Gadaşım.. Hayri Varol

  1. Sizi biraz daha yakından tanıyabilir miyiz?

Ben, Hayri Varol. 1971, Bafra doğumluyum. Bir tütün köyü olan Sarıköy Köyü’nde, tütün tarlaları arasında büyüdüm.

Kara önlük, beyaz yakalık dönemi ilkokulu öğrencilerindenim. Siyah beyaz dönemlerin tutkunu oluşum da bundandır belki de.

Küçük bir koruluğun içerisinde olan bir evde ve koruluktaki ağaçların dibinde serili yemyeşil çimenlerin üzerinde, çimlerin aralarındaki rengarenk çiçeklerle ve ağaçların dallarına konan serçelerle, daldan dala zıplayan sincaplarla geçti çocukluğum.

İlkokulu bitirdikten sonra mahallemizin camiinde 1 yıl Kur’an kursu aldıktan sonra Bafra İmam Hatip Lisesi’ne kaydoldum. 7 yılda bitirmem gereken okulumu, 2 yıl ara vererek, 9 yılda zorla bitirdim.

Delikanlılık yıllarım Bafra’nın muhteşem geçmişinin ve geçmişindeki kültürel zenginliğinin izlerini taşıyan, sonraki yıllarında hayatı sert ve katı yaşayan mahallelerinin sokaklarını adımlayarak geçti. Tam bir ‘hayat okulu’ idi, Bafra’nın sokakları, o yıllarda.

O yıllardaki yaşam tarzım imamlık yapmaya uygun olmadığı için, İmam Hatip Lisesi’ni bitirmiş olmama rağmen imam olmayı tercih etmedim. Zaten mezun olur olmaz, diploma almayı dahi beklemeden doğduğum şehir olan Bafra’dan ayrıldım.

İstanbul’a gittim.

İlk girdiğim üniversite sınavını kazanamamıştım, sonraki sınavlara ise tamamen aklımdan çıkmış olduğu için giremedim. Yani, hiçbir zaman üniversiteli olamadım.

İstanbul’dan hızla ayrılmak zorunda kaldım. Ayrılırken arkama dahi bakamadım.

1993 yılıydı, Çerkezköy’e geldim. Otuz yılı geçeli çok oluyor, bu şehirdeyim.

Bu şehirde ikinci kez doğdum. İş, yuva, eş, evlat ve iyi bir sosyal çevre sahibi oldum. Şimdi elimde sadece iyi bir sosyal çevre kaldı, diğerlerinin hepsini kaybettim.

Çok uzun bir dönem aktif siyaset yaptım. Çevrem belki siyaset aracılığıyla genişledi ama şuan siyasetten, siyasi partilerden, parti liderlerinden nefret ediyorum.

Gençlik yıllarımdaki hayalim Yeşilçam’da iyi bir aktör olmaktı. Ayhan Işık Sokağı’na gitmişliğim çoktur. Olamadım. Çünkü bu anlamda hiçbir girişimim olmadı.

Başarılı bir öğrenci değildim ama kitap okumayı çok severdim. Akranlarım Cin Ali ve resimli hikaye kitapları okurken, ben Güliver’in Serüvenleri ve Robinson Crusoe okuyordum. Köyümüzde gazete dahi okuyan, gazeteye ulaşabilen yokken, ben beş parasız, yürüyerek gittiğim şehrimizden Çarşaf, Fırt, Gırgır, Tele Magazin gibi dergileri alıyor, onları okuyordum. Tom Miks, Teksas, Zagor, Kızılmaske, Judas, Tom Braks, Karaoğlan, Tarkan, Kara Murat, Yüzbaşı Volkan, bizim köyde sadece benimle tanışırlardı.

Yazarlığımın temeli aslında erken yaşlardan itibaren kitap okumaya başlamakla ve hayat boyu sürdürmekle geçtiğine dayalıdır. Askerde nöbet tutarken dahi kitap okudum.

Birçok internet sitesinde ve yerel gazetelerde köşe yazıları yazdım. Çerkezköy Havadis Gazetesi’nde, ‘’Kuzeyden Gelen Adam’’, Çerkezköy Ekspres Gazetesi’nde, ‘’Yazarsa Hayri VAROL Yazar’’, köşelerimdeki yazılarım çokça takip edildi. Kapaklı Yorum Gazetesi, Kapaklı Gazetesi gibi günlük ve haftalık çıkan gazetelerde yazdım. 724 İstanbul, İstanbul Hareket, Yaren Haber, Bafra Vip, Trakya Haber, gibi internet sitelerinde yazdım.

Çerkezköy’den yayın yapan Şeker Medya You Tube kanalında ‘’Hayri VAROL ile Konuşulacak Çok Şey Var’’ adlı 40 bölümlük program yaptım.

İlk kitabım olan ‘’Tanınmamış Kişi’ geldi ve böylece ‘’kitabı olan yazarlar’’ arasına girdim. Bu kitabım daha çok köşe yazılarımdan ve sosyal medya hesaplarımda paylaştığım yazılar derlenerek oluştu. Bu bir başlangıçtı.

Sonra, ilk romanım geldi. ‘’Ayçiçeği Tarlalarına Beton Dökülürken’’ Yazarlıktaki asıl hayalim roman yazarlığı idi.

Peşinden ikinci romanım ‘’Kazak Gölü’nde Kanat Çırpan Beyaz Kuğular’’ geldi.

Nihayetinde, dördüncü kitabım, üçüncü romanım olan, ‘’Gadaşım’’ geldi.

Sonra ne olacak, bilmiyorum.

 

 

2. Hayatınızın dönüm noktaları, yazarlığa yönelmenizde etkili olan olaylar nelerdi?

 

Yazarlığa başlamamda öyle etkili olaylar ya da dönüm noktaları filan yoktur. İyi yazdığıma inancımdandır yazarlığa yönelmem. Hikayelerim vardı, anlatacaklarım vardı, hayal ettiklerim, kurguladıklarım vardı; yazmalıydım.

Ve hiç şüphe yoktur ki, çocukluğumdan bu yana okuduğum romanların verdiği hazlardır, yine beni yazmaya yönlendiren.

3.  Yazarlık serüveninizde kaleme aldığınız ilk eser mi? İlk eseriniz neydi?

 

Yayımlanan ilk kitabım, anılarımdan, öykülerimden, sosyal medya paylaşımlarından, aforizmalarımdan ve çeşitli sitelerde ve gazetelerde yayınlanmış köşe yazılarımdan derleme olan, ‘’Tanınmamış Kişi’’ dir.

4. Bu ilk adım size ne hissettirdi?

 

Bu ilk adım bana, bundan sonrasını da yapabileceğimi hissettirdi.

Çevremdeki herkes beni kitap yazmaya zorluyordu. Ben, kitap yayımlamanın zorluklarını biliyordum ve bunu başaramayacağımı düşünüyordum. Bu ilk adımla başarabileceğimi hissettim. Başarılı bir yazar olarak kabul görecek miyim, çok okunan bir yazar olabilecek miyim, bunu bilemiyorum ama en azından üçü roman olmak üzere dört eseri okurlara sundum.

5.  Eserlerinizde tekrar eden temalar ya da sizi yansıtan karakterler var mı?

 

Eserlerimde tekrar eden temalar var mı? Evet, var. Mesela, göç, gurbetçilik, ayrılık. En iyi bildiği şeyleri yazmalı bir yazar. Ayrılığı çok iyi biliyorum.

Beni yansıtan karakterler var mı? Tabi ki de var. Hatta, çokça var.

6. Kendinizi yazdığınız karakterlerde bulduğunuz olur mu?

 

Çoğunlukla karakterler bende kendilerini buldular.

Yazarların karakterlere kendilerini sıklıkla taşıdıklarını düşünüyorum.

7. Bugüne kadar yayımlanmış kitaplarınızdan kısaca bahseder misiniz?

 

Bahsetmiştim. İlk kitabım olan ‘’Tanınmamış Kişi’ geçmiş dönemlerde çeşitli mecralarda yayınlanan yazılarımdan derlenerek ortaya çıkmış bir kitaptı. Yakın çevremde ilgiyle karşılandı. Uzun yıllar siyasetle uğraşmış birinden bir kitap beklemeyenler de vardı, kalemimin güçlü olduğunu düşünenler ve yazılarımı mutlaka kitaplaştırmam gerektiğini söyleyenler de vardı. Hazırlık aşamasını sessiz sedasız yaptım ve bir sürpriz olarak sundum. Çok beğendiler. Hatta bir süre beni birbirlerine takdim ederken ‘’Tanınmamış Kişi’’ diye adlandırdılar beni. İşin bir güzel yanı da, bu kitapla birlikte etrafımda bir çok yazmaya meyilli genç benden fikirler istediler, cesaretlendiler.

‘’Ayçiçeği Tarlalarına Beton Dökülürken’’ yeni gelişen ve bir sanayi şehri olan Çerkezköy’e Anadolu’dan göç etmiş bir gencin ani yükselişi, hak etmediği bir şekilde zirveyi görmesi ve sonrasını anlatan, biraz sosyal, biraz psikolojik, biraz toplumsal, çok az polisiye tarzda bir roman. ‘’Ayçiçeği Tarlalarına Beton Dökülürken’’ iyi roman okuyucuları tarafından çok olumlu notlar aldı. Bu beni çok mutlu etti ve sonrası için bana güç verdi.

‘’Kazak Gölü’nde Kanat Çırpan Beyaz Kuğular’’da başka bir şey denedim. Bu romanın baş karakterlerini, çok yakışıklı ve güçlü bir genç adam ve güzeller güzeli bir genç kız yapmadım. Belediye çöp işçisi, bedensel noksanlıkları olan bir eski mahkumla, yine bedensel noksanlıkları olan bir kadını baş karakter olarak okuyucunun önüne koydum. ‘’Sadece yakışıklı erkeklerin, güzel kadınların hikayeleri yoktur’’ dedim, bu romanda. ‘’Yanlarından geçip gittiğiniz, yüzlerine dahi bakmadığınız o insanların da birer hikayeleri var’’ dedim. Ve, onların hikayeleri diğerlerinin hikayelerinden daha derin ve daha yakıcı. Okuyucuyu biraz rahatsız etmek istedim bu romanda.

‘’Gadaşım’’ daha yeni bir roman. Birkaç aylık bir geçmişi var. Dedim ya, yazarlar en iyi bildikleri şeyleri yazmalılar. Ve eklemiştim, ayrılığı çok iyi biliyorum. Bu romanda ise arkadaşlığı, dostluğu, vefayı, adam satmamayı, yarı yolda bırakmamayı anlatırken en çok da ayrılığın ne yakıcı bir şey olduğunu anlattım. En iyi bildiğim bir şeyi yani.

8. Bu kitapların sizin için anlamı nedir?

 

Evlat gibiler.

9. Yazarken size ilham veren şey nedir?

 

Bana ilham veren en derin kaynağım toplumun kendisidir. Toplumun davranışı, toplumun karakteri, toplumun psikolojisi. Toplumu ve insanları gözetleyerek yaşıyorum ben. Gözetleyerek, inceleyerek ve değerlendirerek. Mesela, otobüs terminallerinde hayatımda ilk defa gördüğüm ve artık asla göremeyeceğim yolcuların yüzlerini, bakışlarını inceliyorum, onları uğurlamaya gelenleri süzüyorum. Hemen oracıkta hal, hareket ve tavırlarına göre üzerlerine bir hikaye konduruyorum. Yani, tamamen toplumdan ve insan yüzlerinden besleniyorum. E n çok da bakışlarından.

10. Bir fikri yazıya dönüştürmeye iten duygu ya da an nedir?

 

Bir fikre dair bambaşka şeyler söyleyebileceğimi düşünmem beni sıklıkla yazmaya iter. Gündemle alakalı mesela, herkes konuşur, bakarım, neredeyse herkes birbirinin tekrarını yapıyor ya da ana akım medyadan etkilenerek, önlerine sunulanı tekrar ediyorlar. Ben burada kendi özgün düşüncemi mutlaka yazmam ve bunu insanlara ulaştırmam gerektiğini düşünürüm. Tabi bu bazen insanı yalnızlaştırıyor da. Çünkü toplum kendisi gibi olmayanı kabul edemiyor çoğu zaman.

11. Bir yazar olarak üretim rutininiz nasıldır?

 

Bir rutinim yok. Değişkenim. Dünümle bugünüm, bugünümle yarınım hatta saatim saatime uymuyor. Bunu her açıdan düşünebilirsiniz. Kafam çok yerinde değil.

12. Belirli bir yazma saatiniz ya da ritüeliniz var mı?

 

Bir önceki soruya verdiğim cevabın tekrarı olabilir, bu soruya vereceğim cevap. Keşke düzenli bir psikolojim ve dingin bir kafam olsa da, bir rutin ve belirli ritüeller oluşturabilsem.

13. Yazma sürecinde sizi en çok zorlayan şey neydi?

 

Mesela, Ayçiçeği Tarlalarına Beton Dökülürken romanını yazarken bir sandalyem ve bir masam yoktu. Masa olarak anamın eski çeyiz sandığını, sandalye olarak ise bir kamp sandalyesini kullanmıştım. Sandalye paramparça oldu. Burada sorulmak istenen bu gibi zorluklar değil, biliyorum ama, ‘’zorluk’’ deyince bu aklıma geldi.

Bu arada, yazmak için konforlu bir sandalye ve masam halen yok.

14. Hiç vazgeçme noktasına geldiğiniz oldu mu?

 

Yazma sürecinde değil ama kitabı okuyucuya ulaştırma, tanıtımını yapma sürecinde çok tıkandım ve birçok kez bir daha yazmama kararı aldım. Tanınmamış yazarlar için, yazmaktan ve yayımlatmaktan daha zor olanı eserin duyurulmasıdır, okuyucuyla buluşturulmasıdır. Okuyucu maalesef yeni yazarlara çok şans tanımıyor. Belki de haklı olarak önyargılı olabiliyor. Yayınevleri de bu eserlere çok fazla yatırım yapmıyor ve yayım sonrasında o eserler için çokta emek ve mesai sarf etmiyorlar. Yazarsın, eser vermişsin, iyi yazdığına da inanıyorsun ama bir pazarlamacı gibi kitabını satmaya çalışmak durumunda kalıyorsun. Ben bu noktada çok zorlandım. Ben pazarlama bilmem, alma-satma bilmem, kitabımın fiyatını söylerken bile kat kat ezilerek söylüyorum. Bu anlamda tıkanma ve vazgeçme noktasına gelmişliğim oldu.

Yoksa daha çok üretebilirim.

15. Eserlerinizin ana fikirleri ya da vermek istediğiniz temel mesajlar nelerdir?

 

Ben hayatın içerisinde gördüklerimi, izlediklerimi konu ediniyorum, onları yazıyorum. Özel olarak bir şey dayatmıyorum, işte ille de bunu görün, gibi bir tavrım yok. Esas okuyucunun yazdıklarımdan ne çıkardıklarını bilmek isterim. Benden okuduklarından ne aldılar, ne gördüler, neyi emebildiler? Bu sorunun cevabını okuyucu da ararım ben.

Ama ille de vermek istediğim bir şeyi söylemem gerekirse, insanların birbirlerine saygı duyarak yaşamaları gerektiği mesajlarımı almalarını arzu ederim. Doğaya, çevreye, hayvanlara ve kendilerinden zayıf olanlara merhametle yaklaşmalarını istediğimi anlamalarını isterim.

Bir de bu vatana, kurucu iradeye ve kurucu lidere saygı beklerim. Bunların mesajlarını eserlerimin sayfaları arasından süzerek emmelerini isterim.

16. Okuyucunun metnin sonunda zihninde neyle kalmasını istersiniz?

‘’Hımm!’’ diye mırıldanıp, başını öne ve arkaya ağır ve ritmik bir şekilde sallarken, ‘’Vay be!’’ demesini arzu ederim.

17. Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?

 

Bir de benden dinlesinler.

18. Sizi diğer yazarlardan ayıran şey ne olabilir?

 

Çok okudum. O kadar çok okudum ki, yazdıklarımın diğerlerinden farklı olmasını istedim. Diğerleri zaten vardılar, onlar zaten söylediler. Benim yazdıklarım onlarınkilerin aynısı olursa bundan ilk önce ben razı olmazdım. Ruhumu tatmin edemezdim.

Bir dönem çok bulmaca çözerdim. Kare ya da çengel bulmaca. Bir süre sonra çok kolaylaştı bu bulmacalar, artık keyif alamıyordum bulmaca çözmekten. Bu kez de bulmaca hazırlamaya başladım. Keyif ve heyecan yeniden başlamıştı.

19. Son olarak, edebiyat yolculuğunda olan genç yazarlara veya yazar adaylarına ne söylemek istersiniz?

 

Yazmaya başlar başlamaz lütfen hemen ‘’büyük yazar’’ havalarına girmeyin. Hatta bir yazar kalıbı oturtmayın hal ve tavırlarınıza. Sakin olun, rahat olun, kasmayın. Yazın, yayımlayın, dağıtmaya ve okuyucuya ulaşmaya odaklanın. Gerisi zamanla yerine oturur. Olgunlaştıkça toplum sizi ‘’yazar’’ olarak sıfatlandıracaktır zaten, emin olun.

Bir de, kendinize ‘’yerel yazar’’ dedirtmeyin. Bir şehirde yaşıyorsunuz diye o şehrin yazarı değilsiniz, siz tüm dünyaya hitap ediyorsunuz ve eserleriniz yaşadığınız şehirleri aşmaya namzettirler.

Bir şey daha var, katılacağınız fuar ya da benzer etkinliklerde insanlara zorla kitap satmaya çalışmayın. Ağır olun.

Nasıl yazacağınız konusunda bir tavsiye vermek haddime değildir. Doğru ve düzgün yazın ama kendiniz olun. Herkes, her kafa, her akıl, kendine göre bir zenginliktir, kendine göre bir farklılıktır. İstediğiniz gibi yazın. Ben karışmam.

20. Yazmaya yeni başlayanlara bir tavsiye mektubu yazacak olsanız, ilk cümlesi ne olurdu?

 

Bir önceki soruya verdiğim cevaplara benzer şeylerle başlardım.

‘’Sevgili dostum; henüz ‘yazar’ olmadın, sakin ol, ağır ol…’’

 

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir