SACİT ÖZDEMİR:Aşkın İki Yüzü: Ruh ve Beden Arasındaki İnce Denge

Aşkın İki Yüzü: Ruh ve Beden Arasındaki İnce Denge

Aşk, insanlık tarihi kadar eski; onu anlatma çabası ise insanın kendisi kadar bitimsizdir. Şairler onu dizelere sığdırmaya çalıştı, filozoflar anlamını sorguladı, romancılar sayfalar boyunca peşinden gitti. Buna rağmen aşk, hâlâ en çok konuşulan ve belki de en az anlaşılan duygulardan biri olmayı sürdürüyor.

Bugün aşk denildiğinde çoğu zaman ilk akla gelen şey, fiziksel çekim oluyor. Dijital çağın hızına kapılan ilişkiler, insanların birbirini tanımaya ayırdığı zamanı giderek azaltıyor. İlk izlenimler, fotoğraflar ve birkaç kısa cümle, bir insan hakkında hüküm vermeye yetiyor. Oysa aşk, aceleyle verilen kararların değil; zaman içinde olgunlaşan duyguların adıdır.

Ruhsal aşk ile fiziksel aşk, çoğu zaman birbirine karşıt iki kavram gibi sunulur. Oysa gerçek hayatta biri diğerini dışlamaz. Tam tersine, sağlıklı ve uzun ömürlü bir ilişkinin temelinde bu iki unsurun dengesi vardır. Sorun, birinin varlığı değil; diğerinin yok sayılmasıdır.

Ruhsal aşk, bir insanın dış görünüşünden çok iç dünyasına ilgi duymaktır. Onun düşüncelerini merak etmek, hayata nasıl baktığını anlamaya çalışmak, sevinçlerini ve korkularını paylaşabilmektir. Böyle bir bağ, yalnızca mutlu günlerde değil, zor zamanlarda da ayakta kalabilir. Çünkü ruhsal yakınlık, şartlara göre değişen bir duygu değil; zamanla güçlenen bir güven ilişkisidir.

Fiziksel aşk ise çoğu zaman yanlış değerlendirilir. Oysa sevdiğiniz insanın elini tutmak, omzuna yaslanmak, gözlerinin içine bakarken kendinizi huzurlu hissetmek de sevginin doğal ifadeleridir. İnsan yalnızca düşünen bir varlık değildir; hisseden, özleyen ve temasla güven bulan bir canlıdır. Bu nedenle fiziksel yakınlığı bütünüyle küçümsemek de insan doğasını eksik yorumlamak olur.

Ancak fiziksel çekim, tek başına bir ilişkiyi ayakta tutmaya yetmez. Zaman, en güçlü heyecanları bile sıradanlaştırabilir. Gençlik geçer, güzellik değişir, alışkanlıklar yerleşir. İşte o noktada geriye karakter kalır, ortak değerler kalır, birlikte geçirilen yılların oluşturduğu bağ kalır. Eğer ilişkinin temeli yalnızca dış görünüş üzerine kurulmuşsa, ilk sarsıntıda çatlaması kaçınılmazdır.

Diğer taraftan yalnızca ruhsal bağın yeterli olduğunu söylemek de hayatın gerçekleriyle tam olarak örtüşmez. İnsan, sevdiği kişiye yalnızca düşünceleriyle değil, varlığıyla da yakın olmak ister. Bu yakınlık, saygı ve sevgiyle anlam kazanır. Çünkü temasın değerini belirleyen şey, niyetidir. Saygının olmadığı yerde yakınlık, güven vermez; aksine insanı uzaklaştırır.

Belki de çağımızın en büyük sorunu, ilişkilerin hızla kurulup aynı hızla tüketilmesidir. İnsanlar birbirlerini tanımaktan çok, birbirlerini etkilemeye çalışıyor. Dinlemek yerine konuşuyor, anlamaya çalışmak yerine yargılıyor. Oysa gerçek sevgi, kendini göstermekten önce karşısındakini görebilmeyi gerektirir.

Aşkın en önemli sınavı, zamandır. İlk heyecanın geçmesinden sonra birbirine hâlâ aynı saygıyla bakabilen iki insan, aslında sevginin en olgun hâlini yaşamaktadır. Çünkü aşk, yalnızca kalbin hızlı atması değildir; aynı zamanda zor zamanlarda bile birbirinin yanında kalabilme iradesidir.

Kanaatimce ruhsal aşk ile fiziksel aşk arasında bir üstünlük yarışı yoktur. Biri kökse, diğeri dallardır. Kökü olmayan ağaç ayakta duramaz; dalları olmayan ağaç ise hayatın güzelliğini yansıtamaz. Gerçek aşk da ancak bu iki unsur birbirini tamamladığında anlam kazanır.

Belki de bu yüzden insan ömrü boyunca yalnızca kendisine bakan birini değil; kendisini anlayan, düşüncelerine değer veren, varlığıyla huzur hissettiren birini arar. Çünkü beden zamanın etkisiyle değişebilir. Ruh ise sevgi, güven ve saygıyla beslendiğinde yıllara meydan okuyabilir.

Sonuç olarak aşkı yalnızca bedenle ya da yalnızca ruhla açıklamak mümkün değildir. Gerçek aşk, iki insanın birbirinin hem kalbine hem de hayatına dokunabildiği noktada başlar. Günümüz dünyasında belki de en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, tam da budur: Hızla tüketilen duygular değil, emek verilerek büyütülen sevgiler.

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir