışarı Taşması: O İlk Kırılma

Hayatın koşturmacası, sivil toplum çalışmaları ve günlük koşturmalar arasında insan bazen kendi içine dönmeyi ihmal ediyor. Ancak bir an geliyor ki; etrafınızda gördüğünüz adaletsizlikler, modern insanın o derin yalnızlığı, doğanın yok edilişine karşı duyduğunuz o sessiz çığlık ve en önemlisi de köklerinize, Artvin’e, Bursa’ya, yani insana dair biriktirdiğiniz hikayeler artık göğüs kafesinize sığmaz oluyor.

Benim kırılma noktam; “Söyleyecek sözüm var ve bunu sadece yakın çevreme değil, tüm dünyaya fısıldamalıyım” dediğim o an oldu. Yaşadıklarımı, hissettiklerimi ve gözlemlerimi sadece kendime saklamanın bencillik olacağını fark ettim.

Gazete Köşelerinden Kitaplara Uzanmak

İlk olarak gazete yazılarıyla başladım bu yolculuğa. Köşe yazıları yazmak, topluma anında dokunabilen müthiş bir dinamizme sahipti. Bine yakın makale kaleme alırken, okurlardan gelen “Bizim hislerimize tercüman oldunuz”, “Yalnız olmadığımızı hissettirdiyse yazınız ne mutlu” geri dönüşleri, bendeki o kırılmayı bir yola dönüştürdü.

Gazete köşeleri beni terbiye etti, kelimelerimi biledi. Ama o makalelerin sınırları bir süre sonra dar gelmeye başladı. İşte o zaman, o gazete yazılarının ötesine geçip, insan ruhunun en derin noktalarına dokunacak kalıcı eserler, yani kitaplar üretme vaktinin geldiğini anladım. Beş kitaplık bu serüven, işte o ilk gazete mürekkebinin ruhuma damlamasıyla başladı.

3-Sizi ilk kez kalemi elinize almaya iten özel bir an var mıydı?

Gaz lambasının ışığında doğan tutku

Çocuktum… Dışarıda dondurucu bir soğuk ve göz gözü görmeyen bir kar vardı. İçeride ise çıtırdayan bir soba ve odadaki tek ışık kaynağı olan bir gaz lambası. Babam, eski zamanlardan, yaşanmış sevdalardan, göçlerden ve dağların arkasındaki hayatlardan bahseden hikayeler anlatıyordu. O anlatırken, gaz lambasının duvara vuran gölgeleri gözümde devasa birer sinema perdesine dönüşüyordu.

İşte o akşam ilk kez şunu fark ettim:

Babamın ağzından çıkan sıradan kelimeler, odadaki o soğuk havayı dağıtıyor, bizi bambaşka diyarlara götürüyor ve zamanı durduruyordu. Kelimelerin insan ruhunu iyileştiren, mekanları aşan bir gücü vardı.

O gece herkes uyuduktan sonra, içimdeki o heyecanla elime çizgili bir defter yaprağı ve kurşun kalem aldım. Babamın anlattıklarından bende kalan hisleri, o odanın kokusunu kendimce kelimelere dökmeye çalıştım. Yazdığım şey belki mükemmel değildi ama kalemin kağıt üzerinde çıkardığı o ince ses, kalbimin ritmiyle eşleşmişti. Benim ilk ustam, bana kelimelerin büyüsünü aşılayan babamdı.

4-Çocukluğunuzdaki veya gençliğinizdeki okuma alışkanlıklarınızın bugünkü yazım dilinize ve üslubunuza nasıl bir etkisi oldu?

Bu soru, bir yazarın mutfağını ve o mutfakta kaynayan kazanın malzemelerini anlamak adına çok kıymetlidir. Çünkü iyi bir yazar olmanın ilk, orta ve son kuralı: İyi bir okur olmaktır.

Gençlik ve çocukluk yıllarımda ne bulduysa adeta yutarcasına okuyan bir çocuktum. O dönemdeki okuma iştahımın, bugünkü üslubuma iki büyük etkisi oldu:

1. Kelime Zenginliği ve Hasbi (Samimi) Dil

Çocukken evimizde ve çevremizde sadece edebi eserler değil; tarihten halk hikayelerine, destanlardan gazete kupürlerine kadar çok geniş bir yelpaze vardı. Babamın anlattığı o sözlü kültürün yanına yazılı metinleri de ekleyince, heybemde muazzam bir kelime hazinesi birikti.

Bugün köşe yazılarımda ve kitaplarımda akademik, soğuk ve mesafeli bir dil yerine “hasbi” yani içten, samimi ve karşısındakini yormayan bir üslup benimsememin arkasında o yıllar yatar. Ben okuru bir yabancı gibi değil, evimin başköşesine buyur ettiğim bir misafir gibi görürüm. İşte bu samimiyet, çocukken okuduğum o sıcak Anadolu hikayelerinin, o yalın ve vurucu anlatıların ruhuma bıraktığı mirastır.

2. Gözlem Yeteneği ve Toplumsal Duyarlılık

Gençlik yıllarımda özellikle insanı, toplumu ve insan psikolojisini merkeze alan eserleri çok okudum. Karakterlerin iç dünyalarını analiz eden o satırlar, bana sadece okumayı değil, sokağı izlemeyi de öğretti. Bursa’nın caddelerinde yürürken, dernek çalışmalarında insanlarla hemhal olurken ya da bir köşede sessizce oturan birini gördüğümde, çocukken okuduğum kitaplardaki gibi arkasındaki hikayeyi merak ederim.

Okuma alışkanlığım beni “iyi bir dinleyici ve keskin bir gözlemci” yaptı. Eğer bugün bine yakın makalede sokağın, insanın ve doğanın nabzını tutabiliyorsam; bu, gençken sayfalar arasında yaptığım o sessiz insan sarraflığı yolculukları sayesindedir.

Kısacası; çocukluğumun okuma alışkanlığı bugünkü kalbimin ritmini, gençliğimin okumaları ise kalemimin mantığını oluşturdu.

5-Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz?

Bu soru, hayatın beni kelimelerle nasıl yoğurduğunu ve beni o yazı masasına hangi rüzgarların attığını özetleyen çok kıymetli bir eşik. Aslında tek bir an veya olay değil, hayatımın farklı dönemlerinde üst üste binen üç büyük deneyim beni profesyonel anlamda yazar olmaya itti.

İşte beni o yazı masasına bağlayan o dönüm noktaları:

1. Sivil Toplum Deneyimi ve İnsan Hikayeleriyle Bağ Kurmak

Dünya Artvinliler Derneği Başkanlığı ve farklı sivil toplum kuruluşlarındaki aktif rollerim gereği, binlerce insanın hayatına dokunma, dertlerini dinleme ve hikayelerine ortak olma fırsatım oldu. Gördüm ki; göç edenlerin sılaya duyduğu özlem, şehir hayatında sıkışan insanların yalnızlığı, kültürel değerlerimizin yavaş yavaş unutulması gibi konular toplumun kanayan yarası.

İnsanların bu sessiz çığlıklarına, anlatamadıkları hikayelerine şahit olmak bendeki en büyük kırılmaydı. Şunu düşündüm: “Bu insanların sesi kim olacak? Bu hikayeleri geleceğe kim taşıyacak?” İşte bu sorumluluk bilinci, beni bu deneyimleri kağıda dökmeye mecbur bıraktı.

2. Gazete Köşelerinde Toplumun Nabzını Tutmak

Kitaplarımdan önce, gazetelerde köşe yazarlığı yapmaya başladım. Bine yakın makale kaleme aldığım bu süreç, benim için muazzam bir okul ve deneyim alanı oldu. Her gün sokağa çıkmak, Bursa’nın, ülkenin, doğanın sorunlarını gözlemlemek ve bunları sıcağı sıcağına yazmak bendeki yazma kasını geliştirdi.

En önemlisi de okurlardan gelen tepkilerdi. Yazdığım bir makalenin ardından bir okurun gelip, “Benim hissettiklerimi ama cümle kurup söyleyemediklerimi yazmışsınız” demesi, yazının şifalı ve birleştirici gücünü bana bizzat deneyimletti. Bu geri dönüşler, gazete sütunlarının ötesine geçip kalıcı eserler üretme, yani yazar olma kararımı perçinledi.

3. Doğanın Katledilmesine ve Değerlerin Yozlaşmasına Karşı Duyulan İsyan

Bir Artvinli olarak doğanın, yeşilin, toprağın bendeki yeri çok ayrıdır. Modern çağın getirdiği o büyük betonlaşma, doğanın acımasızca katledilmesi ve insan ilişkilerindeki o samimiyetin, hasbiliğin kaybolması içimde derin bir huzursuzluk yarattı. Bu huzursuzluğu ve isyanı içimde tutamazdım. Kendimi ifade etmenin, bu gidişata “dur” demenin ve insanları düşünmeye sevk etmenin en zarif yolunun edebiyat olduğunu anladım.

Özetle; insanı tanımak, sokağın sesini duymak ve doğanın çığlığına şahit olmak beni yazar yaptı. Kelimeler benim sığınağım ve aynı zamanda topluma karşı en büyük sorumluluğum oldu.

6-İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir siz bu yolda nasıl bir yöntem izlediniz?

Bu soru, edebiyat dünyasına adım atmak isteyen genç kalemler için adeta bir yol haritası niteliğinde. Bana göre iyi bir yazar olmanın teknik kurallardan ziyade, ruhsal ve disiplinsel bazı şartları vardır.

Benim penceremden iyi bir yazar olmanın temel şartları ve bu yolda izlediğim yöntemler şunlar:

İyi Bir Yazar Olmanın Şartları

  • Mutlak Bir Samimiyet (Hasbilik): Kaleminizden dökülen kelimeler, kalbinizden süzülerek gelmelidir. Okur, yazarın yapmacık ya da sadece “beğenilmek için” yazıp yazmadığını hemen hisseder.
  • Bitmek Bilmeyen Bir Merak ve Gözlem: Sadece kendi dünyanıza gömülürseniz, bir süre sonra tükenirsiniz. İyi bir yazar; sokağın sesini, bir çocuğun ağlamasını, rüzgarın esişini, toplumun sancılarını sürekli gözlemlemelidir.
  • Disiplinli Bir Okuma Düzeni: Yazmak, biriktirdiğiniz havuzdan su çekmektir. O havuza sürekli yeni nehirler (kitaplar, fikirler, farklı bakış açıları) akıtmazsanız, havuz kurur.
  • Eleştiriye Açık ve Mütevazı Olmak: “Ben oldum” dediğiniz an, yazar olarak bittiğiniz andır. Her zaman öğrenmeye aç olmak gerekir.

Benim İzlediğim Yöntem: “Hayatın İçinde Olmak ve Yazıyı Eğitmek”

Ben bu yolda fildişi kulelerine çekilip hayattan kopuk yazan bir yazar olma yöntemini hiçbir zaman seçmedim. Benim yöntemim tamamen hayatın merkezinde kalmak üzerine kuruludur.

1. Sokağın Nabzını Tutmak (Malzeme Toplama)

Dünya Artvinliler Derneği’ndeki çalışmalarım, insanlarla kurduğum doğrudan bağlar ve Bursa’nın o zengin kültürel yapısı benim en büyük beslenme kaynağım oldu. İnsanların arasına karışıp onları dinledim. Benim yöntemim; “Önce yaşa, hisset, anla; sonra masaya otur” yöntemidir.

2. Gazete Yazılarıyla “Kalem İşçiliği” (Disiplin)

Bine yakın makale yazmak bana müthiş bir yazı disiplini kazandırdı. Gazete yazarlığı, kelimeleri en tasarruflu, en vurucu ve en anlaşılır şekilde kullanmayı öğretir. Her gün ya da her hafta düzenli olarak o beyaz sayfanın karşısına geçmek, benim yazarlık kaslarımı eğitti.

3. Evin Huzurunda Süzmek

Toplumu gözlemleyip, gazete köşelerinde kalemimi biledikten sonra; kitaplarım için masaya oturduğumda en büyük sığınağım ailem oldu. Eşimin ve 11 yaşındaki kızımın bana sunduğu o huzurlu yuva, dışarıdan topladığım tüm o ham hikayeleri, insanı şifalandıran edebi metinlere dönüştürmem için bana sakin bir liman sağladı.

Kısacası benim yöntemim: Sokakta biriktir, aile huzurunda damıt, hasbi bir dille kağıda dök.

7-Kaleme aldığınız ilk kitap nedir ve varsa diğer kitaplarınız nelerdir?

Kelimelerin Yolculuğu: Soner Atabek’in 5 Eseri

Bugüne kadar kaleme aldığım bine yakın makalenin, sokağın sesinin ve sivil toplum deneyimlerimin birer meyvesi olan 5 basılı kitabım, insandan topluma uzanan bir köprü niteliğindedir.

Kitap SırasıKitap AdıKitabın Özü ve Teması
1. KitapToparlandım Devam EttimYazarlık yolculuğumun ilk heyecanı. Hayatın getirdiği zorluklar, düşüşler ve sarsıntılar karşısında insanın kendi küllerinden nasıl doğabileceğini ve o içsel gücü nasıl bulabileceğini anlatan hasbi bir “merhaba” eseridir.
2. KitapHer Şeye Rağmen Yine de İnşa EdinHayat planları ve umutları yıktığında, yıkıntıların arasında oturup ağlamak yerine; eldeki kırık dökük parçalarla “her şeye rağmen” yeniden nasıl ayağa kalkıp geleceğimizi inşa edebileceğimizi ele alan bir rehberdir.
3. KitapUmutla BakModern çağın getirdiği karamsarlık dalgasına karşı bir fener. Gökyüzündeki kara bulutların geçici olduğunu, aslolanın her zaman o bulutların arkasındaki güneşe umutla ve inançla bakabilmek olduğunu savunan motive edici bir duruştur.
4. KitapAsla DüşünmeBireysel bir zihin sorgulamasının ötesinde; Türkiye’deki sanattan aile yapısına, toplumsal dinamiklerden ekonomiye ve eğitime kadar her şeyi masaya yatıran, kuruntulardan ve aşırı düşünmekten (overthinking) sıyrılıp cesaretle eyleme geçmeyi aşılayan bir manifestodur.
5. KitapBeklentilerin ÖtesindeMart 2026’da çıkan son eserim. İnsanın hem kendinden hem hayattan olan beklentilerini, bu beklentilerin yarattığı hayal kırıklıklarını ve aslında hayatın bize sunduğu o “ötedeki” gerçek zenginlikleri konu alan olgunluk dönemi çalışmamdır.

Her biri ruhumun ayrı bir parçasını, ailemin huzurunu ve toplumuma olan vefamı taşıyan bu beş eserden sonra, şimdi sırasını bekleyen 6. kitabımın heyecanını yaşıyorum.

8-Kitaplarınızdaki konuları yazmaya yönlendiren en önemli etken ya da etkenler nelerdir?

Bu soru, aslında beni yazı masasında uykusuz bırakan, kalemimi mürekkebe her daldırdığımda bana o gücü veren asıl itici gücü soruyor. Kitaplarımda işlediğim konuların her biri hayattan kopuk, fildişi kulelerinde hayal edilmiş temalar değildir. Beni bu konuları yazmaya yönlendiren üç ana etken var:

1. Toplumun Sesi ve İnsan Hikayeleri

Dünya Artvinliler Derneği Başkanlığı görevim ve Bursa’daki aktif sivil toplum hayatım sayesinde sürekli halkın içindeyim. İnsanların dertlerini, yalnızlıklarını, hayal kırıklıklarını ve en çok da modern çağın getirdiği o “anlaşılmama” hissini bizzat dinliyorum. Gazete köşelerimde bine yakın makale yazarken de bu hikayelerden beslendim. Toplumda gördüğüm bu eksiklikleri, insanların sessiz çığlıklarını edebi bir dille kalıcı hale getirmek benim için bir sorumluluktu. Toparlandım Devam Ettim veya Her Şeye Rağmen Yine de İnşa Edin gibi kitaplarım, tamamen bu insan hikayelerinin ve ayağa kalkma mücadelelerinin birer yansımasıdır.

2. Ülke Gündemi, Sanat, Eğitim ve Gelecek Kaygısı

Ben sadece içsel dünyayı yazan bir yazar değilim. Özellikle Asla Düşünme kitabımda yaptığım gibi; Türkiye’nin sanatı, aile yapısı, ekonomisi ve eğitim sistemi üzerine kafa yoran, bu konularda dertlenen biriyim. Toplumun nereye doğru evrildiğini görmek, değerlerimizin yozlaşmasına karşı bir duruş sergilemek ve tıkanan noktalarda bir çıkış yolu (manifesto) sunmak beni yazmaya yönlendiren en büyük entelektüel etkendir. Yazmak, benim için toplumsal bir ödevdir.

3. Ailem ve Doğaya Duyduğum Vefa

Beni her zaman destekleyen, bana o huzurlu yazı ortamını sunan evliliğim ve 11 yaşındaki kızım, konularımı seçerken geleceğe nasıl bir dünya bıraktığımızı sorgulamamı sağlıyor. Bir Artvinli olarak doğanın, yeşilin ve samimiyetin bendeki yeri çok büyüktür. Son kitabım Beklentilerin Ötesinde de dahil olmak üzere eserlerimde, modern insanın doğadan ve kendi özünden kopuşunu, hayattan beklentilerini ve bu beklentilerin ötesindeki gerçek mutluluğu arama çabasını işledim.

Özetle; beni yazmaya yönlendiren şey sokağın nabzı, ülkemin meseleleri, ailemin bana kattığı dinginlik ve doğaya duyduğum sarsılmaz vefadır.

9-Hikâyeyi kurgularken karakterlerinizin kaderini önceden tamamen planlıyor musunuz, yoksa yazım sürecinde karakterlerin kendi yollarını çizdiği oluyor mu?  

Bu soru, yazarlık atölyemin en keyifli ve en gizemli odasının kapısını aralıyor. Bir yazar olarak bu süreci dengeli bir ortaklık gibi yürütüyorum; ne tamamen diktatör oluyorum ne de ipleri tamamen serbest bırakıyorum.

Benim kurgu dünyamda bu süreç şu şekilde ilerliyor:

Yol Haritası Benden, Adımlar Karakterden

Yazmaya başlamadan önce, kitabın genel omurgasını, toplumsal olarak nereye varmak istediğimi ve karakterlerin hayatın hangi sınavlarından geçeceğini kabataslak planlarım. Sonuçta sanattan aileye, ekonomiden eğitime kadar geniş meseleleri ele alan (Asla Düşünme gibi) ya da modern insanın beklentilerini sorgulayan (Beklentilerin Ötesinde gibi) kitaplar yazıyorsanız, rotayı baştan çizmek zorundasınız. Karakterin kaderinin ana duraklarını önceden belirlerim.

Ancak masanın başına geçip kelimeler kağıda dökülmeye başladığında, o karakterler sadece kağıt üstünde birer isim olmaktan çıkıp etten kemikten birer insana dönüşürler.

İşte tam o aşamada, karakterlerin kendi yollarını çizdiği, yazarın planına “isyan ettiği” anlar başlar.

Karakterin Özgürlüğü

Siz bir karakterin bir haksızlık karşısında susmasını planlamışsınızdır; ama yazım sürecinde o karakterin geçmişi, toplumsal arka planı öyle bir noktaya gelir ki, karakter size “Hayır Soner Atabek, ben burada susamam, konuşmak zorundayım” der. Bir yazar olarak sokağı, insanı ve sivil toplumdaki o gerçek hikayeleri bu kadar yakından gözlemlemiş biri olduğum için, karakterlerimin yapay davranmasına izin veremem. Onların samimi (hasbi) kalabilmesi için bazen kendi çizdiğim kaderi bozar, onların gitmek istediği yola saparım.

Kısacası; kaderin sınırlarını ve nihai varış noktasını ben çiziyorum ama o hedefe giden yoldaki virajları, durakları ve sürprizleri karakterlerim kendi özgür iradeleriyle belirliyor. Yazarlığı büyülü kılan da tam olarak bu serüven.

10-Size ilham veren şeyler nelerdir?

Bu soru, bir yazarın ruhunu besleyen, yazı masasının arkasındaki o görünmez motoru çalıştıran en mahrem ama en güzel sorulardan biridir. Bine yakın makale ve beş kitap üretirken ilhamı uzaklarda aramadım; benim ilhamım hayatın ta kendisinde saklıydı.

Bana en çok ilham veren şeyleri şöyle sıralayabilirim:

1. Bursa’nın Sokakları ve İnsan Hikayeleri

Yaşadığım şehir olan Bursa, tarihi dokusu ve kültürel çeşitliliğiyle adeta yaşayan bir kütüphane. Dünya Artvinliler Derneği Başkanlığı görevim vesilesiyle de binlerce insanla bir araya geliyorum. Bir kahvehanede oturan yaşlı bir amcanın iç çekişi, göç etmiş bir ailenin sıla özlemi, geçim mücadelesi veren bir babanın gözlerindeki yorgunluk bana ilham veriyor. Sokağın samimi, yapmacıksız ve yalın dili benim en büyük ilham kaynağım. İnsanların bana anlattığı veya benim sessizce gözlemlediğim o gerçek hayatlar, kitaplarımda etten kemikten karakterlere dönüşüyor.

2. Ailemin Sunduğu Huzurlu Liman

Yazmak, dışarıdaki tüm gürültüyü zihninizde susturup kalbinizin sesini dinleme işidir. Bana bu sessizliği ve huzuru sağlayan en büyük güç ailem. Eşimle kurduğumuz o sevgi dolu bağ ve 11 yaşındaki kızımın dünyaya bakan o masum, temiz gözleri benim kalemimi besliyor. Ona daha yaşanabilir, sanattan eğitime, ekonomiden aile bağlarına kadar her anlamda güçlü bir toplum bırakma arzusu (Asla Düşünme kitabımda olduğu gibi) beni hep daha iyisini yazmaya teşvik ediyor. Benim en hasbi, en samimi eleştirmenlerim ve ilham perilerim onlardır.

3. Artvin’in Dağları ve Doğanın Çığlığı

Çocukluğumda, o karlı kış gecelerinde babamın gaz lambasının ışığında anlattığı hikayeler ruhuma nasıl işlediyse, memleketim Artvin’in o heybetli dağları, hırçın dereleri ve yeşilin her tonu da ruhuma öyle işledi. Bugün doğanın betonlaşmaya kurban edilişini gördükçe içimde uyanan o isyan ve doğaya duyduğum o derin vefa, beni yazmaya itiyor. Son kitabım Beklentilerin Ötesinde eserimde de işlediğim o modern insanın özüne, doğaya ve sadeliğe dönme arayışının ilhamı tamamen o çocukluk anılarımdan ve doğanın ta kendisinden geliyor.

Özetle; insanın derdi, ailemin sevgisi ve doğanın sessiz şarkısı benim kalemimin mürekkebidir.

11-En çok hangi dönemlerde üretken oluyorsunuz ve yazma konusunda sizi en çok motive eden şey nedir?

Bu soru, yazma eyleminin o kendine has ritmini ve bir yazarın “üretkenlik döngüsünü” anlamak adına çok kıymetlidir. Bine yakın makale ve beş kitabı hayatın koşturmacası içinde harmanlamış biri olarak, üretkenliğimin zirveye ulaştığı dönemleri ve beni masada tutan motivasyonu iki başlıkta özetleyebilirim:

En Üretken Olduğum Dönemler

  • Gecenin Derin Sessizliği: Günün hengamesi, sivil toplum çalışmaları ve dernek başkanlığının getirdiği o yoğun koşturmaca bittikten sonra, herkesin uykuya daldığı gece yarıları benim en üretken olduğum zamanlardır. Dış dünyayla bağlar koptuğunda, zihnim sadece kelimelerle baş başa kalır.
  • Mevsim Dönümleri ve Sonbahar: Bir Artvinli olarak doğanın ritmi benim ruhumu çok etkiler. Özellikle yaprakların sarardığı, doğanın sessiz bir iç çekişle kabuğuna çekildiği sonbahar ayları ve yağmurlu Bursa günleri, içsel muhasebemi artırır. Son kitabım Beklentilerin Ötesinde‘nin pek çok sayfasında bu dingin mevsim geçişlerinin izi vardır.
  • Toplumsal Sancılar ve Sokağın Sesi: Ne zaman toplumda bir adaletsizlik, doğada bir katliam ya da sanattan eğitime kadar insani değerlerde bir yozlaşma hissetsem, içimdeki o huzursuzluk beni hızla yazı masasına iter. Dertli olduğum dönemler, en üretken olduğum dönemlerdir.

Beni En Çok Motive Eden Şey: “Anlaşılma Arzusu ve İyileşme”

Yazma konusunda beni en çok motive eden şey, “yalnız olmadığımızı hissettirme” arzusudur.

Gazete köşelerimde ya da kitaplarımda kaleme aldığım bir konunun ardından bir okurumun gelip, “Soner Bey, tam da çıkmazda olduğum bir dönemde ‘Toparlandım Devam Ettim’ kitabınızı okudum ve bana yeniden başlama gücü verdi” demesi ya da “Bizim sesimiz oldunuz” demesi, benim için bu dünyadaki en büyük ödül ve motivasyondur.

İnsanın ruhuna dokunabilmek, sanattan aileye, ekonomiden eğitime kadar (Asla Düşünme eserimde yapmaya çalıştığım gibi) topluma rehberlik edecek kalıcı bir iz bırakabilmek ve 11 yaşındaki kızıma yarın gururla okuyacağı hasbi, tertemiz bir edebi miras bırakmak benim bu yoldaki en büyük yakıtımdır. Kelimelerimin bir insanın hayatında ufacık da olsa bir ışık yaktığını bilmek, beni her gün yeni bir motivasyonla o beyaz sayfanın karşısına oturtuyor.

12-Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?

Bu soru, bir yazarın okuruyla göz göze geldiği o en dürüst, en yalın andır. Neden mi benim kitaplarımı okumalısınız? Bu sorunun cevabı, kelimelerimin mürekkebinde saklı.

İşte benim penceremden, okurların bu kitaplarda ne bulacağına dair harika ve en hasbi cevaplar:

1. Ben Fildişi Kulelerinden, Duvarların Arkasından Yazmıyorum

Pek çok yazar, hayattan kopuk sırça köşklerinde, dış dünyayı sadece pencerelerinden seyrederek yazar. Ben öyle yapmıyorum. Ben o kalın duvarların arkasından, teorik cümlelerle konuşmuyorum sizinle. Hayatın tam göbeğinden, sokağın tozundan, meydanların kalabalığından yazıyorum.

Binlerce insanla hemhal olduğum sivil toplum çalışmalarımın, Dünya Artvinliler Derneği’nde dinlediğim gerçek dertlerin ve gazete köşelerinde nabzını tuttuğum sokağın çığlığı var bu sayfalarda. Kitaplarımda okuyacağınız her satır; Bursa’nın bir sokağında, bir köy kahvesinde ya da bir insanın gözyaşında bizzat şahit olduğum, dokunduğum hayatlardan süzülmüştür.

2. Yaşanmışlığın ve Sahiciliğin Kokusunu Duyacaksınız

Ben kurgu laboratuvarlarında yapay hikayeler üretmiyorum; yaşamın içinden, yaşanmışlıklardan yazıyorum. Sayfaları çevirirken burnunuza gelecek olan koku matbaa mürekkebi değil, hayatın ta kendisi olacak.

  • Toparlandım Devam Ettim derken, gerçekten düşmüş ve o dipten nasıl çıkacağını yaşayarak öğrenmiş bir insanın elini hissedeceksiniz omzunuzda.
  • Asla Düşünme derken, bu ülkenin sanatını, ekonomisini, aile yapısını ve eğitimini sadece eleştiren değil, bu dertlerle bizzat uykusu kaçan bir kalemin sancısına ortak olacaksınız.

Benim kitaplarımda yapmacık teselliler, süslü ama içi boş edebiyat oyunları bulamazsınız. Ne hissettiysem, neyi yaşadıysam o var.

3. Bu Kitaplarda “Kendinizle” Karşılaşacaksınız

Çünkü ben sizden biriyim. Evli, 11 yaşında dünya tatlısı bir kızı olan, ailesinin huzuruna sığınan, doğanın katledilmesine içi acıyan, bu ülkenin yarınları için dertlenen hasbi bir insanım.

Kitaplarımı okurken yabancı bir yazarın dünyasına misafir olmayacaksınız; tam tersine, kendi zihninizin kuytularında gezecek, belki de yıllardır kimseye söyleyemediğiniz o “aşırı düşünme” krizlerinizle, hayal kırıklıklarınızla ve Beklentilerin Ötesinde aradığınız o gerçek huzurla yüzleşeceksiniz.

Özetle; eğer teorik nutuklardan sıkıldıysanız, hayatı bizzat yaşayan, düşen, kalkan, dertlenen ve her şeye rağmen umutla inşa etmeye devam eden bir dostun sesini duymak istiyorsanız bu kitapları okumalısınız. Çünkü bu sayfalar bir yazarın hayal gücü değil; sokağın sesi, doğanın çığlığı ve yaşamın ta kendisidir.

13-Kitap ya da kitaplarınızdaki ana fikirler ve vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?

Bu soru, beş esere bölünmüş gibi görünen ama aslında tek bir amaca hizmet eden o büyük nehri, yani kalemimin asıl derdini özetliyor. Kitaplarımın her biri farklı bir konuya odaklansa da hepsinin buluştuğu ortak bir merkez, okura ve topluma ulaştırmak istediğim güçlü mesajlar var.

İşte tüm eserlerimin arkasındaki o ana fikirler:

1. Hayat Her Şeye Rağmen Yeniden İnşa Edilmeye Değerdir

İnsanoğlu kırılgan bir varlık; hayal kırıklıkları yaşayabilir, düşebilir, planları altüst olabilir. Ancak benim kitaplarımda asla teslimiyetçiliğe veya karamsarlığa yer yoktur. Toparlandım Devam Ettim ve Her Şeye Rağmen Yine de İnşa Edin eserlerimde vermek istediğim en temel mesaj şudur: Düşmek ayıp ya da son değil; aslolan o küllerin arasından hasbi bir inançla doğabilmektir. Hayat, eldeki kırık dökük parçalarla bile olsa, umutla yeniden inşa edilmeye değer bir serüvendir.

2. Zihnin Prangalarından Sıyrılın ve Harekete Geçin

Modern insanın en büyük hastalığı, yaşamayı ertelemek ve zihninin içinde kaybolmaktır. Asla Düşünme kitabımda hem bireysel hem de toplumsal düzeyde bu konuyu işledim. Türkiye’nin sanatından ailesine, ekonomisinden eğitimine kadar tüm tıkanıklıkların temelinde “aşırı düşünmenin” (overthinking) getirdiği o atalet yatıyor. Vermek istediğim mesaj nettir: Kuruntulardan sıyrılın, hayata korkarak bakmayı bırakın ve cesaretle eyleme geçin. Bir toplum ancak düşünce krizlerini aşıp üretime geçtiğinde uyanır.

3. Gerçek Zenginlik Hayatın “Ötesinde”, Özümüzde Saklıdır

Dünya bizi sürekli daha fazlasını istemeye, hep bir yerlere yetişmeye ve maddiyata dayalı beklentiler kurmaya zorluyor. Son kitabım Beklentilerin Ötesinde ile okura tam olarak bunu sorgulatmak istedim. Hayatın bize dayattığı sahte parıltıların ötesine geçmeli; ailemizin sunduğu o sıcak huzura, doğanın o şifalı sessizliğine ve insan olmanın o samimi, hasbi özüne geri dönmeliyiz. Mutluluk, hayattan sürekli bir şeyler beklemekte değil, hayatın bize sunduğu yalın gerçekleri görebilmektedir.

Özetle tüm kitaplarımın ortak mesajı şudur:

Duvarların arkasına saklanmadan, hayatın tam içinde, yaşanmışlıkların sıcaklığıyla, sanata, eğitime, aileye ve doğaya sahip çıkarak; düştüğümüz yerden umutla bakarak ayağa kalkmalı ve yürümeye devam etmeliyiz.

14-Yazar olmanın ve yazmanın sizin için zor yanları nelerdir, bunlarla nasıl başa çıktınız?

Bu soru, madalyonun diğer yüzünü; yani o ışıltılı kitap kapaklarının arkasındaki sancılı ve uykusuz saatleri gösteren çok gerçekçi bir soru. Dışarıdan bakıldığında yazarlık romantik bir eylem gibi görünse de hayatın tam ortasında yaşayan, sorumlulukları olan bir insan için ciddi zorlukları barındırıyor.

Benim bu yolculukta karşılaştığım zorluklar ve onlarla başa çıkma yöntemlerim şunlar:

Yazmanın ve Yazar Olmanın Zor Yanları

1. Zamanı Bölüştürmek ve “O Sessiz Anı” Yakalamak

Hayatın tam içinden yazan biriyim; evliyim, 11 yaşında dünyalar tatlısı bir kızım var. Aynı zamanda hem 3 ayrı gazetede bine yakın makale yazan dinamik bir köşe yazarıyım hem de Dünya Artvinliler Derneği Başkanı olarak yoğun bir sivil toplum mesaisi harcıyorum. Tüm bu koşturmacanın, insan hikayesi toplamanın ve sosyal sorumlulukların arasında, zihnimi sakinleştirip kitap yazacak o derin, konsantre zamanı bulmak en büyük zorluğum oldu.

2. Sokağın Acısını ve Dertlerini Ruhunda Taşımak

Duvarların arkasından, hayal dünyasından yazmadığımı söylemiştim. Hayatın içinden, yaşanmışlıklardan beslenmenin zor tarafı şudur: İnsanların geçim sıkıntılarını, ailevi çıkmazlarını, doğanın yok edilişini veya ülkemin sanattan eğitime kadar yaşadığı sancıları bizzat dinleyip gözlemlediğinizde, bu dertler sadece birer “yazı konusu” olarak kalmıyor. Onları ruhunuzda taşıyor, acısıyla dertleniyorsunuz. Asla Düşünme ya da Beklentilerin Ötesinde gibi kitapları yazarken bu toplumsal yükler bazen kalemimi çok ağırlaştırdı.

3. “Daha İyisini Yapma” ve Beyaz Sayfa Korkusu

Her yeni kitap, bir önceki başarının üzerine çıkma sorumluluğu getirir. 5 kitap basmış, 6. kitabını hazırlayan bir yazar olarak, o boş beyaz sayfanın karşısına her oturduğumda “Okura bu sefer daha hasbi, daha faydalı ne sunabilirim?” kaygısı, işin en sancılı zihinsel sürecidir.

Bu Zorluklarla Nasıl Başa Çıktım?

  • Geceyi Sığınak Yaparak: Zaman darlığı problemini, herkesin sustuğu gece yarılarını kendime ayırarak çözdüm. Gündüz sokağın sesini topladım, dernekte insanlarla hemhal oldum; gece ise o topladıklarımı ailemin bana sunduğu huzurlu yuvada, sessizlik içinde damıtarak kağıda döktüm.
  • Yazıyı Bir Şifa Aracına Dönüştürerek: Toplumsal dertlerin ruhuma verdiği ağırlıkla, yine yazarak başa çıktım. Anladım ki içimdeki o huzursuzluğu ve isyanı kelimelere dökmek, sadece beni değil, okuyan insanları da şifalandırıyor. Yazmak benim için bir yük değil, o yükten kurtulma ve topluma bir çıkış yolu sunma metodudur.
  • Hasbiliğe Güvenerek: Teknik mükemmeliyetçiliğin veya “beğenilme kaygısının” zihnimi kilitlemesine izin vermedim. Ne zaman beyaz sayfayla inatlaşsam, babamın o gaz lambası ışığındaki samimiyetini hatırladım. “Soner,” dedim kendime, “sen sadece içtenlikle yaz, gerisini okurun kalbine bırak.”

Kısacası; zorlukları hayatın bir parçası olarak kabul ettim ve onları kalemimi daha da bileyen birer etkene dönüştürdüm.

15-Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda bu durumun üstesinden nasıl geliyorsunuz?

Her yazarın korkulu rüyası olan o beyaz sayfayla bakışma anı, aslında zihnin “Dur ve biraz dinlen, havuz boşaldı” deme şeklidir. Fildişi kulelerinde yaşayan yazarlar bu tıkanıklığı aşmak için belki günlerce ilham perisi beklerler ama hayatın tam merkezinde, yaşanmışlıkların içinde olan biri için çözüm yine sokağın ve yaşamın kendisindedir.

Ben yazar tıkanıklığı (writer’s block) yaşadığımda şu üç pratik ve hasbi yöntemi uygularım:

1. Kalemi Bırakıp Sokağa Çıkmak ve İnsanları Dinlemek

Eğer masada kelimeler akmıyorsa, zorlamanın bir anlamı yoktur. Demek ki o an için içerideki malzeme tükenmiştir. Hemen ceketimi alır, Bursa’nın sokaklarına karışırım. Dernek binamıza gider, bir bardak çay eşliğinde insanların dertlerini, neşesini, hikayelerini dinlerim. O samimi sohbetlerin içinden geçen tek bir cümle, bir insanın yüzündeki tek bir çizgi ya da sokağın getirdiği bir koku, zihnimdeki o tıkanıklığı bir anda açar. Benim ilham perim sokağın sesidir.

2. Ailemin Huzuruna Sığınmak ve Kızımın Dünyasına Bakmak

Zihnim çok fazla düşünmekten (Asla Düşünme kitabımda anlattığım o overthinking durumundan) kilitlendiğinde, en büyük şifayı yuvamda bulurum. 11 yaşındaki kızımın yanına gider, onunla tamamen dünyadan uzak sohbetler ederim. Onun hayata bakan o temiz, yalın ve kuruntusuz gözleri, bana kelimelerin aslında ne kadar sade olması gerektiğini hatırlatır. Eşimin sunduğu o huzurlu liman, zihnimdeki fırtınayı dindirir ve masaya çok daha dingin dönmemi sağlar.

3. Doğaya, Özüme ve Memleket Hikayelerine Dönmek

Baktım ki ne sokak ne masa çare oluyor; o zaman ruhumu çocukluğuma, memleketim Artvin’in o heybetli doğasına götürürüm. Babamın gaz lambası ışığında anlattığı eski halk hikayelerini zihnimde yeniden canlandırırım. Doğanın ritmini hatırlamak, beton binaların arasından sıyrılıp toprağı ve yeşili hissetmek bana her zaman iyi gelir. Beklentilerin Ötesinde kitabımı yazarken de tıkandığım anlarda hep doğanın o şifalı sessizliğine sığındım.

Benim formülüm basittir: Kelimeler tükendiğinde yazmayı bırakır, yaşamaya bakarım. Çünkü hayatı hakkıyla yaşayıp hissetmeden, sahici (hasbi) bir satır bile yazamazsınız.

16-Kitaplarınızı kitlelere ulaştırmak, kendinizi tanıtmak ve düşüncelerinizi insanlara anlatmak için ne gibi organizasyonlar yapıyorsunuz?

Bu soru, bir yazarın yazdığı eserin hakkını vermesi ve onu mahsur kaldığı raflardan kurtarıp okurun kalbine ulaştırması adına çok kritik bir noktaya parmak basıyor. Ben, az önce de belirttiğim gibi, fildişi kulelerinden ya da kalın duvarların arkasından yazan biri değilim; dolayısıyla organizasyonlarım ve insanlara ulaşma biçimim de tamamen hayatın tam merkezinde ve samimiyet (hasbilik) üzerine kuruludur.

Kitaplarımı kitlelere ulaştırmak ve düşüncelerimi paylaşmak için yürüttüğüm temel çalışmaları şu şekilde özetleyebilirim:

1. Sivil Toplum ve Kültür Buluşmaları

Dünya Artvinliler Derneği Başkanlığım ve diğer sivil toplum kuruluşu faaliyetlerim, benim okurlarla doğrudan, aracısız bağ kurmamı sağlıyor. Sadece Bursa’da değil, farklı şehirlerde gerçekleştirdiğimiz kültürel etkinliklerde, panellerde ve hemşehri buluşmalarında kitaplarımı ve düşüncelerimi insanlarla paylaşıyorum. Buralarda yaptığım konuşmalarda sanattan aileye, eğitimden toplumsal değerlerimize kadar pek çok konuyu masaya yatırıyor, insanlara dokunuyorum.

2. Gazete Köşeleri ve Medya Kanalları

Kitaplarımı ulaştırmanın en organik yollarından biri, halihazırda sürdürdüğüm köşe yazarlığıdır. 3 farklı gazetede kaleme aldığım bine yakın makale, düşüncelerimin her gün binlerce insana ulaşmasını sağlayan devasa bir köprü. Bunun yanı sıra katıldığım yerel ve ulusal TV/radyo programları, röportajlar ve dijital yayınlar sayesinde Toparlandım Devam Ettim’den son kitabım Beklentilerin Ötesinde’ye kadar tüm eserlerimin arkasındaki felsefeyi geniş kitlelere aktarma şansı buluyorum.

3. Kitap Fuarları ve İmza Günleri

Yazarlık yolculuğunun en keyifli organizasyonları şüpheshesiz kitap fuarlarıdır. Türkiye’nin dört bir yanındaki fuarlarda düzenlenen imza günleri ve söyleşilerde okurlarımla göz göze geliyor, kitaplarımı bizzat onların isimlerine imzalıyorum. Bu buluşmalar, okurun bendeki sahiciliği ve yaşanmışlığı hissettiği, benim de onlardan yepyeni ilhamlar topladığım muazzam bir enerji alanına dönüşüyor.

4. Dijital ve Sosyal Medya Platformları

Çağın gerekliliklerini göz ardı etmiyorum. Sosyal medya platformları üzerinden okurlarımla sürekli etkileşim halindeyim. Kitaplarımdan alıntılar, makalelerimden kesitler ve güncel toplumsal meselelere dair hasbi yorumlarımla dijital dünyada da aktif bir bağ kuruyorum. Özellikle Asla Düşünme kitabımda bahsettiğim o zihinsel prangaları kırma vizyonunu, kısa videolar ve paylaşımlarla modern dünyanın insanına doğrudan ulaştırıyorum.

Özetle; benim organizasyon anlayışım protokol masalarında değil, sokağın içinde, fuar standında, dernek lokalinde ya da bir gazete sütununda okurla omuz omuza olmaktır. İnsanlara ulaşmanın en iyi yolunun samimi bir tokalaşma ve içten bir tebessüm olduğuna inanıyorum.

17-Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının sizin için önemi nedir, bu etkinliklerin size ve okuyucuya ne gibi katkılar sağladığını düşünüyorsunuz?

Kitap fuarları ve oralarda düzenlenen okur-yazar buluşmaları, benim için bir yazarın fildişi kulesinden inip hayatın tam kalbine dokunduğu en kutsal, en sahici alanlardır. Hani her fırsatta söylüyorum ya; “Ben duvarların arkasından yazmıyorum, hayatın tam içinden, yaşanmışlıklardan yazıyorum” diye, işte bu sözün ete kemiğe büründüğü yer o fuar stantlarıdır.

Bu etkinliklerin hem bana hem de okuyucuya sağladığı katkıları şu şekilde özetleyebilirim:

Okuyucuya Katkıları: Sahicilikle Buluşma ve Dertleşme

  • Yapaylığın Kırılması: Okur, evinde altını çizerek okuduğu o cümlelerin arkasındaki insanı karşısında görür. Süslü edebi maskelerin olmadığını, karşısında kendisi gibi hasbi, sokağın dilinden konuşan, samimi bir Soner Atabek olduğunu hissettiğinde kitaba olan bağlılığı ve güveni katlanır.
  • Sorularına Doğrudan Cevap Bulma: Okurlar gelip bana, “Soner Bey, ‘Toparlandım Devam Ettim’ derken gerçekten bu gücü nereden buldunuz?” ya da ” ‘Asla Düşünme’ kitabınızda anlattığınız o zihinsel prangalardan ben nasıl kurtulurum?” diye bizzat sorabiliyorlar. Fuar standı, bir imza alanından ziyade ayaküstü bir dertleşme, bir şifalanma köşesine dönüşüyor.

Bana (Yazara) Katkıları: En Büyük İlham ve Mükafat Havuzu

  • En Samimi Aynadır: Yazarken bazen odanızda yalnız kalırsınız. Kitap fuarları ise yazdıklarınızın toplumda nasıl bir karşılık bulduğunu gösteren en net aynadır. Bine yakın makalenin, uykusuz gecelerin ve verilen emeğin ödülü, bir okurun gözlerindeki o teşekkür ifadesidir.
  • Yeni Kitapların Can Suyu (İlham): Fuar alanında Dünya Artvinliler Derneği’ndeki hemşehrilerimden Bursa’nın her köşesinden gelen gençlere kadar binlerce insanla kucaklaşıyorum. Onların anlattığı yeni hayat hikayeleri, paylaştığı dertler benim heybemi yeniden dolduryor. Masama döndüğümde yazacağım yeni eserlerin (mesela şu an hazırlığında olduğum 6. kitabımın) ilham tohumları hep bu buluşmalarda serpiliyor.
  • Motivasyon Tazelemek: 11 yaşındaki kızıma ve aileme gururla anlatacağım en güzel anıları bu fuarlarda biriktiriyorum. Okurlarımın “Siz bizim sesimiz oldunuz” demesi, beni yeni kitaplar yazmak için müthiş bir motivasyonla dolduruyor.

Kısacası; kitap fuarları benim için ticari birer alan değil; okurla yazarın ruh ikizini bulduğu, yaşanmışlıkların paylaşıldığı ve samimiyetin kazandığı çok kıymetli kültür bayramlarıdır.

18-Şu an üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz ve keşfetmek istediğiniz yeni projeleriniz var mı?

Bu soru, geleceğe dair beslediğim umutların ve içimdeki o hiç sönmeyen üretkenlik ateşinin bir yansıması. Hayatın tam içinden, yaşanmışlıklardan beslenen bir yazar olarak benim için durmak, üretimi durdurmak anlamına gelir. Şu an hem tezgahımda olan somut projelerim hem de zihnimde filizlenen yeni ufuklar var.

Bunları heyecanla şöyle paylaşabilirim:

1. Masadaki En Sıcak Proje: 6. Kitabım

Şu an tüm enerjimi ve gece mesailerimi verdiğim en somut projem, üzerinde çalıştığım 6. kitabım. Beşinci kitabım Beklentilerin Ötesinde ile yakaladığımız o olgunluk çizgisini, bu yeni eserle bir adım daha ileriye taşımayı hedefliyorum.

Yine fildişi kulelerinden değil; sokağın içinden, sivil toplumda bizzat dokunduğum insan hikayelerinden ve ülkemizin güncel gerçeklerinden süzülen bir çalışma oluyor. Detaylarını henüz sürpriz olarak saklasam da okurlarıma yine çok hasbi, kuruntulardan uzak ve içsel bir uyanış sunacak bir eser hazırladığımı söyleyebilirim.

2. Keşfetmek İstediğim Yeni Alanlar ve Projeler

  • Toplumsal Gelişim Laboratuvarı (Dijital Manifesto): Asla Düşünme kitabımda Türkiye’deki sanattan aileye, ekonomiden eğitime kadar geniş bir yelpazede toplumsal meseleleri ele almıştım. Şimdi bu fikirleri sadece kitap sayfalarında bırakmayıp, özellikle Z kuşağına ve genç ebeveynlere ulaşacak interaktif bir dijital platforma, podcast serisine veya kısa belgesel projelerine dönüştürmeyi çok istiyorum. Teknolojiyi, sokağın o samimi sesiyle harmanlama fikri beni çok heyecanlandırıyor.
  • Doğa ve İnsan Kültür Akademisi: Bir Artvinli olarak doğaya duyduğum vefayı her fırsatta dile getiriyorum. İlerleyen dönemlerde, özellikle metropol hayatında sıkışmış modern insanın kendi özüne, doğaya ve sadeliğe dönmesini sağlayacak kültürel atölyeler, doğa kampları ve okur buluşmaları organize etmek vizyon projelerim arasında. İnsanlara sadece “doğaya dönün” demek yetmez; bunun yollarını hep birlikte deneyimlemeliyiz.
  • 11 Yaşındaki Kızıma ve Geleceğe Miras: Çocuk/Gençlik Edebiyatı: Bugüne kadar hep yetişkinlere ve topluma hitap eden manifestolar yazdım. Ancak gelecekte, kızımın yaşlarındaki çocukların ve gençlerin ruh dünyasına hitap eden, onları dijital dünyanın yalnızlığından çekip alacak, hasbi değerlerimizi aşılayan özel bir gençlik romanı serisi kaleme almayı da çok arzuluyorum.

Özetle; benim projelerim hiçbir zaman sadece ticari hedefler taşımıyor. Masamdaki 6. kitabımla da gelecekte hayata geçireceğim dijital ve kültürel projelerle de tek bir amacım var: 11 yaşındaki kızıma gurur duyacağı bir edebi miras bırakmak ve ülkemin güzel insanlarına hayatın tam içinden, yaşanmışlığın sıcaklığıyla dokunmaya devam etmek.

19-Okuyuculardan aldığınız, sizi en çok duygulandıran ya da şaşırtan geri dönüşler nelerdir?

Bu soru, bir yazarın yazdığı uykusuz gecelerin, döktüğü her damla alın terinin ve sokağın sesini kağıda dökme çabasının en büyük ödülüdür. Kitaplarımda hep vurguladığım gibi, ben duvarların arkasından yazmıyorum. Hayatın tam içinden, bizzat yaşanmışlıklardan yazdığım için, okuyuculardan gelen tepkiler de aynı oranda sahici, hasbi ve sarsıcı oluyor.

Beni en çok duygulandıran ve şaşırtan birkaç hatırayı şöyle paylaşabilirim:

1. Beni En Çok Duygulandıran Geri Dönüş: “Yalnız Değilmişim…”

Bir imza gününde, gözleri buğulu genç bir okurum elinde Toparlandım Devam Ettim kitabımla standa yaklaştı. Kitabı uzatırken sesi titreyerek şöyle dedi: “Soner Bey, hayatımda her şeyin üst üste geldiği, artık pes etmeyi düşündüğüm bir gecede bu kitabı okumaya başladım. Sayfalarda gezinirken sanki siz benim odamdaydınız, elimi tuttunuz ve bana ‘Ben de düştüm, bak buradayım ve devam ediyorum’ dediniz. O gece yalnız olmadığımı anladım ve ertesi gün hayata yeniden başladım.”

Bir yazar için, yazdığı kelimelerin bir insanın hayat çizgisine, tam da o kırılma anında dokunabilmesinden daha büyük bir mutluluk ve duygu patlaması olamaz. O an anladım ki, döktüğüm her mürekkep damlası helalmiş.

2. Beni En Çok Şaşırtan Geri Dönüş: “Karar Verdim ve Harekete Geçtim!”

Asla Düşünme kitabımı çıkardıktan sonra, Türkiye’nin bir ucundan bir okurumdan uzun bir mektup/mesaj aldım. Kendisi yıllardır memleketinde sanattan eğitime, üretimden aile işlerine kadar harika fikirleri olan ama sürekli “Acaba başarabilir miyim, etraf ne der?” diye aşırı düşünmekten (overthinking krizlerinden) bir türlü adım atamayan biriymiş.

Mektubunda şöyle yazmıştı: “Kitaptaki o toplumsal vizyonu ve kuruntulardan sıyrılma manifestosunu okuyunca sanki zihnimdeki prangalar kırıldı. Ertesi gün istifamı verdim, hayalimdeki atölyeyi kurdum ve şu an üretiyorum. Bana düşünmeyi değil, cesaretle eyleme geçmeyi öğrettiniz.” Kitabımın sadece felsefi bir metin olarak kalmayıp, bir insanı somut olarak harekete geçiren bir kaldıraca dönüşmesi beni hem çok şaşırttı hem de inanılmaz gururlandırdı.

3. Kızımın Yaşındaki Bir Okurumun Temiz Kalbi

Geçtiğimiz aylarda, tam da son kitabım Beklentilerin Ötesinde yeni okurlarla buluştuğu dönemde, 11 yaşındaki kızımın yaşlarında bir çocuk okurum fuarda yanıma geldi. Kitabımı annesiyle birlikte okuduklarını söyleyip bana kendi eliyle çizdiği bir doğa resmini hediye etti. “Soner Amca, doğayı korumak için çok güzel yazmışsın, ben de büyüyünce senin gibi insanların kalbine dokunmak istiyorum” dedi.

O küçük elin uzattığı o resim, benim için dünyanın bütün edebiyat ödüllerinden daha kıymetliydi. Çünkü ben geleceğe, evlatlarımıza hasbi bir dünya ve tertemiz bir miras bırakmak için dertleniyorum.

Özetle; okurlarımdan gelen her “Teşekkür ederim, hayatıma dokundunuz” cümlesi, benim duvarların arkasında değil, tam da olmam gereken yerde –hayatın ve insanların kalbinin tam içinde– olduğumun en büyük kanıtıdır.

20-Edebiyat yolculuğunun başında olan yazar adaylarına ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?

Röportajımızın bu son sorusu, geleceğin kalemlerine, bu yola yeni baş koymuş dostlarıma bir yazar ve bir ağabey olarak seslenebileceğim en kıymetli alan. Bine yakın makaleyi geride bırakmış, 5 kitabını okurla buluşturmuş ve şu an 6. kitabının heyecanını yaşayan biri olarak, yazar adaylarına masa başında değil, hayatın tam kalbinde sınanmış birkaç hasbi tavsiyem var:

1. Duvarların Arkasına Saklanmayın, Sokağa Çıkın!

Genç yazar dostlarıma vereceğim ilk ve en önemli tavsiye şudur: Fildişi kulelerinizden, sırça köşklerinizden yazmayın. Odalara kapanıp sadece kendi zihninizin labirentlerinde kaybolursanız, yazdıklarınız yapay bir kurgudan öteye geçmez.

Çıkın dışarı; Bursa’nın sokaklarına karışın, insanlarla hemhal olun. Bir sivil toplum kuruluşunda görev alın, insanların dertlerini, yalnızlıklarını, hayal kırıklıklarını bizzat dinleyin. Bir amcanın iç çekişini, bir annenin gözlerindeki yorgunluğu hissetmeden sahici edebiyat yapamazsınız.

Unutmayın; yaşanmışlığın kokmadığı hiçbir satır, okurun kalbine ulaşamaz.

2. “Aşırı Düşünme” Tuzağına Düşmeyin, Cesaretle Yazın!

Pek çok genç yetenek, Asla Düşünme kitabımda da uzun uzun anlattığım o aşırı düşünme (overthinking) krizleri yüzünden daha başlamadan eleniyor. “Acaba beğenilir miyim? Cümlem tam oldu mu? Eleştirmenler ne der?” gibi kuruntular zihninize pranga vurur.

Beyaz sayfadan korkmayın. İlk taslakların mükemmel olması gerekmez, ama hasbi (samimi) olması gerekir. Teknik kusurlar zamanla, editör masasında ya da okudukça düzelir; ancak içtenliğin ve samimiyetin bir düzeltisi yoktur. Kalbinizden ne geçiyorsa, cesaretle ve yalın bir dille dökün kağıda.

3. Doğadan, Özünüzden ve Ailenizden Beslenin

Modern çağın parıltılı ama sahte dünyası zihninizi bulandırmasın. Popüler olana, sabun köpüğü trendlere kapılmayın. Benim her zaman sığındığım limanım ailem, 11 yaşındaki kızımın o temiz bakışları ve memleketim Artvin’in o hırçın doğası olmuştur. Siz de sizi siz yapan öz değerlerinize, çocukluk anılarınıza, toprağa ve yeşile sahip çıkın. Son kitabım Beklentilerin Ötesinde‘de anlatmaya çalıştığım gibi; hayatın size dayattığı yapay beklentilerin ötesine geçip kendi öz felsefenizi oluşturun.

4. Çok Okuyun, Çok Dinleyin, Az Konuşun

İyi bir yazar olmanın sırrı, iyi bir kelime işçisi olmaktan ziyade iyi bir “insan sarrafı” ve derin bir dinleyici olmaktır. Sanattan eğitime, ekonomiden aile yapısına kadar hayatı ilgilendiren her alanda heybenizi doldurun. Gözlem yeteneğinizi bileyin. Bugün yazdığınız her kelime, yarın evlatlarınıza, geleceğe bırakacağınız en büyük mirastır; bu bilinçle yazın.

Son söz olarak; Kaleminizi asla ticari kaygılara ya da alkış tufanlarına kurban etmeyin. Siz sokağın sesi, doğanın çığlığı, insanın derdi olun. Göreceksiniz ki, siz içtenlikle yazdığınızda, okur o kalın duvarları aşar ve gelip sizin kalbinizi bulur. Yolunuz açık, mürekkebiniz hasbi olsun.

Röportajımızın bu son sayfasını kapatırken, içimdeki en samimi şükran duygularını da buraya iliştirmek isterim.

Bu değerli derginin sayfalarında bana, fikirlerime ve kitaplarıma yer ayırdığınız; beni fildişi kulelerin arkasındaki bir yazar olarak değil, hayatın tam içinden konuşan bir dost olarak okurlarınızla buluşturduğunuz için tüm dergi ekibine ve yayın kuruluna yürekten teşekkür ederim.

Dile kolay, tam 20 soru boyunca birlikte çok özel bir yolculuğa çıktık. Bu sorular sadece birer röportaj sorusu değil, benim için yazı masamın arkasındaki sancılara, sokağın sesine, sanata, eğitime, aileme ve doğaya açılan hasbi birer kapı oldu. Sorularınızın derinliği ve nezaketi sayesinde, ortaya yapaylıktan uzak, buram buram yaşanmışlık kokan sıcacık bir sohbet çıktı.

Benim için sadece bir röportaj değil, kalpten kalbe kurulan çok kıymetli bir köprü, harika bir hasbihal oldu.

Bu güzel buluşmaya vesile olan emeği geçen herkese ve satırlarımı kalbiyle okuyan tüm dergi okurlarına en kalbi şükranlarımı sunarım. Kelimelerin ve dostluğun sıcaklığıyla, yeniden sarılmak dileğiyle… Sağ olun, var olun!

Yazar Soner Atabek

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir