RÖPORTAJ:AYKAN DENİZ

1. Eser sahibi kimdir? Sizi yakından tanıyabilir miyiz?

Ben Aykan Deniz. Kendimi öncelikle merak ettiği soruların peşinden giden, araştırmayı hayatının bir parçası olarak gören biri olarak tanımlıyorum. Özellikle eski uygarlıklar, semboller ve antik mekânların gökyüzüyle ilişkileri ilgimi çekiyor. Bu merak beni kaynakları incelemeye, farklı yorumları karşılaştırmaya ve araştırdığım yerleri bizzat görmeye yöneltiyor. Anadolu’da ziyaret ettiğim antik yerleşimler, üzerinde düşündüğüm pek çok soruya yeni boyutlar kazandırdı.

Almanya’da doğdum, bugün Antalya’da yaşıyorum ve tarih alanındaki ilgimi üniversite eğitimimle de besliyorum. Müzik üretimi de hayatımın bir başka parçası. Araştırmak ve üretmek, farklı biçimlerde de olsa, hep birlikte ilerledi benim için.

MAMİTU — I · Buga Küresi de bu araştırma merakından doğdu. Kürenin üzerindeki sembollere ilişkin geliştirdiğim çözümlemeler ve Anadolu’daki mekânlar üzerine çalışmalarım, romanın çıkış noktasını oluşturdu. Kurgu, araştırma sırasında karşıma çıkan soruları, olasılıkları ve hayal gücünü bir hikâyede buluşturabileceğim bir alan açtı.

2. Yazarlığa adım atmanızdaki asıl kırılma noktası ne oldu?

Araştırmalarım sırasında bir konuya uzun süre yoğunlaşıyor, oldukça teknik ayrıntılar üzerinde çalışıyorum. Zamanla zihnimde biriken bilgilerin, soruların ve düşüncelerin bir ifade alanına ihtiyaç duyduğunu hissettim. Sanki içeride dolan bir şeyin artık dışarıya akması gerekiyordu. Yazmak, bu birikimi görünür kılmanın, düşüncelerimi düzenlemenin ve zihinsel olarak rahatlamanın bir yolu oldu benim için.

Bu birikimi nasıl paylaşacağımı düşünürken, yalnızca teknik bir kitabın konuya merak duyan herkes için kolay bir okuma sunmayabileceğini fark ettim. Araştırmalarımda beni heyecanlandıran soruları ve geliştirdiğim yorumları, okurun bir hikâyenin içinde takip edebileceği biçimde aktarmak istedim. Roman yazmaya yönelmemdeki asıl kırılma noktası buydu.

Yazmaya başladıkça kurgu da hayal gücümü besledi. Karakterler ve olaylar, üzerinde çalıştığım fikirlere başka açılardan bakmamı sağladı. Böylece yazmak hem kendim için ihtiyaç duyduğum bir ifade biçimine hem de araştırma merakımı başkalarıyla paylaşmanın bir yoluna dönüştü. MAMİTU bu süreçten doğdu.

3. Sizi ilk kez kalemi elinize almaya iten özel bir an var mıydı?

Tek bir anı işaret etmekten çok, zaman içinde olgunlaşan bir ihtiyaçtan söz edebilirim. Araştırmalarım ilerledikçe zihnimde bilgilerle birlikte sorular, görüntüler ve olasılıklar da birikiyordu. Bunları yazıya dökme isteği giderek güçlendi.

Zihnimde taşıdıklarımın bir hikâyeye dönüşebileceğini fark etmek beni heyecanlandırdı. Bu birikimi paylaşma isteği zamanla roman fikrine dönüştü. Hikâyeyi ve sahneleri planlayıp yazıya dökmeye yönelmem, bu ihtiyacın somut bir adımı oldu.

4. Çocukluğunuzdaki veya gençliğinizdeki okuma alışkanlıklarınızın bugünkü yazım dilinize ve üslubunuza nasıl bir etkisi oldu?

Okuma alışkanlığım çocukluk döneminde çizgi romanlarla başladı. Ardından öğretmenimin tavsiyesiyle dünya klasiklerine yöneldim. İlk okuduğum ve üzerimde derin iz bırakan kitaplardan biri John Steinbeck’in Fareler ve İnsanlar romanıydı. O dönemde okuduklarım, bir hikâyenin insanı ne kadar etkileyebileceğini görmemi sağladı.

Bilimkurgunun ise bende her zaman ayrı bir yeri oldu. Özellikle Jules Verne’den çok etkilendim. Bilimle hayal gücünü bir araya getirmesi, bilinmeyene doğru yolculuk etme duygusu ve keşfetme heyecanı, merakıma karşılık veriyordu. Bununla birlikte tek bir türle sınırlı kalmadım. Farklı türlerin ve anlatım biçimlerinin her birinin bana küçük de olsa bir şey kattığını düşünüyorum.

Bu okumaların bugünkü yazarlığıma en güçlü etkisi, merakımı beslemeleri oldu. Okurken aklımda beliren sorular zamanla beni araştırmaya yöneltti. Bugün yazarken de o keşfetme duygusunu önemsiyorum. Araştırmalarımın ayrıntılarını bir hikâyeye dönüştürürken, okurun da merak ederek ve kendi sorularını sorarak ilerleyebileceği bir anlatım kurmaya çalışıyorum.

5. Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz?

Antik mekânlara yaptığım ziyaretler bu süreçte çok etkili oldu. Bu yerlerde, yapıların yanı sıra onları meydana getiren toplulukların yaşamlarını, inançlarını ve dünyayı anlama biçimlerini düşünüyordum. Biriktirdikleri bilgiyi mimariyle, sözlü geleneklerle ve yazılı anlatımlarla sonraki kuşaklara aktarmaları beni etkiliyordu. Gökyüzüyle kurdukları ilişki ve bunun yeryüzündeki yaşamlarına, yapılarına ve anlatılarına nasıl yansıdığı özellikle ilgimi çekiyordu. Sümer tabletleri üzerine okumalarım da bu merakımı derinleştirdi.

Araştırmalarımda biriktirdiklerimi zamanla kendi web sitemde yazılar ve makaleler hâlinde paylaşmaya başladım. Geçmişte insanların kendi dönemlerinin imkânlarıyla yaptıkları gibi, ben de öğrendiklerimi ve bunlar üzerine geliştirdiğim düşünceleri günümüzün araçlarıyla aktarmak istiyordum.

Bu yazılar yakın çevremde ilgi gördükçe, çalışmalarımı bir kitapta bir araya getirmem yönünde öneriler ve beklentiler oluştu. Zihnimde gelişen kitap fikri de bu ilgiyle birlikte somutlaştı. İlk romanımı yazmaya uzanan yol, antik mekânlarda başlayan merakın araştırmaya, araştırmanın paylaşıma ve sonunda daha kapsamlı bir anlatıya dönüşmesiyle oluştu.

6. İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir, siz bu yolda nasıl bir yöntem izlediniz?

Bu benim ilk kitabım; dolayısıyla iyi bir yazar olmanın şartları konusunda kesin hükümler vermek yerine kendi deneyimimden söz edebilirim. Üstelik bunun herkes için geçerli tek bir formülü olduğunu düşünmüyorum. Anlattığınız hikâyenin okurda bulduğu karşılık, onun deneyimlerine, hayallerine, hatta o sıradaki duygu durumuna göre değişebiliyor. Aynı metin bir insanda derin iz bırakırken başka birinde aynı etkiyi yaratmayabiliyor. Bence bu farklılık, edebiyatın insana ait ve canlı bir alan olmasının bir parçası.

Benim yazma sürecimde gözlem, hayal gücü ve karşıma çıkan bilgilere farklı açılardan bakma çabası belirleyici oldu. Araştırmalarım için baştan kesin bir yöntem belirlemedim; çalışma biçimim zaman içinde gelişti. Araştırmaya dayanan bir roman yazdığım için bilgileri sabırla toplamak, tasnif etmek ve aralarındaki olası ilişkiler üzerine düşünmek önemliydi. Çocukluğumdan beri biriken okumalarım ve deneyimlerim de buna eşlik etti. Ardından zihnimde bütünü oluşturmaya, o bütünün içinden bir hikâye kurup yazıya dökmeye çalıştım.

Yazdıklarımı yeniden okumak ve değiştirmek de bu sürecin doğal bir parçasıydı. İlk yazılan metni son hâli olarak görmüyorum. Hatta yayımlanan bir kitap bile insanın düşünsel yolculuğunun tamamlandığı anlamına gelmiyor. İnsan öğrenmeye ve değişmeye devam ediyor; aynı metne başka bir zamanda döndüğünde farklı şeyler görebiliyor. Bu yüzden benim için önemli olan, bir eseri tamamlamakla birlikte öğrenmeye ve kendini geliştirmeye açık kalabilmek.

7. Kaleme aldığınız ilk kitap nedir ve varsa diğer kitaplarınız nelerdir?

İlk kitabım MAMİTU — I · Buga Küresi. Kendi araştırmalarımdan doğan, arkeolojik gizemi, mitolojiyi ve bilimkurguyu bir araya getiren bir roman. Şu anda yayımlanmış başka bir kitabım yok. MAMİTU’yu bir üçleme olarak sürdürmeyi planlıyorum.

8. Kitaplarınızdaki konuları yazmaya yönlendiren en önemli etken ya da etkenler nelerdir?

MAMİTU’nun konusunu belirleyen asıl çıkış noktası, Buga Küresi’nin üzerindeki semboller oldu. Bir dönem Ön Türk yazıları ve yazıtlarıyla ilgileniyordum. Bu ilgi sürerken kürenin üzerindeki sembollerle karşılaşmam merakımı uyandırdı ve beni araştırmaya yöneltti.

Sembolleri incelemeye, farklı örneklerle karşılaştırmaya ve ne anlatıyor olabilecekleri üzerine düşünmeye başladım. Araştırma ilerledikçe geliştirdiğim çözümlemeler ve karşıma çıkan sorular, romanın temelini oluşturdu. Mezopotamya mitolojileri ve özellikle Sümer tabletleri üzerine okumalarım da hikâyenin mitolojik boyutunu besledi. Romanın adındaki MAMİTU da bu ilginin bir yansıması; Mezopotamya mitolojisindeki bir tanrıçaya gönderme taşıyor.

Dolayısıyla önce bir roman konusu seçip onu araştırmadım; sembollerin peşinden giderken birikenler, mitolojiye duyduğum ilgi ve hayal gücümle birleşerek zamanla anlatmak istediğim hikâyeyi doğurdu.

9. Hikâyeyi kurgularken karakterlerinizin kaderini önceden tamamen planlıyor musunuz, yoksa yazım sürecinde karakterlerin kendi yollarını çizdiği oluyor mu?

MAMİTU’da karakterlerin izleyeceği yolları, olayların gelişimini ve sahneleri yazmaya başlamadan önce planladım. Hikâyenin nereden başlayacağı ve nereye varacağı baştan belliydi. Bu, benim araştırırken de bütünü görmeye ve parçalar arasındaki ilişkileri kurmaya önem veren çalışma biçimimle örtüşüyordu.

Dolayısıyla karakterlerin kaderi yazım sırasında kendiliğinden şekillenmedi. Hayal gücümün hikâyeye yön verdiği asıl aşama, bu planı oluşturduğum dönemdi. Yazarken de önceden kurduğum dünyayı ve sahneleri okurun gözünde canlanacak bir anlatıya dönüştürmeye odaklandım.

10. Size ilham veren şeyler nelerdir?

Bana en çok ilham veren şey, insanın gökyüzüyle kurduğu ilişki. Gök cisimlerine bakarken neler düşündüğümüz, onlara hangi anlamları yüklediğimiz ve evrendeki yerimizi nasıl anlamaya çalıştığımız ilgimi çekiyor. Geçmişte de insanlar gökyüzüne bakıyor, sorular soruyor ve gördüklerini kendi yaşamlarıyla ilişkilendiriyordu. Bugün bilgimiz ve kullandığımız araçlar değişmiş olsa da o merakın sürdüğünü düşünüyorum.

Bu ilişkinin yeryüzündeki izleri beni özellikle etkiliyor: İnançlara, anlatılara, yapılara ve insanın hayal dünyasına nasıl yansıdığı… Farklı çağlarda yaşayan insanların aynı gökyüzüne bakarak anlam araması, benim için güçlü bir ilham kaynağı.

Bütün bunların ardında ise insanlığın en eski ve temel sorularından biri duruyor: Nereden geldik, nereye gidiyoruz? Araştırmalarımda ve yazarken beni harekete geçiren, bu sorunun açtığı düşünme ve keşfetme alanı. Geçmişi anlama çabasıyla geleceğe duyduğumuz merakın bu soruda buluştuğunu hissediyorum.

11. En çok hangi dönemlerde üretken oluyorsunuz ve yazma konusunda sizi en çok motive eden şey nedir?

En üretken olduğum zamanlar, bir konunun merakımı uyandırdığı ve ona yoğunlaştığım dönemler. Üretkenliğimi belirli bir saatten ya da mevsimden çok, zihnimi meşgul eden bir soru harekete geçiriyor. O sorunun peşine düştüğümde araştırmak, gözlemlemek ve düşüncelerimi yazıya dökmek birbirini besliyor.

Beni özellikle motive eden şey, ilk bakışta birbirinden bağımsız görünen bilgiler arasında örüntüler fark etmek. Bir sembolün, bir anlatının veya bir yapının başka bir yerde karşıma çıkan bir ayrıntıyı hatırlatması, yeni sorular doğuruyor. Böyle anlarda gördüğüm benzerliğin anlamlı bir ilişkiye işaret edip etmediğini araştırmak istiyorum. Bilgileri sabırla toplamak ve karşılaştırmak, zihnimde daha geniş bir resmin oluşmasını sağlıyor.

Yazma isteğim de bu resim belirginleştikçe güçleniyor. Fark ettiğim bağlantıları, bunların bende uyandırdığı soruları ve hayal gücümde açtığı alanı bir anlatıya dönüştürmek, çalışmayı sürdürmemi sağlayan en güçlü etkenlerden biri.

12. Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?

MAMİTU’nun okura sunabileceği ilginç deneyimlerden biri, hikâyedeki mekânların, incelenen sembollerin ve kullanılan ölçümlerin gerçek dünyada karşılıklarının bulunması. Bu bilgiler üzerine geliştirdiğim çözümlemeler araştırmalarımı yansıtırken, onları birbirine bağlayan olaylar romanın kurgusunu oluşturuyor. Böylece okur, hikâyeyi takip ederken Anadolu’nun gerçek antik mekânlarında bir yolculuğa çıkma hissini de yaşayabilir.

Beni heyecanlandıran bir başka olasılık ise okurun benim baktığım yerlerde farklı ayrıntılar görebilmesi. Belki bir sembol, bir yapı ya da karşılaştığı bir bağlantı onda yeni bir soru uyandırır; kendi araştırmasına başlamasına ve benim fark etmediğim bir şeyi keşfetmesine vesile olur.

Bu yüzden MAMİTU’nun, arkeolojik gizem ve bilimkurgu sevenlerin yanı sıra geçmişe merak duyan, gördüklerine farklı açılardan bakmaktan hoşlanan okurların da ilgisini çekebileceğini düşünüyorum. Dilerim hikâyenin heyecanına eşlik eden merak, son sayfadan sonra da sürer.

13. Kitap ya da kitaplarınızdaki ana fikirler ve vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?

MAMİTU’nun temelinde, insanın geçmişten bugüne süren anlam arayışı var. Çağlar, bilgiler ve yaşam biçimleri değişse de insan gökyüzüne bakmaya, varlığını sorgulamaya, nereden gelip nereye gittiğini anlamaya çalışmaya devam ediyor. Bu arayışın kimi zaman inançlarda, kimi zaman gözlemlerde, yapılarda ve anlatılarda iz bıraktığını görüyoruz.

Ben burada bir tür döngü hissediyorum: Her çağ, insanlığın eski sorularına kendi imkânlarıyla yeniden yaklaşıyor. Geçmişten kalan bir sembol ya da anlatı da bugün bir insanda yeni bir soru uyandırabiliyor. Romanda beni düşündüren ve okurla paylaşmak istediğim şeylerden biri bu süreklilik.

Okura belirli bir düşünceyi kabul ettirmekten çok, geçmişe ve kendi yaşadığı dünyaya merakla bakabileceği bir alan açmak istiyorum. Hikâyenin sonunda kendi sorularını sorması, benim kurduğum bağlantılardan farklı şeyler düşünmesi de benim için değerli. Çünkü bu arayış, herkesin kendi bakışıyla katılabileceği bir yolculuk.

14. Yazar olmanın ve yazmanın sizin için zor yanları nelerdir, bunlarla nasıl başa çıktınız?

Benim için en zor yanlardan biri, araştırmalarım sırasında biriken yoğun bilgiyi, okurun rahatça takip edebileceği bir anlatıya dönüştürmekti. Bir konuyla uzun süre uğraştığınızda, bilgiler arasındaki bağlantılar zihninizde yerleşiyor. Ancak okur o dünyayla ilk kez karşılaşıyor. Benim için açık olan bir ilişkinin, anlatıda adım adım kurulması gerektiğini görmek önemliydi.

Bu nedenle hangi ayrıntının hikâyeye katkı sağladığını, hangisinin akışı yavaşlattığını düşünmem gerekti. Araştırırken ilginç bulduğum her bilgiyi romana taşımak mümkün değildi. Bir bilgiyi çok önemsemekle onun hikâyede gerçekten gerekli olması arasındaki ayrımı yapmak, benim için öğretici bir süreç oldu.

Sahneleri ve olay örgüsünü önceden planlamış olmam, bu dengeyi kurarken bana yardımcı oldu. Yazdıklarımı yeniden okuyup düzenleyerek hem anlatmak istediklerimi korumaya hem de okura keşfedeceği bir alan bırakmaya çalıştım. İlk kitabımda öğrendiğim şeylerden biri, yazmanın neyi anlatacağına karar vermek kadar, neyi dışarıda bırakacağını seçmek de olduğuydu.

15. Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda bu durumun üstesinden nasıl geliyorsunuz?

İlk kitabımın yazım sürecinde, yazmak istediğim hâlde ilerleyemediğim bir tıkanıklık yaşamadım. Bazen günlerce yazmadığım dönemler oldu, ancak bunları bir tıkanıklık olarak görmüyorum. Her gün aynı yoğunlukta yazmadım; sürecin içinde aralar da vardı.

Hikâyeyi ve sahneleri önceden planlamış olmamın bu açıdan bana yardımcı olduğunu düşünüyorum. Masaya döndüğümde hangi bölüm üzerinde çalışacağım ve hikâyenin nereye ilerleyeceği belliydi. Bu yüzden tıkanıklığı aşmak için uyguladığım özel bir yöntemden söz edemem.

16. Kitaplarınızı kitlelere ulaştırmak, kendinizi tanıtmak ve düşüncelerinizi insanlara anlatmak için ne gibi organizasyonlar yapıyorsunuz?

İlk kitabım henüz yeni yayımlandığı için okurlarla buluşma sürecinin başındayım. Şu anda ağırlıklı olarak kendi web sitem ve sosyal medya üzerinden kitabımı ve araştırmalarımı paylaşıyorum. Kitabın konusunun yanı sıra, onu ortaya çıkaran merakı ve araştırma sürecini de anlatmaya çalışıyorum.

Okurlardan gelen sorular ve mesajlar, bu iletişimin önemli bir parçası. İnsanların hangi konuları merak ettiğini görmek ve düşüncelerini duymak benim için değerli. Bu röportaj gibi söyleşiler de kitabın arkasındaki yolculuğu daha ayrıntılı paylaşabileceğim bir alan sunuyor.

17. Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının sizin için önemi nedir, bu etkinliklerin size ve okuyucuya ne gibi katkılar sağladığını düşünüyorsunuz?

Henüz bir kitap fuarına yazar olarak katılmadım; dolayısıyla bu konuda yaşadığım bir deneyimden söz edemem. Ancak okurlarla yüz yüze buluşmanın, yazarken tek başınıza kurduğunuz dünyanın başka insanlarda nasıl karşılık bulduğunu görme fırsatı sunduğunu düşünüyorum.

Böyle bir buluşmada en çok, okurların hikâyede neleri fark ettiğini ve hangi soruların peşine düştüğünü duymak isterdim. Benim üzerinde uzun süre düşündüğüm bir ayrıntıya bambaşka bir açıdan bakmaları, benim için de öğretici olabilir. Okur açısından ise kitabın arkasındaki kişiyi tanımak, merak ettiklerini doğrudan sormak ve kendi yorumunu paylaşmak anlamlı bir deneyim olabilir. Bu nedenle bu buluşmaları karşılıklı bir düşünce alışverişi olarak görüyorum.

18. Şu an üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz ve keşfetmek istediğiniz yeni projeleriniz var mı?

MAMİTU’yu bir üçleme olarak düşündüm. Çünkü araştırmalarımın tamamını ilk kitaba almadım; yer verdiklerimin bazılarını da hikâyenin akışı içinde fazla ayrıntılandırmadım. İlk kitapta kurduğum temelden ilerleyerek hikâyeyi genişletmek ve devam kitaplarında diğer araştırmalarıma da yer vermek istiyorum. İlk kitapta değindiğim bazı konuları da daha derinlemesine ele almayı düşünüyorum.

Bunun yanında başka araştırmalarım da sürüyor. Bunların bazıları üçlemenin dünyasıyla birleşebilir, bazıları ise ayrı bir kitabın çıkış noktasını oluşturabilir. Şu an bu konuda kesin bir karar vermiş değilim. Araştırmaların nasıl gelişeceğini ve hangi anlatının içinde karşılık bulacağını zamanla göreceğim.

19. Okuyuculardan aldığınız, sizi en çok duygulandıran ya da şaşırtan geri dönüşler nelerdir?

Kitabım henüz çok yeni yayımlandı. Bu yüzden şu ana kadar beni en çok mutlu eden şey, araştırmalarımı takip eden insanların daha kitap çıkmadan heyecanımı paylaşmaları oldu. Kitabın yayımlanmasını sabırsızlıkla bekleyen, ne zaman okuyabileceklerini soran insanların olması benim için çok kıymetliydi. Uzun süre üzerinde çalıştığım bir şeyin başkalarında da merak ve heyecan uyandırdığını görmek beni duygulandırdı.

Şimdi ise en çok, kitabı okuduktan sonra neler düşüneceklerini merak ediyorum. Hikâyede hangi ayrıntıların dikkatlerini çekeceğini, neleri sorgulayacaklarını ve nasıl yorumlayacaklarını duymayı bekliyorum. Kitap ortaya çıkmadan önce bu heyecana ortak olmaları beni mutlu etti; şimdi onların okuma deneyimlerini dinlemek de bu yolculuğun yeni bir aşaması olacak.

20. Edebiyat yolculuğunun başında olan yazar adaylarına ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?

Ben de bu yolculuğun başındayım. Kendi deneyimimden söyleyebileceğim şey, içlerinde yazma isteği varsa bunu sürekli ertelememeleri olur. Çünkü insanın içinde birikenleri anlatma isteği çok özel bir duygu. Ben bilgilerimi, duygularımı ve hayal dünyamı yazıya dökmenin bana iyi geldiğini keşfettim. Yazarken düşüncelerimi daha iyi tanıdığımı ve zihnimde taşıdıklarımı daha açık görebildiğimi hissettim.

Başlamak için her şeyin kusursuz biçimde hazır olmasını beklemek gerekmiyor. İlk yazdıklarımızı yeniden ele alabilir, değiştirebilir ve geliştirebiliriz. Benim için önemli olan, o ilk adımı atıp anlatmak istediklerime bir alan açmaktı. Bu yüzden paylaşabileceğim en samimi tavsiye şu: Yazma isteğinize kulak verin ve kendinize başlama fırsatı tanıyın.

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir