ÖYKÜ..BABACIK…Gülçin Granit

BABACIK

“Olur ya bir gün hafızamı kaybedersem beni, bana nasıl anlatırsın?”

Büyük bir ciddiyetiyle sorduğunda ben ilk cümlemi içimden söylemiştim bile. Yandık! Ailede Alzheimer genetik. Bugün sana, yarın bana babacık.

Eğildim, kulağına yaklaşıp fısıldadım: “Baba… Sen bir sır gibisin. Saklanıp duruyorsun içimde.”

Çözmem gereken bir formül gibi bakıyordu yüzüme. Titrek ellerini tuttum, gözyaşlarını sildim ve gözlerini bakışlarıma hapsettim. Sanki yılların o gizemli ağırlığı vardı üzerinde? Bana bugünkü gibi hiç bakmamıştı. Ben, seni baba hiç bu kadar korunaksız bulmamıştım. Şu lanet hastalık sende saf bir çocuğun çaresizliğini üzerine serpelemiş ve seni yarı çıplak bırakmıştı. Korkma! Ben üstünü örtüyorum baba. Zaman zaman bana bir şey söylemek ister gibi bakıyorsun. O zaman düşünüyorum. Bana anlatamadığın sırların, anlatmak isteyip de anlatamadıklarında mı? Yoksa susup da yutkunduklarında mı? Belli ki aklında dalgalanan gelip geçer hatıralarından. Allah korusun ya! Bir gün olur da hafızanı tümden kaybedersen, seni, sana hatırlatacak bir adrese gideceğiz. Sakın merak etme, hep yanındayım olacağım babacık!

Kendini ve geçmişini anımsayınca; işte o an kısa süreliğine de olsa, benliğindeki gerginlik gidecek, yerinde tatlı bir temaşa kalacak. Küçükken benim sihirbazım olduğunu düşlerdim. Şimdiyse o sihirbaz ben olacağım. İlk defa sınıfımdaki Tolga’ya âşık olduğumu sana söylemek isteyip de söyleyemediğim gün ne demiştin bana: “Sana bir sır vereceğim evlat. İsteklerini bu kâğıda yaz ve bahçemizdeki koca çınarın kovuğuna sakla. Dikkatli ol! Seni kimse görmesin! Böylelikle sırrın orada hep güvende kalsın. Belki, Tanrı ’da beğenir onları alır ve kabul eder.”

Sen ne akıllı bir adamdın baba. Bana ait her şeyi cımbızlayarak almayı başarıyordun. Böylelikle Tanrı her dileğimi kabul ediyor sanıyordum. Yıllar içinde benim için eğlenceli bir oyuna dönüşmüştü bu. Artık ben, sana yaptırmak istediklerimi de yazıp bırakıyordum. Artık öğrenmiştim ki Tanrı’ya ulaşmak için kâğıda kaleme ihtiyaç yoktu, benim Burak atım dualarımdı.

 

Boyum koca çınarın gövdesine erişti, kâğıtları iki elime sığar oldu ve yalnızca senin yapmanı istediklerimi bırakıyordum artık kovuğa. Artık tüm sırlarımı Tanrı’ya yükledim. Yalnız senin mutlu olmanı diliyorum baba. Annemi talihsiz o kazada kaybedinceye kadar, ağaca da ne çok sırlar yükledik. Annemden sonra seni de kaybedemem.

Ben o mis kokulu ağacın kavuğunda büyüdüm. Sense orada yaşlandın babacık. Unutturmaz kendini o koca çınar sana, ne de bana! Unutturmaz… Yalnız bize ait değildi o çınar. Hışırdayan yapraklarında ne emsalsiz kuşların yuvaları olurdu. Hep onlarla konuşurdum biliyor musun baba? Biz gibi onlarda geldi ve geçtiler. Olgunlaştıkça senin daha fazla yalnız yaşamana gönlüm razı olmadı, çünkü sen tam orta yerinden bölünmüştün. Seni çaresizliğe daha fazla sürüklemek istemedim. Bu dertler sana ağır gelmişti. Hayatını omuzlayacak bir eşe ihtiyaç duyuyordun. Bense üvey de olsa bir anneye. İnanır mısın baba, bunu yalnız senin için istedim. Artık bundan sonra yüzün biraz olsun tebessüm etsin istedim.

İyi kadındı Hatice abla. Keşke onu da vermeseydik kara toprağa. Bazen çaresiz kalır insan, hatta ne dua etmesi gerektiğini bilemez. İşte o anlarda Tanrı’ya sığınırım. O duymak için işitmeye ihtiyaç hissetmez, “Onun bir bildiği vardır.” der geçerim. O’na sonsuz güvenirim. Başka çarem de yok ki baba.

Yaşam boyu sıkıntı çektin. Aklı formatlıyor bu hastalık. Yalnız bir şey yükleyemiyorsun aklına, şimdiki zamanı. Sen yalnızca şunu bil; seni her zaman muştulamak isterim. Sakın merak etme ben, seni her zaman koruyup gözetirim. Bu hastalık kaderimiz olsa da senle hayatım her zaman zemheri bahara dönüşecek. Eğer unutacak olursan kendini ve beni. Seni o koca çınarın altına götüreceğim. Kollarını kocaman açıp ulu çınara sarılmanı bekleyeceğim. Ellerini ağacın yıllanmış bedenine gezdireceğim, bekleyeceğim sonra bekleyeceğim. Anımsamanı bekleyeceğim. Yine de anımsamaz ve hatırlamazsan…  Seni sana anlatmak için ağacın kavuğuna önceden bıraktığım mektubu çıkaracağım. Seni ne kadar sevdiğimi defalarca haykıracağım. Seni seviyorum baba! Seni seviyorum! Oldu ya! Beni ve kendini yine de anımsayamazsan derisi kurumuş öpülesi elini, kaldırıp kalbime götüreceğim. İşte o zaman orada nasıl titrediğimi göreceksin babacık.

Gülçin Granit

 

 

Özgeçmiş;

Adım, Gülçin Granit 13.12.1966 İstanbul doğumluyum. Evli iki çocuk annesiyim. Emekli noter memuru olup; “Karınca Kral Olunca” adlı masal kitabım ile “Hamura Fısıldayan Kadın ve Sıdkımı Sıyırdın Selahattin isimli” isimli iki öykü kitabım var. İki birincilik ve bir üçüncülük ödülüm var. Aylık Edebiyat dergilerine; Dil Edebiyat, Asonans, Efruz, Acemi, Cumba Fanzin, Ekin, Güncel edebiyat dergilere öykü gönderiyorum.

 

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir