RÖPORTAJ: ALİ HAYDAR MERİÇ

1-Eser sahibi kimdir? Sizi yakından tanıyabilir miyiz?

Öncelikle bu değerli röportaj ve nazik davetiniz için Varyasyon Kalemler ailesine teşekkür ederim.

Kendimden bahsetmem gerekirse; Ege Üniversitesi Biyoloji Bölümü lisans mezunuyum. Uzun yıllar özel sektörde ilaç, gıda ve tıbbi cihaz alanlarında; mikrobiyoloji, hücre/doku kültürü, bakteriyoloji, genetik ve kalite birimlerinde araştırmacı ve uzman olarak görev yaptım.

Yıllarca laboratuvarda hücrelerin ve mikroorganizmaların görünmeyen dünyasını incelerken, asıl keşfedilmeyi bekleyen en büyük evrenin insanın kendi zihni olduğunu fark ettim. Yıllar içinde edindiğim bu bilimsel ve analitik disiplini felsefe ve psikolojiyle harmanlayarak yazarlık serüvenime adım attım. Bugün ise “Zihinsel Metamorfoz” eserimle okurları kendi zihinlerinin derinliklerinde dönüştürücü bir yolculuğa davet ediyorum.

2-Yazarlığa adım atmanızda ki asıl kırılma noktası ne oldu?

Bazen hayat insanı alır yerden yere vurur, duvardan duvara fırlatır ve ardından boş, soğuk, karanlık bir odaya terk eder. Yalnızlaştırır, ötekileştirir; elinizi ayağınızı sağlam bir iple bağlar ve günlerce o karanlık odanın içinde bir başınıza bırakır. Hem üşür hem acıkırsınız hem de insana hasret yaşarsınız. Sonra bir gün kapı aralanır, içeriye bir kalem atılır ve yere boş bir defter bırakılır. İşte benim yazarlığım, tam o karanlık odada, içimdeki susturulamayan sesin kaleme sarılmasıyla böyle başladı.

3-Sizi ilk kez kalemi elinize almaya iten özel bir an var mıydı?

Yaşamı zorlaştıran ve çekilmez bir yapıya kavuşturan asıl etkenin, insanların kendisi olduğunu anladığım anda yazmaya başladım. Aslında yaşam özünde zor değil ve çok kısa; buna rağmen toplumların genel dinamikleri, yapıları ve düşünme biçimleri hayatı içinden çıkılmaz bir hale getiriyor. İnsanlar, kayboldukları bir dünyanın içinde kendi sorunlarını çözmeye çalışırken maalesef daha da derinlerde kayboluyorlar. İşte onları o karanlık labirentten çıkarabilecek, yönlerini bulmalarını sağlayacak ve kendi çözümlerini yine kendi içlerinde üretmelerine aracı olacak o kılavuz kitabı yazmak için kalemi ilk kez elime aldım.

4-Çocukluğunuzdaki veya gençliğinizdeki okuma alışkanlıklarınızın bugünkü yazım dilinize ve üslubunuza nasıl bir etkisi oldu?

Yoksul bir aile ortamında büyümüş olmama rağmen evimizde kitaplar hiçbir zaman eksik olmazdı. Babam kitap okumayı çok severdi ve eve sürekli yeni kitaplar alırdı. Zamanla ailenin diğer fertleri de bu tutkuya ortak oldu ve ben de bu zenginliğin ortasında okuma sevgimi buldum. Ortaokul son sınıfta okuduğum ilk roman, John Steinbeck’in Bitmeyen Kavga’sıydı. O tarihten itibaren hayatımın hiçbir döneminde kitap okumayı bırakmadım. Şuna inanıyorum ki; okumadan ve derinlemesine bilgi edinemeden sahici bir biçimde düşünemezsiniz. Belki bir şeyler düşünürsünüz ama o eylem çok yüzeysel kalır. Ve kökleri derinlere inemeyen bir zihin yazamaz; yazsa bile ortaya çıkan eser aynı yüzeysellikten kurtulamaz. Benim bugünkü dilim ve üslubum, işte o çocukluk evinde atılan o okuma tohumlarının bir neticesidir.

5-Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz?

Çocukluğum ve gençlik yıllarımda okuduğum her kitabın sonunda, o eserin yazarından başka türlü bir hayranlıkla ayrılırdım. İçimden hep, “Bir insan nasıl olur da bu kadar kelimeyi yan yana getirir ve insanı alıp bambaşka bir dünyanın içine çekebilir?” diye sorar; yazarlara karşı derin bir hayranlık ve takdir duyardım. Zamanla okur olarak duyduğum bu büyülenme hissi, içten içe bir yazar olma hayalinin ilk tohumlarını filizlendirdi. Hayatın zorluklarıyla örülen o kırılma anları ve zihnin katmanlarını keşfetme tutkum birleştiğinde ise, bu hayal artık ertelenemez bir karara ve yaşam gayesine dönüştü.

6-İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir siz bu yolda nasıl bir yöntem izlediniz?

Öncelikli olarak “iyi bir yazar” ile “gerçek bir yazar” arasındaki ince ama derin farkı görmek gerekir. İyi bir yazar; olayları ustalıkla kurgular, güçlü betimlemeler yapar ve kitabın sürükleyiciliği sayesinde okuru sayfaya bağlar. Ancak gerçek bir yazar, kurguyu bir araç olarak arka planda tutar; asıl gayesini okuru doğru düşünmeye, insanı anlamaya ve iyiliğin neden hayati olduğunu kavramaya adar. Dolayısıyla gerçek bir yazar olabilmek için; egonun yerini sıradanlığın, kibrin yerini alçakgönüllülüğün ve “biliyorum” iddiacılığının yerini “öğrenmeliyim” merakının alması şarttır. Ben bu yolda hep bu içsel süzgeci kullandım; kelimelerden ziyade zihni ve vicdanı eğitmeyi seçtim.

7-Kaleme aldığınız ilk kitap nedir ve varsa diğer kitaplarınız nelerdir?

İlk Kitabım ve şuan için tek kitabım: ZİHİNSEL METAMORFOZ/Yaşamın Yeni Teorisi ve Karanlık Alan Hipotezi

8-Kitaplarınızdaki konuları yazmaya yönlendiren en önemli etken ya da etkenler nelerdir?

İnsanlığın bugün içine düştüğü zihinsel tıkanıklığı açabilme gayesi… Doğanın kusursuz ve etkin yasalarının bu dönüşümü sağlayabileceğine olan inancım ve hepsinden öte, bilimin henüz dönüp bakmadığı, keşfedilmeyi bekleyen o kör noktaların varlığı beni bu yola yönlendiren en temel etkenlerdir.

9-Size ilham veren şeyler nelerdir?

Dürüst olmam gerekirse; eğer gerçekten sevdiğiniz, kalbinizin attığı bir şeyi yapıyorsanız, o eylemin kendisi zaten en büyük ilham kaynağınızdır. Ancak sevmediğiniz, sadece “yapmanız gerektiği için” masaya oturduğunuz bir şey üzerinde çalışıyorsanız, sürekli ilhamı beklersiniz; fakat o ilham bir türlü gelmez. Beni ilhamla buluşturan şey, zihnin derinliklerini keşfetme tutkum ve ürettiğim değerin bir başkasının zihninde ışık olacağını bilme inancıdır.

10-En çok hangi dönemlerde üretken oluyorsunuz ve yazma konusunda sizi en çok motive eden şey nedir?

Kitabın yazım aşamasında, gündelik hayatın tüm koşturmacası içinde aklımda sürekli olarak tek bir şey vardı: Kâğıda dökmem gerekenler. Alışverişte, yemekte, ev işlerini yaparken veya yürüyüş yaparken zihnimin merkezinde sürekli o gün kaleme alacağım konunun içeriği olurdu. Beni motive eden en büyük güç de aslında buydu. Nasıl ki insan güzel bir romanı okurken dış dünyadan soyutlanıp bambaşka bir evrenle bağ kurar ve bu ona derin bir huzur verirse; yazar için de kendi yazdığı cümlelerin içinde yaşamak aynı büyüleyici hissi yaratır. O mutluluğu ve akışı tekrar deneyimleyebilmek için masaya koşarsınız. Beni en çok motive eden şey, o yaratım sürecinin dışına hiç çıkmamak, sürekli olarak kendi kitabımın ve zihnimin o yaşayan evreninin içinde kalabilmekti.

11-Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?

Çoğu zaman dış dünyadan, yani başkaları tarafından onaylanmayı ve anlaşılmayı bekleriz. Elbette anlaşılmak insanı mutlu eder; ancak insanlar kendi zihinlerini okuyamadıkları ve kendilerini anlayamadıkları için bu ihtiyacı sürekli dışarıda ararlar.

Aslında kendisini anlayabilme isteği, doğrudan zihnin kendi köklerindeki anlaşılma arzusudur ve bu arzu karşılanmadığında asıl sorunlar ortaya çıkmaya başlar. Kısacası zihin, tam anlamıyla anlaşılmadığı ve çözümlenmediği zaman kişi için bir tehdit unsuru haline gelir; kişinin hayatındaki her şey bir savunma mekanizması ve tehdit algısı içinde değerlendirilmeye başlanır, kontrol kaybı kaçınılmaz olur ve sorunlar yumağının içine sürüklenir. Kendinizi ve zihninizi gerçekten anladığınız ise;

  • Başkalarının onayına olan ihtiyacınız otomatik olarak ortadan kalkar,
  • Zihinsel karmaşa yerini berrak bir netliğe bırakır, kontrol kaybı söz konusu olmaz.
  • İçsel bağımsızlığınız ve özgürlüğünüz o andan itibaren başlar.

İşte “Zihinsel Metamorfoz”, okura kendi zihninin o karmaşık tehdit döngüsünü kırması, dışarıdaki gürültüyü susturup içsel barışına ulaşması için rehberlik ettiği için okunmalıdır.

12-Yazar olmanın ve yazmanın sizin için zor yanları nelerdir, bunlarla nasıl başa çıktınız?

Benim için bu yoldaki en zor şey, düşüncelerimin hızıyla elimin hızı arasındaki o eşitsizlikti. Düşüncelerim çok önde, adeta koşarak ilerlerken, ellerim ve kelimelerim geriden geliyordu. Bu dezavantajı aşabilmek için kendime pratik bir yöntem geliştirdim: Zihnimden geçen o devasa akışın içinden, o anı ve bütünü bana eksiksiz anımsatacak anahtar kelimeler seçip alt alta not etmeye başladım. Gündelik koşturmaca içinde aklıma gelen her fikri bir kelimeyle özdeşleştirerek yanımda taşıdığım kâğıt parçalarına ya da telefonuma kaydettim. Masaya oturduğumda ise o kelimelere bakmam, zihnimdeki o akışı ve konunun gidişatını yeniden canlandırmama yetiyordu. Yazmak, benim için o dağınık kelime ipliklerini ustalıkla birbirine bağlama sabrıdır.

13-Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda bu durumun üstesinden nasıl geliyorsunuz?

Bana göre bu tıkanıklığı aşmanın tek bir yolu var: Ne olursa olsun yazmaya devam etmek. Çünkü o an yazdığınız şey çok saçma veya yersiz görünse bile, nihayetinde bir düşüncedir. Ve zihin, var olan o ilk düşünce kâğıda dökülüp boşaltılmadığı sürece yenilerini üretmeye alan bulamaz. Böyle anlarda mükemmelliği aramadan, aklıma ne geliyorsa durmaksızın yazıyorum. İlk birkaç paragrafın ardından zihin kendi ritmini bulmaya, bambaşka fikir kapılarını aralamaya başlıyor ve o tıkanıklık kendiliğinden çözülüveriyor. Bu, kendi yazım serüvenimde keşfettiğim ve her sıkıştığımda meyvesini topladığım en etkili yöntemdir.

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir