SACİT ÖZDEMİR.KARŞILIKSIZ AŞK İLE GERÇEK AŞK ARASINDAKİ FARK

KARŞILIKSIZ AŞK İLE GERÇEK AŞK ARASINDAKİ FARK

Aşkın adı aynı olsa da herkesin yaşadığı aşk aynı değildir.

Kimi insan birini sever ve o sevginin karşılığını hiçbir zaman alamaz. Her gün biraz daha umut eder, biraz daha bekler, biraz daha kendinden verir. Karşısındaki insanın bir gün dönüp kendisini göreceğine, hislerini anlayacağına, belki de aynı duygularla karşılık vereceğine inanır.

Kimi insan ise sevdiği insanla birlikte yürür. Sadece güzel günlerde değil, zor zamanlarda da elini bırakmaz. Sevdiği insanın gülüşünü sevdiği kadar sessizliğini de anlamaya çalışır. Onun yanında olmak için büyük sözlere değil, küçük ama gerçek davranışlara başvurur.

İşte karşılıksız aşk ile gerçek aşk arasındaki en büyük fark burada başlar:

Karşılıksız aşk, çoğu zaman bir insanın içinde büyür. Gerçek aşk ise iki insanın arasında yaşar.

Karşılıksız aşkta insan bazen kendi hislerinin içinde kaybolur. Sevdiği kişinin söylediği küçücük bir sözü günlerce düşünür. Bir bakışı umut, bir mesajı mutluluk, bir sessizliği ise felaket olarak görür. Çünkü ortada kesinlik yoktur.

Gerçek aşkta ise insan sürekli tahmin etmek zorunda kalmaz.

“Beni seviyor mu?”

“Acaba beni düşünüyor mu?”

“Acaba gitmek mi istiyor?”

“Acaba söylediklerimi önemsiyor mu?”

Bu soruların cevapları davranışlarda kendini gösterir.

Çünkü gerçek aşk, insanı sürekli şüphe içinde bırakmaz.

Gerçek aşk kusursuz değildir. İki insan arasında anlaşmazlıklar olabilir, kırgınlıklar yaşanabilir, yanlış anlaşılmalar olabilir. Fakat gerçek aşkın içinde konuşmak, anlamaya çalışmak, özür dilemek ve yeniden birbirine yaklaşmak vardır.

Karşılıksız aşkta ise insan çoğu zaman tek başına mücadele eder.

Bir taraf düşünür.

Bir taraf bekler.

Bir taraf özler.

Bir taraf hayal kurar.

Bir taraf geceleri uykusunu kaçıracak kadar düşünürken, diğer taraf belki de hiçbir şeyin farkında değildir.

İşte karşılıksız aşkın en ağır tarafı budur:

Senin için dünyanın merkezinde olan bir insanın, seni kendi dünyasının içinde hiç görmemesi.

İnsan bunu kabul etmekte zorlanır.

Çünkü sevgi, insana umut etmeyi öğretir.

Bir mesaj beklenir.

Bir telefon beklenir.

Bir buluşma beklenir.

Bir “özledim” kelimesi beklenir.

Bir gün her şeyin değişeceğine inanılır.

Fakat bazen değişmeyen şey, karşı tarafın duyguları değil; bizim gerçeği kabul etmek istemeyişimizdir.

Karşılıksız aşkın içinde insan çoğu zaman sevdiği kişiyi olduğu haliyle değil, olmasını istediği haliyle görür.

Onun gelecekte nasıl biri olabileceğini düşünür.

“Bir gün beni anlayacak.”

“Bir gün değerimi fark edecek.”

“Bir gün yaptığı hatanın farkına varacak.”

“Bir gün bana dönecek.”

Bu düşünceler insanın kalbinde bir gelecek kurar.

Fakat aşk, yalnızca gelecekte gerçekleşmesi umulan şeylerden oluşmaz.

Aşk bugün de vardır.

Şimdi de vardır.

Davranışlarda vardır.

İlgide vardır.

Saygıda vardır.

Sadakatte vardır.

Emekte vardır.

Gerçek aşkın en önemli farklarından biri de budur:

Gerçek aşk sadece söylenmez, yaşatılır.

Bir insan “Seni seviyorum” diyebilir.

Ama gerçek sevgi bazen o iki kelimenin çok ötesindedir.

Sen hastayken yanında olmaktır.

Canın sıkkınken seni yargılamadan dinlemektir.

Mutlu olduğunda senin mutluluğuna gerçekten sevinmektir.

Başarılarını kıskanmamak, aksine seninle gurur duymaktır.

Kırıldığında bunu küçümsememektir.

Sınırlarına saygı göstermektir.

Seni değiştirmeye çalışmadan tanımaya çalışmaktır.

Ve en önemlisi, seni yalnızca kendi istediği zamanlarda değil, hayatın gerçekliği içinde sevmektir.

Karşılıksız aşkta ise insan bazen sevdiği kişiye ulaşabilmek için kendinden vazgeçmeye başlar.

Kendi değerini unutabilir.

Kendi hayatını ikinci plana atabilir.

Arkadaşlarından uzaklaşabilir.

Kendi mutluluğunu bir başkasının vereceği cevaba bağlayabilir.

Oysa bir insanın seni sevmemesi, senin sevilmeye değer olmadığın anlamına gelmez.

Bu ayrımı anlamak çok önemlidir.

Çünkü bazen insanlar karşılıksız sevgiyi kendi değersizliklerinin kanıtı sanırlar.

“Demek ki yeterince güzel değilim.”

“Demek ki yeterince iyi değilim.”

“Demek ki bende bir eksiklik var.”

Hayır.

Bir insanın sana karşı aynı duyguları taşımaması, senin değerini belirlemez.

Kalpler matematik problemi değildir.

Bir insanı ne kadar sevdiğin, onun da seni aynı ölçüde sevmesini garanti etmez.

Sen dünyanın en güzel cümlelerini kurabilirsin.

En büyük fedakârlıkları yapabilirsin.

En sadık insan olabilirsin.

Fakat aşk zorla oluşturulabilecek bir duygu değildir.

İşte gerçek aşkın karşılıksız aşktan ayrıldığı yerlerden biri de budur:

Gerçek aşk zorla tutulmaz.

Gerçek aşkın içinde özgürlük vardır.

Sevdiğin insanın yanında kalmasını istemek başka şeydir, onu kalmaya mecbur bırakmak başka şey.

Özlemek başka şeydir, peşinden kendini kaybetmek başka şey.

Fedakârlık başka şeydir, kendini tamamen yok saymak başka şey.

Gerçek aşk, iki insanın birbirine ait olmasından önce birbirine saygı duymasını gerektirir.

Çünkü sevgi sahip olmak değildir.

Sevgi, bir insanın hayatında güzel bir yer edinmektir.

Karşılıksız aşk ise bazen sahip olamadığın bir insanın hayaliyle yaşamaya dönüşebilir.

İnsan gerçek kişiden çok, kendi zihninde oluşturduğu kişiyi sever.

Onun söylediği birkaç güzel söz, yaptığı birkaç küçük davranış, birlikte yaşanan birkaç an zihinde büyütülür.

Sonra o birkaç an, koca bir hikâyeye dönüşür.

İnsan bazen yaşadığı şeyden çok, yaşayabileceği şeyi sever.

Ve belki de karşılıksız aşkın en büyük yanılsaması budur:

Gerçekleşmemiş bir ihtimali, gerçekleşmiş bir gerçek gibi yaşamaya başlamak.

Gerçek aşk ise ihtimaller üzerine kurulmaz.

Gerçek aşk, yaşananların üzerine kurulur.

Birlikte geçirilen zaman vardır.

Birbirini tanımak vardır.

Güven vardır.

Sorumluluk vardır.

Konuşmak vardır.

Dinlemek vardır.

Birbirinin hayatında gerçekten yer almak vardır.

Gerçek aşk sadece kalbin hızla çarpması değildir.

Çünkü kalbin hızlı çarpması bazen heyecandır.

Bazen özlemdir.

Bazen korkudur.

Bazen yalnızlıktır.

Bazen de ulaşamadığın bir şeyin peşinden gitmenin yarattığı yoğun duygudur.

Gerçek aşk ise bütün bu duyguların ötesinde bir emek ister.

Çünkü gerçek aşkın sınavı güzel günlerde değil, zor günlerde başlar.

Her şey yolundayken herkes sevebilir.

Asıl mesele, hayat zorlaştığında birbirine nasıl davranıldığıdır.

Bir tartışmadan sonra kapıyı çarpıp gitmek kolaydır.

Asıl zor olan, sakinleşip konuşabilmektir.

Karşındaki insan hata yaptığında onu küçümsemek kolaydır.

Asıl zor olan, hatayı konuşurken insanlığını unutmamaktır.

Kırıldığında susup cezalandırmak kolaydır.

Asıl zor olan, “Bu davranışın beni incitti” diyebilmektir.

Gerçek aşkın olgunluğu burada ortaya çıkar.

Gerçek aşk, iki insanın hiç kırılmaması değildir.

Kırıldıklarında birbirlerini nasıl onardıklarıdır.

Karşılıksız aşkta ise çoğu zaman onarılacak bir ilişki bile yoktur.

Sadece bir tarafın içinde büyüttüğü duygular vardır.

Bu nedenle karşılıksız aşk insanı çok yorabilir.

Çünkü insan hem sever hem bekler.

Hem umut eder hem korkar.

Hem yaklaşmak ister hem reddedilmekten çekinir.

Hem vazgeçmek ister hem vazgeçemez.

Bazen insanın asıl savaşı sevdiği kişiyle değil, kendi içinde olur.

“Unutmalıyım.”

“Biraz daha beklemeliyim.”

“Belki değişir.”

“Belki beni fark eder.”

“Belki bir gün…”

Ve o “belki” kelimesi insanın hayatından aylar, hatta yıllar götürebilir.

Gerçek aşkın içinde ise sürekli “belki” demek zorunda kalmazsın.

Çünkü davranışlar sana cevap verir.

Bir insan senin hayatında olmak istiyorsa bunu bir şekilde gösterir.

Her şey mükemmel olmak zorunda değildir.

Ama çaba vardır.

İletişim vardır.

Merak vardır.

Özlem vardır.

Saygı vardır.

Seni kaybetme korkusundan daha önemlisi, seni incitmeme isteği vardır.

Gerçek aşk, yalnızca “Seni kaybetmek istemiyorum” demek değildir.

Bazen “Seni kaybetmemek için sana nasıl davranmalıyım?” diye düşünmektir.

Bu ikisi arasında büyük bir fark vardır.

Çünkü bir insan seni kaybetmekten korkabilir ama yine de seni incitebilir.

Gerçek sevgi ise sadece kaybetme korkusuyla değil, karşındaki insanın duygularını önemsemekle ilgilidir.

Karşılıksız aşkta insan çoğu zaman sevdiği kişinin mutluluğunu kendi mutluluğunun önüne koyar.

“Yeter ki o mutlu olsun” der.

Fakat bunun da bir sınırı vardır.

Çünkü sevgi, kendini sürekli feda etmek değildir.

Bir insanın mutluluğu uğruna kendi huzurunu sonsuza kadar yok etmek sevgi değil, kendini unutmak olabilir.

Gerçek aşk ise iki insanın da var olmasına izin verir.

Birinin diğerinin içinde kaybolmasına gerek yoktur.

İki ayrı hayat vardır.

İki ayrı karakter vardır.

İki ayrı hayal vardır.

Ve bütün bunların arasında ortak bir yol bulunur.

Gerçek aşk insanı küçültmez.

Kendinden nefret ettirmez.

Sürekli değersiz hissettirmez.

Her gün “Acaba yeterli miyim?” diye düşündürmez.

Aksine insanın kendisini daha iyi tanımasına yardımcı olur.

Çünkü gerçekten sevildiğini hissettiğin bir ilişkide kendin olmak için sürekli savaşmak zorunda kalmazsın.

Karşılıksız aşk ise bazen insanı kendi kimliğinden uzaklaştırabilir.

Sevdiği kişinin beğeneceği hale gelmeye çalışır.

Konuşmasını değiştirir.

Davranışlarını değiştirir.

Kendini olduğundan farklı göstermeye çalışır.

Çünkü sevilmek ister.

Ama gerçek aşkın güzelliği şudur:

Seni olduğun kişiyle tanır ve seni bir projeye dönüştürmeye çalışmaz.

Elbette insanlar ilişkiler içinde gelişir.

Birbirlerinden etkilenir.

Hatalarını fark eder.

Değişir.

Ama bu değişim korkudan değil, sevgi ve farkındalıktan doğar.

Karşılıksız aşkın içinde bazen bir insanın en büyük düşmanı umuttur.

Çünkü umut güzel bir şeydir ama yanlış yere bağlandığında insanı bekleyişin içine hapsedebilir.

Gerçek aşk ise umut etmekten daha fazlasıdır.

Gerçek aşkın içinde güven vardır.

Güven, “Belki yarın sever” demek değildir.

Güven, “Bugün söyledikleri ve yaptıkları arasında bir bütünlük var” diyebilmektir.

Gerçek aşkın bir başka farkı da söz ile davranış arasındaki mesafedir.

Karşılıksız aşkta insan çoğu zaman söylenmemiş cümlelerin anlamını arar.

Gerçek aşkta ise söylenenlerden çok yaşananlar konuşur.

Bir insan sana saatlerce sevgiden bahsedebilir.

Ama seni sürekli küçümsüyorsa, seni dinlemiyorsa, sınırlarına saygı göstermiyorsa, sözlerin tek başına bir anlamı kalmaz.

Çünkü aşkın dili yalnızca kelimeler değildir.

Aşkın dili davranışlardır.

Bazen bir bardak su bırakmaktır.

Bazen “Eve vardın mı?” diye sormaktır.

Bazen tartışmanın ortasında bile karşısındaki insanın kalbini kırmamaya çalışmaktır.

Bazen de hiçbir şey söylemeden yanında oturmaktır.

Gerçek aşk gösterişli olmak zorunda değildir.

Büyük cümlelere ihtiyacı yoktur.

Bazen en gerçek sevgi, kimsenin görmediği küçük davranışlarda saklıdır.

Karşılıksız aşk ise çoğu zaman büyük hayaller kurar.

Düğünler düşünülür.

Gelecek düşünülür.

Birlikte yaşanacak şehirler düşünülür.

İsimler düşünülür.

Çocuklar düşünülür.

Yaşlanmak bile hayal edilir.

Fakat bunların hepsi tek bir kişinin zihninde gerçekleşiyorsa ortada ortak bir gelecek değil, tek taraflı bir hayal vardır.

Bu yüzden aşk ile hayal arasındaki sınırı bilmek gerekir.

Birini sevmek güzeldir.

Ama sevdiğin insanın seni sevmediğini kabul edebilmek de sevginin olgunlaşmış halidir.

Çünkü gerçek sevgi bazen sahip olmak değil, bırakabilmektir.

Bazen “Seni seviyorum ama benim sevgim senin özgürlüğünden daha önemli değil” diyebilmektir.

Bu cümle acıtır.

Ama bazen gerçek, insanı acıtarak iyileştirir.

Karşılıksız aşkın ardından insanın kendisine sorması gereken en önemli soru şudur:

Ben gerçekten onu mu seviyorum, yoksa onun beni sevmesini mi istiyorum?

Bu iki şey birbirinden çok farklıdır.

Birini sevmek, onun mutluluğunu istemektir.

Onun seni sevmesini istemek ise senin kendi ihtiyacındır.

İkisi aynı anda olabilir.

Ama aynı şey değildir.

Bazen insan sevdiği kişiden karşılık beklerken aslında kendi yalnızlığını doldurmaya çalışır.

Birinin onu seçmesini ister.

Birinin onu özel hissettirmesini ister.

Birinin “Sen benim için önemlisin” demesine ihtiyaç duyar.

Bu ihtiyaç insanidir.

Ama gerçek aşk, bu ihtiyacın karşılanmasına bağlı değildir.

Gerçek aşk iki insanın birbirini seçmesiyle güçlenir.

Karşılıksız aşk ise seçilmeyen tarafın sürekli kendisini seçtirmeye çalışmasıyla ağırlaşır.

Ve bir noktadan sonra insan şunu anlamalıdır:

Sevilmek için yarışmak zorunda kaldığın bir yerde, sevginin kendisi zaten yorulmuştur.

Aşk bir yarış değildir.

Kim daha çok mesaj attı?

Kim daha çok aradı?

Kim daha fazla fedakârlık yaptı?

Kim daha çok bekledi?

Kim daha çok özledi?

Bunların hesabı tutulduğunda sevgi yavaş yavaş muhasebeye dönüşür.

Gerçek aşkın içinde ise elbette emek vardır ama emek sürekli hesaplanmaz.

Çünkü iki insan da birbirine bir şey vermekten dolayı sürekli alacaklı hissetmez.

Karşılıksız aşkta insanın içinden sık sık şu cümle geçer:

“Ben onun için bu kadar şey yaptım, o benim için neden hiçbir şey yapmadı?”

Bu soru aslında çok şey anlatır.

Çünkü aşk tek taraflı fedakârlıkla uzun süre ayakta kalamaz.

Bir insan sürekli veriyor, diğeri sürekli alıyorsa orada bir denge sorunu vardır.

Gerçek aşk kusursuz bir eşitlik değildir ama karşılıklılık duygusunu taşır.

Biri düştüğünde diğeri elini uzatır.

Biri yorulduğunda diğeri biraz daha fazla yük taşır.

Biri konuşamadığında diğeri sessizliğini anlamaya çalışır.

Çünkü gerçek aşk, “Ben ne aldım?” sorusundan önce “Biz ne yaşattık birbirimize?” sorusunu sorar.

Karşılıksız aşkın insana öğrettiği en acı derslerden biri şudur:

Bir kalbin çok sevmesi, iki kalbin aynı anda sevdiği anlamına gelmez.

Ve bunu kabul etmek kolay değildir.

Ama kabul etmek, sevgiyi küçültmez.

Aksine sevgiyi gerçek yerine koyar.

Belki de insanın kendisine verebileceği en büyük değer, sevmediği için kendisini suçlamayan bir kalbe sahip olmaktır.

Çünkü bazen aşkın sonu kavuşmak değildir.

Bazen aşkın sonu, insanın kendisini yeniden bulmasıdır.

Bir gün geriye dönüp baktığında, belki de seni en çok üzen şeyin onun gitmesi değil, onun gelmesini beklerken kendini unutman olduğunu fark edersin.

İşte o gün aşkın başka bir yüzünü öğrenirsin.

Sevmek güzeldir.

Ama kendini sevmeyi unutacak kadar sevmek, insanı tüketebilir.

Gerçek aşk ise insanın kendisini de koruyabilmesini gerektirir.

Çünkü senin de bir kalbin vardır.

Senin de hayallerin vardır.

Senin de sınırların vardır.

Senin de değer görmeye hakkın vardır.

Ve gerçek aşk, bunların hiçbirini senden istememelidir.

Sonunda karşılıksız aşk ile gerçek aşk arasındaki en büyük fark belki de tek bir cümlede saklıdır:

Karşılıksız aşk sana sürekli “Acaba beni sevecek mi?” diye sordurur; gerçek aşk ise “Birbirimizi nasıl daha iyi sevebiliriz?” diye düşündürür.

Karşılıksız aşk bekletir.

Gerçek aşk buluşturur.

Karşılıksız aşk tahmin ettirir.

Gerçek aşk anlatır.

Karşılıksız aşk çoğu zaman tek kişinin içinde büyür.

Gerçek aşk iki kişinin hayatında kök salar.

Karşılıksız aşk hayal kurdurur.

Gerçek aşk birlikte hayata geçirilecek yollar oluşturur.

Karşılıksız aşk bazen insanı kendinden uzaklaştırır.

Gerçek aşk insanın kendisi olmasına izin verir.

Karşılıksız aşk “Bir gün” ile yaşar.

Gerçek aşk “Bugün” ile var olur.

Ve belki de en önemlisi:

Karşılıksız aşk, sevdiğin insanın seni seçmesini beklemektir.
Gerçek aşk ise birbirini seçen iki insanın, her gün yeniden birbirine iyi gelmeyi tercih etmesidir.

Çünkü aşk yalnızca birini çok sevmek değildir.

Aşk, sevginin karşılıklı bir emek, saygı, güven ve özgürlük içinde yaşayabilmesidir.

Ve insan bazen hayatının en büyük aşkını, kendisini seçmeyen kişiyi unutmaya başladığı gün değil; kendi değerini yeniden hatırladığı gün bulur.

Çünkü gerçek aşkın başladığı yer yalnızca başka birinin kalbi değildir.

Bazen gerçek aşk, insanın kendi kalbine yeniden dönmesiyle başlar.

Ve o zaman insan şunu anlar:

Beni sevmeyen birinin sevgisini kazanmak için kendimi kaybetmeyeceğim. Çünkü gerçek aşk, bir başkasının kalbinde yer bulmak kadar, kendi kalbimde kendime yer açabilmektir.

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir