
1-Eser Sahibi Kimdir?
Ben Ümüt Yiğit, 1980 yılında Almanya’da doğdum. Akademik çalışmalarını
Türkiye’de sürdürdüm, hâlen Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nde öğretim üyesi
olarak görev yapmaktayım. Çalışma alanlarım ve akademik üretimlerimle bilimsel ve
ayrıca kültürel alana katkı sunmaya çaba gösteriyorum.
2-Hayatınızın dönüm noktaları ve yazarlığa yönelmenizde etkili olan olaylar
nelerdi?
Üniversite yıllarım, hayatımın en önemli dönüm noktalarından biri oldu. Bu süreçte
yoğun biçimde kişisel gelişim kitapları okumaya başladım. Okuduğum eserler, hem
düşünce dünyamı hem de kişisel gelişimimi son derece olumlu yönde etkiledi.
Özellikle lisans eğitimim sürecinde başarı ve motivasyon odaklı kitaplara yönelmem,
hedeflerime daha kararlı adımlarla ilerlememi sağladı. Bu motivasyonun bir sonucu
olarak lisans eğitimimi birincilikle tamamladım.
Yüksek lisans eğitimimi tamamladıktan sonra özel sektörde, satış ve pazarlama
alanında farklı sektörlerde çalışma fırsatı buldum. Görev aldığım kurumsal firmalarda
hem aldığım mesleki eğitimler hem de gelişimime katkı sağlamak amacıyla
okuduğum kitaplar bana önemli kazanımlar sundu. Her yeni iş, beraberinde yeni
fırsatlar ve deneyimler getirdi.
Zamanla yüksek lisans mezunu olmam, beni doktora eğitimine yönelten önemli bir
motivasyon kaynağı oldu. Yüksek lisans eğitiminin, doktora yolculuğunun bir anahtarı
olduğunu fark ettim. Öte yandan iş dünyasında edindiğim deneyimler ve okuduğum
kitaplar, beni kişisel gelişim alanında yazmaya teşvik etti.
2012 yılından itibaren kişisel gelişim kitabımı yavaş yavaş kaleme almaya başladım.
Ancak bu süreç oldukça sancılı ilerledi. Defalarca yazdım, sonra ara verdim;
yazdıklarımı bir kenara koydum. Kitabı tamamlama fikrini sürekli erteledim. Ta ki bir
gün bir büyüğümün şu sözlerine kadar: “Ümüt, bu eseri ne zaman yayımlayacaksın?
Yazdığın kadarını yayımla; gerekirse sonrasında düzeltir ya da eklemeler yaparsın.”
Bu telkin, yazım sürecimi hızlandırmamda önemli bir dönüm noktası oldu. Yine de
süreç kısa olmadı. Yazdım, ara verdim; zaman hızla geçti ancak eser bir türlü
tamamlanmıyordu. Sonunda kitabın artık yayımlanması gerektiğine karar verdim ve
bir yayıneviyle görüşme gerçekleştirdim. Bu aşamadan sonra süreç daha sistemli ve
hızlı ilerledi. Yayın evi ve editörle son derece koordineli çalışmamıza rağmen, kitabın
basım aşaması yaklaşık dört ila beş ay sürdü.
3-Yazarlık serüveninizde kaleme aldığınız ilk eser mi? İlk eseriniz neydi?
Toplamda yedi eserim bulunmaktadır. Bu eserlerim arasında kişisel gelişim kitabı
olan POTANSİYEL, kaleme aldığım ilk eser olarak değerlendirilebilir. Potansiyel,
yıllar içinde edindiğim bilgi, deneyim ve kazanımları insanlarla paylaşmama vesile
olan özel bir çalışmadır.
Eserin temel hedeflerinden biri, iş dünyasının zorlu ve rekabetçi yollarında genç
bireylerin daha bilinçli, farkındalığı yüksek ve sağlam adımlarla ilerlemelerine katkı
sağlamaktır. Kitapta; iş dünyasının gerçekleri, insan ilişkilerinin önemi ve etkili
iletişimin hayatımızdaki belirleyici rolü sade ve anlaşılır bir dille ele alınmaktadır. Bu
yönüyle eser, özellikle genç ve orta yaş grubundaki bireylerin okuması gereken
değerli bir kişisel gelişim kitabıdır.
Kitabın ismini özellikle Potansiyel olarak seçtim. Çünkü her birey bir potansiyele
sahiptir; ancak bu potansiyel kişiden kişiye farklılık gösterir. Okuyucuların, kendi
potansiyelleri doğrultusunda kitaptan farklı kazanımlar elde edebileceklerine
inanıyorum. Her okur, bu eserden kendi yaşamına uygun bir değer ve anlam
çıkarabilir.
Kişisel gelişim yolculuğumda, “değişmeyen tek şey değişimin kendisidir” ilkesini
vizyonumdan hiçbir zaman eksik etmedim. Günlük yaşamımı ve mesleki gelişimimi
bu anlayış doğrultusunda şekillendirmeye gayret ettim. Okuduğum kişisel gelişim
kitaplarının bana önemli katkılar sağladığını rahatlıkla söyleyebilirim. Özellikle iş
dünyasında aldığım eğitimler sırasında karşılaştığım eğitmenler, beni yabancı
yazarların kişisel gelişim eserlerine yönlendirme konusunda oldukça etkili oldu.
Ancak yurt dışına yaptığım bir dizi seyahatten sonra, yabancı yazarların kaleme
aldığı kişisel gelişim kitaplarının hayatımdaki yerini yeniden sorgulama fırsatı buldum.
Farklı ülkelerdeki yaşam tarzlarını, gençlerin hayattan beklentilerini, mevcut fırsatları
ve iş dünyasının dinamiklerini gözlemlediğimde; bu unsurların ülkemizdeki
koşullardan ve gerçeklerden oldukça farklı olduğunu fark ettim.
Bu gözlemlerim doğrultusunda, eserimin kalan bölümlerini yeniden ele alarak
güncellemeye ve geliştirmeye çalıştım. Türkiye’de yetişmiş bireylerin, iş dünyasına
rakiplerinden daha avantajlı bir şekilde girebilmeleri ve başarı basamaklarını daha
hızlı tırmanabilmeleri için; yerel dinamikleri dikkate alan, örneklerle zenginleştirilmiş
ve uygulanabilir bir içerik oluşturmayı hedefledim. Bu yaklaşım, kitabımın hem daha
gerçekçi hem de daha etkili bir rehber olmasını sağladığını düşünüyorum.
Eserlerim sırasıyla şöyledir:
1. POTANSİYEL – Kişisel Gelişim
2. KAPINDAKİ KEDİ – Kurgu Roman
3. KRAL NAM-EH – Bilim Kurgu Roman
4. AYTEN – Biyografi
5. MARCIN DUDA – Biyografi
6. CADILAR ARAMIZDA – Fantastik Kurgu Roman
7. KARINCA TİLA VE SİHİRLİ LAMBA – 4–6 Yaş Çocuk Kitabı
4- Bu ilk adım size ne hissettirdi?
İlk eserimi elime aldığımda tarifsiz bir mutluluk hissettim. Yazma süreci boyunca
çevremden aldığım destek ve takdir dolu geri dönüşler, motivasyonumu her zaman
diri tuttu. Dostlarım, arkadaşlarım ve ailem bu yolculukta bana en büyük desteği
veren kişiler oldu.
Aslında yazma sürecine bir kez başladığınızda, her şey çok daha hızlı ilerliyor. Eserin
ortaya çıkmasıyla birlikte, duygu ve düşüncelerimin uzun yıllar boyunca insanların
ellerinde dolaşacağını, dilden dile, kulaktan kulağa aktarılacağını düşünmek benim
için son derece heyecan verici.
Ayrıca bu eserin farklı dillere çevrilerek, farklı kültürlerden okurlarla buluşma ihtimali
de beni en çok mutlu eden ve heyecanlandıran unsurlar arasında yer alıyor.
Yazdıklarımın sınırları aşarak daha geniş bir kitleye ulaşacak olması, bu ilk adımı
benim için çok daha anlamlı kılıyor.
5-Eserlerinizde tekrar eden temalar ya da sizi yansıtan karakterler var mı?
Eserlerimde bilinçli olarak tekrar eden bir tema ya da doğrudan beni yansıtan
karakterler bulunmuyor. Ancak şunu da kabul etmek gerekir ki, ortaya çıkan her eser;
yazarın düşünce dünyasında şekillenen, yıllar boyunca biriken ve adeta aynı
kazanda kaynatılan bir sürecin ürünüdür. Bu yönüyle bakıldığında, eserlerin tamamı
dolaylı olarak yazarın bir yansımasını taşır.
Eserlerimin oluşum süreci, hayal gücümüzün ulaşabileceği sınırları ve anlatının ne
kadar geniş bir evrene açılabileceğini göstermesi açısından benim için oldukça
keyifliydi. Yazarken büyük bir eğlence ve özgürlük hissettim. Basım sürecinde
eserlerimi defalarca okuma fırsatı buldum; her okumayı hiç sıkılmadan, büyük bir
keyifle gerçekleştirdim.
En büyük temennim, benim yazarken aldığım bu keyfi ve heyecanı okurların da
eserlerimde bulabilmesidir.
6-Kendinizi yazdığınız karakterlerde bulduğunuz olur mu?
Karakterlerde kendimi doğrudan varmış gibi görmek ya da kendimi karakterin yerine
koyarak eserlerimi kaleme almayı ve yayımlamayı uygun bulmuyorum. Aksine,
yarattığım dünyada karakterlerin yazım sürecine bir ortak gibi yaklaşmayı tercih
ediyorum. Her karakterin kendi davranışları, duygu dünyası ve düşünce yapısıyla var
olmasına; kendi diliyle konuşmasına özen gösteriyorum.
Bu yaklaşım, karakterlerin daha özgün, daha gerçekçi ve okur nezdinde daha
inandırıcı olmasını sağlıyor. Benim için önemli olan, karakterin yazarın gölgesinde
kalmadan, kendi kimliğiyle okuyucunun karşısına çıkabilmesidir.
Kişisel gelişim kitabım ve biyografi türündeki eserlerimden Ayten’de, kurgu ve hayal
gücünden ziyade okurların gerçeklikle yüzleşmelerine özellikle büyük bir gayret ve
özen gösterdim. Bu eserde, yaşanmışlıkların ve hayatın kendisinin okurla doğrudan
temas etmesini hedefledim.
Biyografi eserlerimden Marcin Duda’da ise yine gerçek bir yaşam öyküsü
bulunmakla birlikte, bu biyografiyi benim hayal gücümle kurguladığım bir anlatı
iskeleti üzerine inşa ettim. Böylece eser, hem gerçeklikten kopmayan hem de edebi
bir derinlik kazanan bir yapıya kavuştu.
Diğer eserlerimde ise durum biraz daha farklı. Bu kitaplarda, tamamen kahramanların
yarattığı dünyalar, güçlü bir kurgu ve hayal gücü ön planda yer alıyor. Okuru
gerçeklikten alıp farklı evrenlere taşıyan bu anlatılar, yazarlık yolculuğumun hayal
gücüne dayalı yönünü yansıtıyor.
7- Bugüne kadar yayımlanmış kitaplarınızdan kısaca bahseder misiniz?
POTANSİYEL – Kişisel Gelişim
Bu eserimde, kişisel gelişim yolculuğum boyunca edindiğim deneyimleri ve
kazanımları okurlarla paylaşmayı amaçladım. Kitabın temel hedefi; özellikle genç
bireylerin iş dünyasının gerçeklerini fark ederek daha bilinçli, güçlü ve kararlı adımlar
atmalarına katkı sağlamaktır. İçeriğine dair temel amaçları daha önce detaylı şekilde
aktarmaya gayret ettim.
KAPINDAKİ KEDİ – Kurgu Roman
İngiltere’de doğup Amerika’da hayatını kaybeden bir kadının yaşamı üzerinden
ilerleyen bu roman, insanın kendisine verdiği değeri sorgulamasını merkeze alıyor.
Okuru içsel bir dönüşüme davet eden eser, “insan için önce kendisinin değerli
olduğu” gerçeğine küçük ama etkili bir farkındalık kazandırmayı hedefliyor.
KRAL NAM-EH – Bilim Kurgu Roman
Mars’ta başlayan bu hikâye, Gliese 12 Güneş Sistemi’nde yer alan Gliese 12b
gezegeninde devam ediyor. İyilik ve kötülük arasındaki mücadeleyi merkeze alan
eser, bu iki kavramın ulaşabileceği uç noktaları çarpıcı bir kurgu içinde ele alıyor.
Kitabın son cümlesi, eserin ana fikrini güçlü bir şekilde özetliyor:
“Hiçbir iyi, alınıp kötülükten pay çıkarmasın.”
AYTEN – Biyografi
1940’lı yıllarda Anadolu’nun kalbinde doğan bir kadının Almanya’ya uzanan yaşam
mücadelesini konu alan bu biyografi, yaşanmışlıkları tüm gerçekliğiyle okura sunuyor.
Ayten’in anıları üzerinden, bir dönemin sosyal ve insani yönlerini derinlemesine
inceleme fırsatı buluyorsunuz.
MARCIN DUDA – Biyografi
Polonya’da genç yaşlarda yelkenle tanışan Marcin Duda’nın serüven dolu hayatını
konu alan bu eser, bir biyografi olmasının yanı sıra edebi bir anlatım iskeletiyle
güçlendirilmiş bir yaşam öyküsü sunuyor. Okur, macera, tutku ve özgürlük
duygularıyla örülü bir yolculuğa tanıklık ediyor.
CADILAR ARAMIZDA – Fantastik Kurgu Roman
Bu eserde, tarih boyunca “cadı” adı altında kadınların nasıl yaftalandığı ve
katledildiği, farklı ve çarpıcı bir kurgu üzerinden yeniden ele alınıyor. Asıl amaçların
ne olduğu sorusu, okurun zihninde derin izler bırakacak şekilde işleniyor. Kitabı
bitiren herkesin aklında mutlaka yeni soru işaretleri oluşuyor.
KARINCA TİLA VE SİHİRLİ LAMBA – 4–6 Yaş Çocuk Kitabı
Minik kalpler için kaleme aldığım bu eser, erdemli bir bireyin nasıl olması gerektiğini
sade ve sıcak bir anlatımla ele alıyor. Hikâyenin sürpriz etkisini korumak adına
detaylara girmek istemiyorum; ancak çocuklar kadar ebeveynlerin de keyifle
okuyacağı bir kitap olduğunu söyleyebilirim.
8- Bu kitapların sizin için anlamı nedir?
Eserlerimde temel olarak, insanın daha iyi bir birey olabilmesini ve kötülükten
mümkün olduğunca uzaklaşmasını hedefledim. İyiliği yeşerten, vicdanı besleyen ve
insanı insan yapan değerlerle daha kolay buluşulabilmesi için kurgular oluşturmaya
gayret ettim.
Zamanla şunu gözlemledim: Kötülüğün yer ettiği kalplerde, bir süre sonra iyilik
kavramı dahi anlamını yitiriyor; hatta yapılan kötülükler bile iyilik olarak görülmeye
başlanabiliyor. İşte bu farkındalık, beni daha fazla yazmaya ve üretmeye sevk eden
en güçlü motivasyonlardan biri oldu.
Bu eserlerin ortaya çıkmasındaki asıl amacım; vakit geçmeden, yaptığı kötülüğü bile
iyilik zanneden bireylerin çoğalmaması ve bunun yerine iyiliği yaşam biçimi hâline
getirmiş, vicdanı güçlü, kalbi iyilikle şekillenmiş bireylerin çoğalmasına katkı
sunmaktır. Bu inançla, eserlerimin hayata geçmesi için canla başla çalıştım ve her
birini bu sorumluluk bilinciyle kaleme aldım.
9- Yazarken size ilham veren şey nedir?
Yazarken bana ilham veren en güçlü kaynak, hayatın kendisi. Çocuk parklarında
oynayan çocuklar, bankalarda çalışan anneler ve babalar, iş dünyasında evine
ekmek götürebilmek için canla başla mücadele eden insanlar… Modern dünyanın,
paranın acımasız biçimde şekillendirdiği yüzü de ilhamımın önemli bir parçası.
Geceleri gökyüzünde parlayan yıldızlar, sabah tüm enerjisi ve sıcaklığıyla dünyamızı
aydınlatan güneş, gecenin karanlığına son veren ay, kayan bir yıldız… Kıyıya vuran
dalgaların sesi, ormanda rüzgârla hışırdayan ağaçlar, kuşlar, can dostlarımız olan
sokak hayvanları; kediler, köpekler… Kısacası, bu dünyayı ve bu evreni birlikte
paylaştığımız yaşayan her canlı bana ilham verir.
Ben yazarken hayattan, yaşamın içinden besleniyorum. Geriye dönüp baktığımda,
“İyi ki yazmışım” diyorum. Kaleme aldığım her satırda tek temennim, okurunun bol
olması ve yazdıklarımın birilerine dokunabilmesidir.
10- Bir fikri yazıya dönüştürmeye iten duygu ya da an nedir?
Kelebek etkisi yaratabilmek, eserleri yazmamdaki en önemli sebeplerden biridir.
Yazdığım her satırın, küçük de olsa bir farkındalık oluşturmasını; bir düşünceyi, bir
bakış açısını ya da bir hayatı olumlu yönde etkileyebilmesini umut ediyorum. Çünkü
inanıyorum ki, bazen en küçük dokunuşlar bile zamanla büyük değişimlere
dönüşebilir.
11- Bir yazar olarak üretim rutininiz nasıldır?
Benim için bir eseri yazmaya başlamanın ilk adımı, sağlam bir kurgu oluşturmaktır.
Öncelikle hikâyenin iskeletini belirler, ardından bu kurgunun yol haritasını çizerim. Bu
yolculukta, tıpkı bir seyahat gibi, belirli istasyonlarım ve dinlenme noktalarım olur.
Zamanın içinde ileri ve geri giderek kurguyu zenginleştirebilmek, anlatının
derinleşmesini sağlar. Bu süreci sağlıklı bir şekilde yönetebildiğimde, zihnimde kurguladığım hayal yavaş
yavaş somut bir esere dönüşür. Ancak yazma ve kurgu süreci benim için son derece
yorucudur. Bir işe başladığımda, gece gündüz demeden tamamen o esere
odaklanırım. Kurgunun belirlediğim istasyonlarına ulaşıncaya kadar durmadan
yazmaya devam ederim.
Bu yoğun tempo elbette yıpratıcıdır; uykusuz geceler bu sürecin kaçınılmaz bir
parçasıdır. Ancak ortaya çıkan eseri görmek, tüm bu yorgunluğa değen en büyük
motivasyon kaynağımdır.
12- Belirli bir yazma saatiniz ya da ritüeliniz var mı?
Belirli bir yazma saatim ya da katı bir ritüelim yok. Ancak akşam saat 21.30’dan
sabah 4–5’e kadar olan zaman dilimi, sessizliğin hâkim olduğu bir ortamda bana
yazmak için oldukça elverişli fırsatlar sunuyor. Bu saatlerde zihnim daha berrak
oluyor, dikkatimi dağıtan unsurlar azalıyor ve kurguya çok daha kolay
odaklanabiliyorum.
13- Yazma sürecinde sizi en çok zorlayan şey neydi?
Benim için yazma süreci zorlayıcı bir süreç olmadı. Çünkü insan sevdiği işi
yaptığında, zorluklar zamanla kolaylığa dönüşüyor. Hayatım boyunca mümkün
olduğunca sevdiğim işleri yapmaya çalıştım ve başladığım her işi de severek
yapmaya gayret ettim.
İnsan yaptığı işi sevmezse, kendi enerjisini o işe tam anlamıyla veremiyor; bu da
ortaya çıkan sonucun yeterince başarılı olmamasına neden oluyor. Oysa sevginin ve
inancın yer aldığı her iş, mutlaka başarılı sonuçlar doğuruyor. Yazarken de bu
duyguyla hareket ettim ve sürecin her aşamasından keyif aldım.
14- Hiç vazgeçme noktasına geldiğiniz oldu mu?
Hayır. Başladığım bir işi yarım bırakmayı ya da sonlandırmamayı hiçbir zaman doğru
bulmadım. Benim için bir işe başlamak, onu tamamlamayı da göze almak demektir.
Bu anlayış, hem yazarlık sürecimde hem de hayatımın diğer alanlarında beni ayakta
tutan temel ilkelerden biridir.
15- Eserlerinizin ana fikirleri ya da vermek istediğiniz temel mesajlar nelerdir?
Eserlerimin merkezine her zaman insanı koydum. İnsanı; duyguları, zaafları,
mücadeleleri ve umutlarıyla ele alarak detaylandırmaya çalıştım. Anlatılarımda temel
amacım, iyiliğin her koşulda galip gelebileceğini göstermekti.
İnsan doğasının karmaşıklığı içinde iyiliği korumanın ve çoğaltmanın mümkün
olduğuna inanıyorum. Bu nedenle eserlerimde, okuru iyiliğe yönelten, vicdanı diri
tutan ve insana dair umudu canlı kılan mesajlar vermeye gayret ettim.
16- Okuyucunun metnin sonunda zihninde neyle kalmasını istersiniz?
“Woowww…”
Ve hemen ardından şu soruyla: Ben bu hayatta neyi, nasıl daha iyi yapabilirim?
17- Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?
Çünkü bu kitaplar; insanı merkeze alan, iyiliği yeşertmeyi amaçlayan, hayatın içinden
beslenen ve okurun zihninde bir “woowww” bırakarak onu kendi potansiyelini,
vicdanını ve yaşam yolculuğunu yeniden sorgulamaya davet eden samimi bir yol
arkadaşlığı sunuyor.
18- Sizi diğer yazarlardan ayıran şey ne olabilir?
Beni diğer yazarlardan ayıran en temel unsur; yazdıklarımı bir kurgu ya da metin
üretme süreci olarak değil, hayatın kendisiyle kurduğum samimi bir bağ olarak
görmemdir. Eserlerimde insanı merkeze alır, iyiliği çoğaltmayı amaçlar ve okuru hazır
cevaplarla değil, doğru sorularla baş başa bırakırım. Hayattan, sokaktan, doğadan, iş
dünyasından ve insanın iç yolculuğundan beslenirim. Yazarken bir mesaj dayatmak
yerine, küçük bir dokunuşla bir kelebek etkisi yaratmayı hedeflerim. Belki de beni
ayıran şey; yazmayı bir sonuç değil, insanı daha iyiye taşıyabilecek bir yolculuk
olarak görmemdir.
19- Son olarak, edebiyat yolculuğunda olan genç yazarlara veya yazar
adaylarına ne söylemek istersiniz?
Ben bir su ürünleri mühendisiyim ve Doç. Dr. olarak akademik çalışmalarıma devam
ediyorum. Bilimsel çalışmalarımın yanı sıra, insanlara kültürel anlamda da
dokunabilmek için bu eserlerin ortaya çıkması adına çok büyük bir çaba gösterdim.
Elbette bu süreçte beni destekleyenler olduğu gibi, “Bu senin alanın değil, ne gerek
var yazmana?” diyenler de oldu.
Ancak ben, dinlenme zamanlarımdan fedakârlık ederek, büyük bir özveri ve inançla
yazmaya devam ettim. Negatif yönde etkilemeye çalışanların bir gün yazdığım
eserleri okuyup, “İyi ki yazmışsın” diyeceklerine hep inandım. Nitekim eserlerimi
okuyan insanlarla tesadüfen karşılaştığımda aldığım tepkiler benim için paha
biçilemez. Onların heyecanını, gözlerinden ve sözlerinden net bir şekilde
hissedebiliyorum.
Genç yazarlara ve geride bir eser bırakmak isteyen herkese tek tavsiyem şudur:
Kimseyi dinlemeyin, kalbinizin sesini dinleyin. Eğer kalbiniz, bunu
başarabileceğinize inanıyorsa, siz de kalbinize inanın. Sizi durdurmaya,
yavaşlatmaya ya da vazgeçirmeye çalışanlar mutlaka olacaktır. Ancak kendinize
gerçekten inanıyorsanız, önünüzde hiçbir engel duramaz.
20- Yazmaya yeni başlayanlara bir tavsiye mektubu yazacak olsanız, ilk cümlesi
ne olurdu?
“Yazmaya başlarken kim olduğunuzu, hangi alandan geldiğinizi ya da başkalarının ne
dediğini değil; kalbinizin size fısıldadığı sesi dinleyin; çünkü gerçek eserler ancak o
sesi duyanlar tarafından yazılır ve iyiler her zaman kazanır.”


1 Comment