Ümmühani Kara

1 📌 Eser sahibi kimdir? Sizi biraz daha yakından tanıyabilir miyiz?
Ben Ümmühani Kara; araştırmacı yazar, BFT (Bilinçaltı Frekans Teknolojisi) mentörü ve siyasetçiyim.
Ancak kendimi yalnızca mesleki unvanlarımla tanımlamayı yeterli bulmuyorum. Çünkü insan, yaptığı
işlerin toplamından ibaret değildir; yaşadıkları, sorguladıkları, vazgeçtikleri ve dönüştürdükleriyle
bütündür.
Ben, hayatı dışarıdan izlemek yerine hayatın tam içinde yaşamayı seçen biriyim. İnsan ruhunun
derinliklerini, zihnin çalışma biçimini, toplumun dönüşüm sancılarını ve bireyin kendi hakikatine
ulaşma mücadelesini anlamaya çalışıyorum. Hepimiz bu hayattan geçiyoruz ve geçerken kendimize ne
katıyoruz? Hayata nasıl katkı sağlıyoruz? Bizi ne tanımlar? Ne yapmaktan mutlu oluyorum? Sorularını
her gün kendisine soran ve her daim mutlu olmak için bahaneler arayan biriyim diyebilirim. Yazmak
da benim için tam bu noktada devreye giriyor. Yazı, yalnızca bir ifade biçimi değil; anlamlandırma,
yüzleşme ve paylaşma alanım. Bu nedenle kendimi, öğrenmeyi tamamlamış biri olarak değil; her gün
biraz daha derinleşen bir yolcu olarak görüyorum.

2 📌 Hayatınızın dönüm noktaları, yazarlığa yönelmenizde etkili olan olaylar nelerdi?
Hayatımın dönüm noktalarını çoğu insanın yaptığı gibi yalnızca büyük başarılarla, önemli kararlarla ya
da dış dünyada görünen olaylarla tarif etmiyorum. Benim için asıl dönüm noktaları, “nadas
dönemleri” dediğim içe çekilme zamanlarıdır. Tıpkı toprağın bir süre ekilmeden bırakılıp kendi gücünü
toplaması gibi, insanın da zaman zaman dış dünyanın gürültüsünden uzaklaşıp kendi içine dönmesi
gerekir.
Hayatın temposu içinde insan çoğu zaman kendisini duyamaz. Sorumluluklar, ilişkiler, mücadeleler,
kırgınlıklar ve beklentiler arasında kendi iç sesimizi bastırırız. Fakat bir noktadan sonra hayat bizi
durmaya zorlar. Hatta o yoğun tempodan geri kalmak istemezsen hayat yinede seni durdurur. Dur ve
bekle der. Bende 2017 yılında bir trafik kazası geçirdim, kaza öncesinde yoğun bir tempodan ısrarla
durmaya geçemiyordum. Uyarılarıda görmezden geliyordum. Ve trafik kazası geçirdim, akabindeki
süreçte uzunca bir süre durman gerekti. :))) Sonrasında işte o duruş anları benim için çok kıymetli
oldu, şimdilerde uyarıyı sezdiğimde, dur komutunu dikkate alıyorum ve o anlarıda kendi içindeki sesi
işitmeye yönelik değerlendiriyorum.
Ben yazıya tam da o eşiklerde yaklaştım. İçimde konuşan, susmayan, hesaplaşan, sorgulayan, bazen
kırgın bazen umutlu bir taraf vardı. Onu bastırmak yerine dinlemeyi seçtim. Yazmak, önce kendimle
konuşma biçimim oldu; sonra başkalarının da kendi iç sesini duyabilmesine aracılık eden bir kapıya
dönüştü.

3 📌 Yazarlık serüveninizde kaleme aldığınız ilk eser neydi? İlk eseriniz neydi?
İlk eserim, “İlham Perin Geldiyse Söylenecek Söz Vardır” adlı ödüllü araştırma kitabımdır. Bu eser
benim için yalnızca ilk kitap olmanın ötesinde, düşünsel olarak çok önemli bir başlangıç noktasıdır.
Çünkü bu kitapta yalnızca bilgi toplamaya değil, bir kavramın özüne inmeye çalıştım: İlham Perisi var
mı?
Bu çalışma kapsamında Orhan Gencebay’dan Neşet Ertaş’a kadar 45 sanatçı ve söz yazarıyla birebir
röportajlar gerçekleştirdim. Her biriyle yaptığım görüşme, bana sanatın görünen tarafının ardında çok
daha derin bir emek, acı, birikim ve ruhsal yoğunluk olduğunu gösterdi.
Toplum çoğu zaman üretimi sonuç üzerinden değerlendirir. Bir eser ortaya çıkar ve insanlar onun
yalnızca son hâlini görür. Oysa ben bu kitapta, o sonucun arkasındaki görünmeyen emeği, birikimi,
sancıyı ve ilhamla emek arasındaki ilişkiyi anlamaya çalıştım. “İlham perisi gerçekten var mı?”
sorusunu sorarken aslında şunu da soruyordum: Bir insanın içinden çıkan söz, beste, şiir ya da cümle
hangi derinliklerden beslenir?

4 📌 Bu ilk adım size ne hissettirdi?
İlk adımın bende uyandırdığı duygu, tek kelimeyle meraktı; fakat zamanla bu merak, hayranlığa,
emeğe saygıya ve insan ruhunun üretim gücüne dair derin bir farkındalığa dönüştü. Dışarıdan
bakıldığında bir kitap yazmak ya da röportaj hazırlamak teknik bir süreç gibi görünebilir. Ancak işin
içine girdiğinizde bunun aynı zamanda ciddi bir insan tanıma ve hayat okuma yolculuğu olduğunu fark
ediyorsunuz.
Çünkü biz çoğu zaman ortaya çıkan sonucu görürüz; ama o sonucun arkasında bir ömürlük birikim
vardır. Acı tatlı bir çok olayın nasıl da verimli bir hale dönüşüp şarkı olarak hayatlarımızda yer aldığını
gördüm. İlk kitabım bana bunu öğretti.

5 📌 Son Kitabınızın başlığındaki “Kördüm – Gördüm – Doğdum” ifadesi sizin kişisel yolculuğunuzu mu
anlatıyor, yoksa evrensel bir süreci mi?
Bu üçleme, aslında insan olmanın tekâmül haritasıdır. “Kördüm” dönemi; zihinsel bir uykuda
olduğumuz, hayatı sadece beş duyumuzla ve bize öğretilen kalıplarla algıladığımız aşamadır.
Zihnimizde kayıtlı birçok kalıbı, düşünce tekrarını göremiyoruz, o alan bizim kör olduğumuz alandır.
”Gördüm” aşaması; görünenin arkasındaki manayı, bilinçaltı kayıtlarını ve ruh-zihin-beden dengesinin
sarsılmaz bağını fark etmektir. “Doğdum” ise bu farkındalıkla birlikte eski benliğimizi geride bırakıp,
kendi merkezimizde yeniden inşa edilme sürecimizdir. Evet, bu benim yolculuğumdur ama aynı
zamanda hakikati arayan her ruhun geçmek zorunda olduğu kadim bir köprüdür.
6 📌 Sizin için “kendinden doğuş” kavramı neyi ifade ediyor? Bir insanın kendi içsel uyanışını başlatan
ilk farkındalık anı sizce nasıl ortaya çıkar?
“Kendinden doğuş”, bir insanın biyolojik doğumundan çok sonra, kendi zihinsel ve ruhsal prangalarını
fark ederek özgürleşmesidir. Kitabımda da vurguladığım gibi; her insan üç kez doğar. İlki dünyaya,
ikincisi kendine, üçüncüsü ise gerçeğe… Benim için bu kavram, kişinin başkalarının ona çizdiği kaderi
değil, kendi ruhsal hakikatini yaşama cesaretidir.
İlk uyanış anı ise genellikle bir “doyum noktası” veya bir “kırılma” ile gelir. Kişi, hayatındaki
tekrarlayan döngüleri fark ettiğinde ve “Neden hep aynı noktaya dönüyorum?” sorusunu sorduğunda
o ilk ışık yanar. Bu an, dış dünyayı suçlamayı bırakıp aynayı kendimize çevirdiğimiz, yani “kördüm”
halinden “gördüm” haline geçtiğimiz o eşiktir.

7 📌 Bugüne kadar yayımlanmış kitaplarınızdan kısaca bahseder misiniz?
Bugüne kadar yayımlanmış dört kitabım bulunuyor ve her biri farklı bir alana temas etse de aslında
aynı bütünün parçaları gibi düşünülebilir.
İlk kitabım, “İlham Perin Geldiyse Söylenecek Söz Vardır”, ödüllü bir araştırma kitabıdır. Bu eser,
sanat, ilham ve üretim arasındaki ilişkiyi anlamaya yönelik kapsamlı bir çalışmadır. 45 sanatçı ve söz
yazarıyla yapılan röportajlar üzerinden, üretimin görünmeyen ruhsal ve zihinsel boyutlarını
araştırdım.
İkinci kitabım, “Tıbbî Hacamat Anatomisi”, daha çok sağlık, beden ve geleneksel uygulamaların
anatomik ve bilinçli yönleri üzerine kurulu bir çalışmadır. Bu eserle, bedenin yalnızca fiziksel bir yapı
olmadığını; doğru bilgiyle ele alındığında çok daha derin bir iyileşme alanı sunduğunu vurguladım.
Üçüncü kitabım, “Zekâ Çağı: Kalp ile Kod Arasında”, çağımızın en önemli meselelerinden biri olan
teknoloji-insan ilişkisini ele alıyor. Burada özellikle gençlerin yapay zekâyı, dijital dönüşümü ve
teknolojik gelişmeleri yalnızca teknik bir araç olarak değil, etik, duygusal ve insani boyutlarıyla da
düşünmesi gerektiğini anlatmaya çalıştım.
Dördüncü kitabım ise “Kendinden Doğuş: Kördüm, Gördüm, Doğdum.” Bu eser, benim için daha içsel,
daha derin ve daha varoluşsal bir çalışma. İnsan zihninin, bilinçaltının, travmaların, farkındalık
süreçlerinin ve yeniden inşa olabilmenin imkânlarının üzerinde duruyor.
Bu dört kitap, ilk bakışta farklı alanlara ait görünse de özünde şu ortak sorunun etrafında şekilleniyor:
İnsan kendisini, bedenini, aklını, kalbini ve çağını nasıl doğru okuyabilir?

8 📌 Bu kitapların sizin için anlamı nedir?
Bu kitaplar benim için yalnızca yayımlanmış eserler değil; hayatımın belirli dönemlerinde zihinsel,
duygusal ve ruhsal olarak hangi eşiklerden geçtiğimin de kayıtlarıdır. Her bir kitap, bir dönemin
sessizce birikmiş sorularının görünür hâle gelmesidir.
Bazı kitaplar bilgiyle yazılır, bazıları tecrübeyle, bazıları ise insanın içinden geçerek yazılır. Benim
kitaplarımda bu üçü de vardır. Araştırma, gözlem, birikim ve yaşanmışlık birbirinden ayrı değil, iç içe.
Bir kitabı tamamladığımda yalnızca bir metni bitirmiş olmuyorum; sanki içimde uzun zamandır taşınan
bir yükün, bir sorunun ya da bir çağrının karşılık bulduğunu hissediyorum. Bu yüzden kitaplarım
benim için bir sonuçtan ziyade bir tanıklık alanıdır. Hem kendime hem de bu çağda yaşayan insana
dair tanıklık…
Ayrıca her kitabımda şu niyet vardır: Okuyanın yalnızca bilgi edinmesi değil, kendi içine doğru bir
adım atabilmesi. Eğer bir kitap, bir insanın zihninde yeni bir pencere açıyor ya da iç dünyasında saklı
kalmış bir soruyu uyandırıyorsa, benim için gerçek anlamını bulmuş demektir.

9 📌 Yazarken size ilham veren şey nedir?
Bana ilham veren en temel şey insandır. İnsanın iç dünyası, suskunlukları, çelişkileri, dirençleri,
kırılmaları, yeniden ayağa kalkma gücü ve kendi hakikatine ulaşma çabası benim için sonsuz bir
gözlem alanıdır.
Bunun yanında hayatın kendisi de çok büyük bir ilham kaynağıdır. Bazen bir insanın tek cümlesi,
bazen bir gencin gözlerindeki kaygı, bazen yıllardır konuşulmayan bir acı, bazen de toplumun ortak
sessizliği insana çok şey anlatır. Ben ilhamı yalnızca estetik bir çağrı olarak görmüyorum; ilham bazen
bir sorumluluk duygusuyla da gelir. İnsan, gördüğü bir yaraya kayıtsız kalamadığında da yazar.
Benim için ilham, dışarıdan gelen büyülü bir an değil; içeride uzun süredir biriken anlamın taşacak yer
aramasıdır. Bu yüzden ilhamı beklemekten çok, onu duymaya hazır olmak gerektiğine inanıyorum.

10 📌 Bir fikri yazıya dönüştürmeye iten duygu ya da an nedir?
Bir fikri yazıya dönüştüren şey çoğu zaman zihinsel bir karar değil, içsel bir zorunluluktur. Bazı
düşünceler yalnızca akıldan geçer ve kaybolur; bazıları ise insanın içinde yer eder, genişler, derinleşir
ve bir noktadan sonra yazılmadan susmaz.
Benim için o an genellikle şu hisle başlar: “Bu artık içeride kalmamalı.” Bazen bir soru uzun süre
zihnimde dolaşır, bazen bir gözlem beni günlerce düşündürür, bazen de bir insan hikâyesi içimde
yankı yapar. Eğer bir şey insanın ruhunda tekrar tekrar kendini duyuruyorsa, o artık yazının
malzemesi olmaya başlamıştır.
Özellikle içsel dönüşüm, bilinçaltı, toplumsal kırılmalar ya da gençlerin yön arayışı gibi meselelerde
hissettiğim şey sadece düşünsel bir ilgi değil; aynı zamanda bir sorumluluk duygusudur. Çünkü bazı
konular yalnızca bilinmek için değil, paylaşılmak için gelir. Yazı da bu paylaşımın en sahici yollarından
biridir.

11 📌 Yapay zekâ ile hazırladığınız “Zekâ Çağı: Kalp ile Kod Arasında” kitabınızın ana mesajı nedir?
“Zekâ Çağı: Kalp ile Kod Arasında” aslında bir bilinç manifestosu. Kalp beni yani duyguyu kod yapay
zekayı temsil ediyor.
Teknolojiyi kutsallaştırmadan ama ondan korkmadan anlamamız gerektiğini anlatıyor.
Yapay zekâyı sadece bir yazılım değil, insanın vicdan aynası olarak görüyorum.
Teknolojiyi insanın hizmetine sunarken ahlakı, maneviyatı ve millî kimliği unutmamak gerekir.
Kitabımda da bunu vurguladım:
Akıl bizi ileriye taşır; ama kalp bizi insan yapar.
Türkiye’nin bu alanda yerli ve millî üretim vizyonunu desteklemek, aynı zamanda insan merkezli dijital
dönüşüm anlamına gelir. Okuma işini biz çoktan devrettik ama öğrenme işinide devredersek elimizin
altında telefonda her bilgi var dersek körelmeye başlarız.
Bunu şöyle özetleye bilirim; Zamanın en büyük yanılgısı:
“Birileri okur, biz dinleriz.”
“Birileri düşünür, biz paylaşırız.”
Ama başkasının aklıyla düşünen,
kendi aklının ışığını söndürür.
“Bir öğrenci bilir ki, tüm bilgiler yapay zekâda mevcuttur; lakin sınava girdiğinde,
o öğrenci yalnızca öğrendiği kadarla vardır.”
Teknoloji inanılmaz bir kolaylık ve konfor sağlıyor bunu kendimizi geliştirme yönelik doğru kullanırsak
ilim ve bilginin bütünlüğünden doğru faydayı alırız.

12 📌 Belirli bir yazma saatiniz ya da ritüeliniz var mı?
Mevlanın güzel bir sözü vardır ve çok severim.
Yürek yanmadıkça göz yaşarmaz der.
Hiç bir zaman oturup da ben bir şey yazayım demedim. Farkında olmadan (!) içimdeki sandık dolmaya
başladığında. Bir anda durdurulamaz şekilde günler ve geceler boyunca sadece yazıyorum. O
vakitlerde yaşam şartlarımda müsait ise uykuya dalana kadar yazıp, gözümü açtığımda yazmaya
kaldığım yerden devam ediyorum, evet o zamanlar dikkatimi dağıtacak hiç bir konuya yönelmiyorum.
Hatta bu zamanlarda yazaktan torulduğum zamanlarda da ses kaydı olarak mutlaka kayıt altına
alıyorum…

13 📌 Yazma sürecinde sizi en çok zorlayan şey neydi?
Yazma sürecinde beni en çok zorlayan şey, aynı anda anlatmak istediğim çok konu olması ve öncelikle
hangisinden başlamam gerektiği. Ve buna ek olarak bildiklerimi en anlaşılır nasıl aktara bilirim sorunu
her defasında benimde aşmam gereken bir süreç oluyor:))) insanın iç dünyası son derece karmaşıktır;
ama anlatım karmaşık olmak zorunda değildir. Ben her zaman derinliği koruyarak anlaşılır olmayı
önemsedim. Bunun için de çok ince bir denge gerekiyor.

14 📌 Hiç vazgeçme noktasına geldiğiniz oldu mu?
Evet, elbette oldu. Yazmak dışarıdan romantik ve ilham dolu bir alan gibi görünse de işin içinde ciddi
bir mücadele, sabır ve zaman zaman yalnızlık vardır. İnsan bazen kendisini tekrar ettiğini düşünür,
bazen anlattığının anlaşılmayacağından kaygı duyar(!), bazen de içindeki yoğunlukla baş etmekte
zorlanır.
Ancak ben vazgeçme noktasına geldiğim anlarda kendime; ben bunu yazmakla yükümlüyüm, okumak
veya okumamaksa insanların tercihidir. Kaygı duymak yerine, otur ve yaz…

15 📌 Eserlerinizin ana fikirleri ya da vermek istediğiniz temel mesajlar nelerdir?
Eserlerimin merkezindeki temel mesaj, insanın kendi özünden uzaklaştıkça hem kendisiyle hem de
hayatla bağının zayıfladığıdır. Bu nedenle yazdığım her alanda, ister teknoloji olsun ister sağlık, ister
bilinçaltı olsun ister ilham, dönüp dolaşıp aynı yere geliyorum: İnsan önce kendini tanımalı.
Ben, bireyin kendi zihinsel kayıtlarını, duygusal yüklerini, inanç kalıplarını ve yönünü sorgulamasını
çok kıymetli buluyorum. Çünkü insan çoğu zaman dış dünyayı değiştirmeye çalışırken, kendi iç
dünyasının nasıl çalıştığını ihmal ediyor. Oysa gerçek dönüşüm, içeride başlıyor.
Aynı zamanda eserlerimde vermek istediğim bir başka temel mesaj da şudur: İnsanın iyileşme, fark
etme ve yeniden inşa olma kapasitesi sandığından çok daha büyüktür. Kişi yeter ki kendi
karanlığından kaçmak yerine onun içinden geçmeyi göze alabilsin.

16 📌 Okuyucunun metnin sonunda zihninde neyle kalmasını istersiniz?
Ben okuyucunun kitabın sonunda yalnızca bazı bilgileri öğrenmiş olarak değil, kendi iç dünyasına
doğru yönelmiş olarak ayrılmasını isterim. Bence iyi bir metin, sadece cevap veren değil; doğru
soruları uyandıran metindir.
Okuyucu kitabı kapattığında zihninde şu tür soruların kalmasını isterim: “Ben gerçekten kimim?”,
“Hayatımı hangi bilinçle yaşıyorum?”, “Tekrarlayan döngülerimin sebebi ne?”, “Ben başkalarının bana
öğrettiği kişi miyim, yoksa kendime yaklaştıkça ortaya çıkacak bambaşka bir öz mü taşıyorum?”
Eğer bir metin insanı kendi içine doğru yöneltiyor, ona rahatsız edici ama dönüştürücü sorular
sorduruyorsa, orada gerçek bir temas var demektir. Benim arzum tam olarak budur: Okuyucu sadece
okumamış olsun; kendisiyle karşılaşmış olsun.

17 📌 Bu dönüşüm yolculuğuna çıkmak isteyen birine vereceğiniz ilk ve en önemli tavsiye ne olur?
Kendinize şefkat gösterin ve duygularınızdan korkmayın. Unutmayın ki; bir tohum bile toprağın
altındaki o mutlak karanlıkta tamamen parçalanmadan filizlenemez. Eski alışkanlıklarınızın, eski
çevrenizin veya eski “siz”in size direnmesi, o karanlıkta verilen bir varoluş mücadelesidir ve çok
doğaldır.
en somut tavsiyem; zihnin en açık olduğu o “alfa frekans” anlarını, yani sabahın ilk ve akşamın son 30
dakikasını dış dünyanın gürültüsünden arındırıp kendi iç sesinize ayırmanızdır. Kadim bir hakikat
vardır: İlaç sizdedir ama görmezsiniz; derman sizdedir ama bilmezsiniz. Kendinizden yeniden doğmak
için ihtiyacınız olan her şey zaten ruhunuzda mühürlü; tek yapmanız gereken o karanlıktan geçip
mührü açma cesaretini göstermek.
Rahmetli Özkan Uğur’un 90’lardaki o meşhur reklamında dediği gibi: “Bir avuç fındık iyi gelir…” ve
eklerdi: “Yersen!” Ben şahsım adına; hem insanlığa hem de ihtiyaç duyan herkese, kendi zihinlerini
pratik yollarla çözümleyebilecekleri ve geleceklerini en doğru şekilde planlayabilecekleri yöntemleri
tüm birikimimle sundum. Artık o bilgiyi okumak, o karanlıktan çıkmak ve hayata uygulamak tamamen
kişinin kendi tercihi ve sorumluluğudur. 🙂

18 📌 Kitaplarınızı internet sitenizde kar amacı gütmeden ücretsiz ve dijital olarak yayımlıyorsunuz.
Bunun özel bir nedeni var mı?
Cevap: Evet, çok net bir nedeni var. “Kalp ile Kod – Zekâ Çağı” ve “Kendinden Doğuş” kitaplarını
özellikle ücretsiz ve dijital olarak yayımlıyorum. yazmayı sadece bir üretim değil, insanlığa katkı
sunmanın bir yolu olarak görüyorum. Bu yüzden kitaplarımın mümkün olduğunca çok insan
tarafından okunması ve ihtiyaç duyanların onlardan fayda görmesi benim için en büyük kazanç.
Çünkü bilgiye erişim bir ayrıcalık değil, bir imkân olmalı. Bir insan dünyanın neresinde olursa olsun,
ihtiyacı olan bir düşünceye ya da farkındalığa tek tıkla ulaşabilmeli. Yazdıklarımın bir rafın üzerinde
beklemesinden ziyade, insanların hayatına dokunmasını önemsiyorum. Eğer bir sayfa bir insanın
düşünmesini sağlıyorsa, bir cümle bir gencin yönünü bulmasına katkı veriyorsa ya da bir fikir birinin
içindeki umudu yeniden uyandırıyorsa, zaten kitap gerçek amacına ulaşmış demektir.

19 📌 Son olarak, edebiyat yolculuğunda olan genç yazarlara veya yazar adaylarına ne söylemek
istersiniz?
Her şeyden önce kendi seslerini bulmalarını söylerim. Çünkü en güçlü metin, en süslü olan değil; en
sahici olandır. Başkasına benzemeye çalışarak güçlü bir kalem olunmaz. İnsan ancak kendi iç sesini
duyup ona sadık kaldığında özgün bir anlatı kurabilir.
Genç yazarlara bir diğer tavsiyem, yazmayı sadece yazmakla sınırlı görmemeleridir. İyi yazmak için iyi
gözlemlemek, iyi dinlemek, iyi susmak ve hayatı dikkatle yaşamak gerekir. Çünkü yazının hammaddesi
sadece kelimeler değil; yaşanmışlık, dikkat ve farkındalıktır.
Ayrıca sabırlı olmalarını isterim. Bugün her şeyin çok hızlı tüketildiği bir çağdayız. Ancak gerçek
edebiyat, aceleyle kurulan değil; demlenen bir alandır. İnsan bazen hemen görünür olmak ister ama
esas mesele görünmek değil, kalıcı bir söz kurabilmektir.
Ve en önemlisi, yazarken cesur olsunlar. Kendi karanlıklarından, sorularından, çelişkilerinden
korkmasınlar. Çünkü insanın en sahici metni, tam da yüzleşmekten kaçmadığı yerden doğar.

20 📌 Yazmaya yeni başlayanlara bir tavsiye mektubu yazacak olsanız, ilk cümlesi ne olurdu?
“Yazmaya başlamadan önce kendinizden kaçmayı bırakın; çünkü en güçlü cümle, insanın kendi
hakikatiyle yüzleştiği yerden doğar.”
Bu cümleyi seçerdim; çünkü yazı sadece teknik bir beceri değildir. Yazı, insanın kendi içindeki
sessizliğin sesidir.
Ve yazmaya başlamak için; Mükemmel cümleyi aramayın! gerçek cümleyi arayın. Çünkü okurun
kalbine ulaşan şey kusursuzluk değil, samimiyettir.

https://www.instagram.com/ukararesmi.com.tr/?hl=tr

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir