Miras Davası
Yediler’in ücra bir köşesinde, sabah rüzgârı insanın yüzüne kırbaç gibi vururken Metin, taksitle aldığı telefonunda Instagram’ı kaydırıyordu. İşvereninin maaş, sigorta ve internet paketi bonkörlüğü sayesinde köyde çekmeyen hattını tepenin başında biraz olsun kullanabiliyordu.
Metin çobandı. Bekârdı; evlenmek için para biriktiriyordu. Yemeğini kendi yapar, çayını kendi koyar, kıyafetini kendi yıkardı. Yaptığı yemek de öyle ahım şahım şeyler değildi: menemen, makarna, arada sosisli yumurta… Ama mutlaka yumurtalı, yeşil soğanlı, insanı tok tutan bir şey bulunurdu sofrada.
Köy büyüktü: yüz elli haneli Kuşkonmaz Köyü. Kuşkonmaz, Korkutata ilçesine; Korkutata da Yediler iline bağlıydı. Yediler’in adı, eskilerin dediğine göre, “yedi bitirdi bizi” sözünden kalmıştı.
Metin’in gözü, Manşet Haber adlı sitenin bir başlığına ilişti:
“VATANDAŞIN MİRASÇILARI ARANIYOR!”
Köyde tanımadığı biriyle ilgili olsa da haberi merakla açtı.
KORKUTATA’DA 1960 YILINDA VEFAT EDEN VATANDAŞIN MİRASÇILARI ARANIYOR!
1960 yılında hayatını kaybeden Medine Derin’in mirası için yasal varisler bulunamazsa, tüm birikim devlete geçecek.
İlçemiz Kuşkonmaz Köyü’ne kayıtlı, 1960 yılında yaşamını yitiren Medine Derin’in yasal mirasçılarının kim olduğu tespit edilemeyince kayıp akrabaların bulunması için mahkeme ilan süreci başlatıldı.
ANNE, BABA VE KARDEŞ KAYDI YOK!
Nüfus kayıtlarına göre Korkutata’nın Kuşkonmaz Köyü nüfusuna kayıtlı, Ali ve Ayşe’den olma, 1 Temmuz 1898 doğumlu Medine Derin, 27 Ağustos 1960 tarihinde yaşamını yitirdi. Ancak aradan geçen onlarca yıla rağmen merhumenin anne, baba veya kardeş kayıtlarına ulaşılamadı.
1 YIL İÇİNDE BAŞVURU YAPILMAYAN MİRAS DEVLETE GEÇECEK — BAŞVURU İÇİN SON BİR HAFTA!
Türk Medeni Kanunu’nun 594. maddesi uyarınca, Medine Derin’in akrabası veya mirasçısı olduğunu düşünen kişilerin son ilan tarihinden itibaren en geç bir yıl içinde mirasçılık sıfatlarını kanıtlamak üzere Korkutata Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2025/861 Esas sayılı dosyasına başvurmaları gerekiyor.
Belirtilen süre içerisinde hiçbir hak sahibi başvuruda bulunmazsa miras Devlete geçecek. Kuşkonmaz Köyü sakinleri ve eski Korkutata aileleri başta olmak üzere, soy ağacında bu isimlere rastlayan vatandaşların mahkemeye müracaat etmeleri çağrısında bulunuluyor.
Metin haberi Kuşkonmaz Köyü Facebook grubunda paylaştı. Paylaşmasına paylaştı ama ne bir beğeni geldi ne de yeniden paylaşım. Buna şaşırdı. “Muhakkak bir akrabası vardır,” diye düşündü. Ama kimseden ses çıkmadı.
Paylaştığı haberin görüntülenme sayısı ise binleri geçmişti.
Köy susmuştu; üstelik başvuru için son bir hafta kalmıştı.
Ertesi gün Metin köy dolmuşunun önünden geçerken kalabalığı gördü. Herkes Korkutata’ya gidiyordu. İnsanlar birbirlerine soruyor, ama kimse asıl sebebi söylemiyordu.
— Hayırdır Telli Nine, nereye gidersin?
— Evladım, bacaklarım ağrıyor. Romatizma herhalde; bir ilaç yazdırayım.
— Senin ne işin var ilçede, Deli Hayri?
— Bisikletin zinciri koptu, zincir alacağım.
— Ya sen Mazbut Hayri?
— Bankadan kredi çekeceğim.
— Sevindik Sevim Yenge, sen?
— Kızımı görmeye gideceğim.
Pazara gidenler, mezarlıkta Fatiha okumaya niyetlenenler, tapuda işi olduğunu söyleyenler vardı. Kimse mirastan bahsetmiyordu.
Yalnız Deli Hayri, adından beklenen pervasızlıkla, dolmuş hareket etmeden lafa girdi:
— Yahu, bir miras meselesi varmış. Hepinizin işi bugün mü çıktı?
Kimse oralı olmadı.
— O işler bize mi kaldı, dedi Kesik Yakup.
— Cone Songül, “O miras davaları daha çok su götürür,” diye ekledi.
— Ya kadın Ermeni ise? dedi Deli Hayri. Belki onun malıdır…
Dolmuşun içi bir an sessizleşti. Ardından biri hava durumundan, biri gübrenin fiyatından, biri de geçen yılın kuraklığından konuşmaya başladı.
Korkutata’ya varınca köylüler dört bir yana dağıldı. Derken özel araçlarıyla gelenler de göründü. İlçede tuhaf bir kalabalık vardı. Herkes birbirinin neden geldiğini anlıyor, ama kimse bunu açıkça söylemek istemiyordu.
“Önce şehri biraz gezelim,” dediler. “Kalabalık geçsin, sonra adliyeye uğrarız.”
Fakat öğleye doğru adliye koridorunda toplanınca saklanacak hâlleri kalmadı. Sulh hukuk mahkemesinin kapısı önünde Kuşkonmazlılar birbirlerine bakakaldı.
İlk sözü biri aldı:
— Belki bizim payımızdır. Akrabalığımız varsa, devletin görevidir tespit etmek. Hak, hukuk neye yarar? Bunun için vardır.
Bir başkası hemen atıldı:
— Elbette hakkımızsa alırız. Niye almayalım?
Pasaklı Pakize, yeşil fistanının eteğini savurup:
— Babaannem, “Bizim zengin bir akrabamız vardı, evlenmeden öldü,” derdi. Belki odur, dedi.
Bir anda herkesin ailesinde, Medine Derin’i tanımış olabilecek bir nine, bir dede, bir sütkardeş, bir uzaktan hısım peydahlandı. Köylü utansa utanılacak durum değildi belki ama herkesin başvuruyu birbirinden saklamış olması komikti.
— Acaba ne kadar malı var ki?
— On tane Yediler’i yan yana koysan mala yetişmez.
— Sadece arsa mı canım? Daireler, katlar, yatlar… Çok zenginmiş, çok.
— Köye yeter mi?
— E, yeter herhâlde. Başvurumuzu yapalım da belki bize çıkar.
Başvuru çoğalınca devlet eski arşivleri açtırdı. Nüfus kayıtları, tapular, mahkeme belgeleri, evlatlık kayıtları tek tek araştırıldı. Davalar uzadıkça Medine Derin’in malları da değerleniyor, köylünün iştahı daha çok kabarıyordu. Kabarmasına kabardı ama bir türlü akraba tespit edilemiyordu, köylünün heyecanlı bekleyişi sürdü, yazlar kışı kovaladı, kışlar baharı mahsul kaldırıldı, ekinler ekildi, tarlalar sürüldü, bahar geldi yağmuru suladı kurak toprakları. Köylü miras davası yüzünden avukatlara olukla para akıttı, eksik evrak, nüfus kaydı derken köylü hem zamanını hem cebini bu işe yatırmış oldu. Köylü miras meselesi yüzünden birbirine iyice bilenmeye başladı, kavgalar edildi, atışmalar yapıldı.
Sonunda kayıtların içinden başka bir hayat çıktı.
Medine Derin’in asıl adı Armine idi. Çocukken, dönemin şiddeti ve zorunlu yer değiştirmeleri içinde ailesinden kopmuş; yöreye sonradan atanmış, çocuğu olmayan varlıklı bir kaymakam ailesi tarafından evlat edinilmişti. Nüfusa geçirilirken ona Medine adı verilmiş, kaydı da uzak ve kimsenin kolayca iz süremeyeceği Kuşkonmaz Köyü’ne yapılmıştı. Ailenin bütün malı ona kalmıştı.
Medine hiç evlenmemişti. Nüfusta görünen Ali ile Ayşe de onu büyüten aileydi. Ne amcası vardı ne halası, ne dayısı ne de köyde iddia edildiği gibi saklı kalmış yüzlerce akrabası.
Köylü, tabiri caizse, avucunu yaladı.
Deli Hayri o akşam kahvede göğsünü gere gere:
— Ben demiştim, dedi. Ermenidir diye.
Kimse cevap vermedi. Tavlalar kuruldu, okey taşları dizildi. Birkaç kişi zarın kötü geldiğinden, birkaç kişi de adliyenin yol parasından yakındı.
Metin, sürüyü tepeden aşağı indirirken köylünün bakışlarını üzerinde hissetti. Birileri onun yüzünden köylünün birbirine düştüğünü, boşuna ilçeye taşındığını söylüyordu. Akşamüstü kahvenin önünde yolunu kestiler; ellerinde sopalar vardı.
Biri çıktı öne:
— Sen, dedi, sen açtın bu belayı başımıza.
Metin korkuyla telefonunu çıkardı.
— Ağalar, dedi, ben değilim. Bu söyledi bana. Haber burada gözüktü.
Telefon ekranında yine aynı başlık duruyordu:
“Vatandaşın mirasçıları aranıyor.”
Köylüler ekrana bir süre sessizce baktı. Biri vurdu telefona, telefon yere düştü. Köylü telefondan çıkardı hıncını, Metin telefonuna bakıp, “yapmayın ağalar” dese de dinleyen olmadı. Köylü hıncını aldı, kahveye döndü. Metin kırık telefonuna bakarak, “daha taksiti bitmemişti” diyerek ağladı.
