Geçmişten Günümüze Öğretmen
Türkçede öğretmen kelimesini parçalara ayırınca ortaya çıkan anlam, aslında koca bir tarih, bir meslek değil bir yaşam biçimi anlatıyor. Öğür-Işık, et-kılmak , yapmak ve men- insan, benlik. Bunun anlamı öğretmen “İnsanı ışık kılan kişi” .
Öğretmen yalnızca bir meslek unvanı değildir, aynı zamanda bir insanın başka bir insanın karanlığına dokunma sorumluluğudur.
Bir zamanlar ne akıllı tahtalar vardı, ne bilgisayarlar, ne de kalın müfredat kitapları. Yine de insanlar bir araya gelir, bir ağacın gölgesinde, bir odanın köşesinde, bir avlunun taşlarında diz dize otururdu. Öğretmen, bazen elinde sadece bir çubuk, yere çizdiği şekillerle anlatırdı dünyayı. Bazen bir kandilin titrek ışığında harfleri tek tek gösterir, kelimelere, cümlelere, fikirlere giden yolu açardı. O zamanlar öğretmen, köyün en okumuş kişisi, yol sorulana yön gösteren, çocuğun da gencin de yaşlının da aklına danıştığı bir rehberdi. Bilgi az bulunurdu, ama değerliydi. Öğretmen, bilginin bekçisi değil, paylaşanıydı.
Zaman ilerledikçe tahtalar büyüdü, okullar çoğaldı, kitaplar arttı. Geçen süreçte nüvesinde değişmeyen bir şey vardı o da öğretmenin dokunuşu. Bir öğretmenin görevi hiçbir zaman sadece anlatmak olmadı. Zira insan sadece kulakla değil, kalple de öğrenir. Harfleri öğreten öğretmen, aslında çocuğa kendini anlatma cesaretini de verir. Sayıları öğreten öğretmen, aynı zamanda hayatın hesabını yapmayı , emeğin değerini anlamayı da öğretir. Tarihi anlatan öğretmen, sadece geçmişi değil, insan olmanın sorumluluğunu hatırlatır. Her öğretmen, esasen sınıfa girdiği gün şunu söyler gibi başlar:
“Ben sana sadece bilgiyi değil, kendini bulma ihtimalini getirdim.”
Tebeşir Tozundan Ekran Işığına
Günümüzün öğretmeni artık yalnızca kara tahtanın önünde duran biri değildir. Elinde tebeşir yerine bazen tablet, bazen bilgisayar, bazen de sadece yorgun ama yüzünde umutlu bir gülümsemeyle gördükleri karşısında dimdik durandır. . Eskiden tahta silgisiyle dolan tebeşir tozu, defterin kenarına düşen küçük notlar, öğretmenin kırmızı kalemle çizdiği düzeltmeler, bugün yerini ekrandan yansıyan sunumlara, online derslere, dijital ödevlere bıraktı. Lakin değişmeyen bir şey var ki o da insana dokunma arzusu. Öğretmen hâlâ sınıfın en sessiz çocuğunun gözündeki gölgeyi fark eden, “İyi misin?” diye sormayı unutmayan, bir öğrencinin tek bir cümlesiyle bütün yorgunluğunu unutan insan. Teknoloji değişti, çağ değişti, müfredatlar değişti. Fakat öğretmen hâlâ ışığı insana çeviren, her öğrencinin kalbinde iz bırakan kişidir.
Hepimizin hayatında bir öğretmeni vardır ki bir kelimesiyle yönümüzü değiştirmiştir, bir bakışıyla cesaret vermiştir, bir not kâğıdının kenarına yazdığı minicik bir cümleyle bizi hayata tutundurmuştur. Belki ilkokulda adımızı ilk kez tahtaya yazan öğretmen, belki lisede “Sen yaparsın.” diyen hoca, belki de bize, “Hata yapmak insan olmaktır.” diyerek içimizi ferahlatan o kişi…
Öğretmenlik, aslında şöyle bir cümlede saklı gibi: “Ben senden bir şey beklemiyorum; lakin senin kendinden bir şey beklemeni istiyorum.” İşte bu sebepten öğretmen, sadece anlatan değil, inandıran insandır. Öğrencisine, onun fark etmediği hâliyle inanır. Kendi görmediği ışığı, onda görür.
Bugün dünya ne kadar karışık, hayat ne kadar hızlı olursa olsun, öğretmenliğin özünde değişmeyen tek cümle var. “Ben, senden sonra da yaşayacak bir iz bırakmak istiyorum.” Öğretmen, geleceğe bina dikerek değil, insan yetiştirerek iz bırakır. Bir toplumun kaderini değiştiren, bazen tek bir sınıfın içindeki tek bir soruya verilen cevaptır. Bir kız çocuğunun “Ben de okuyabilir miyim?” sorusuna, bir gencin “Benim de şansım var mı?” tereddüdüne, bir çocuğun “Ben yeterince iyi miyim?” korkusuna verilen cevap, sadece o çocuğun değil, bazen bir neslin kaderini değiştirir. Düşündüğüm şu ki, geçmişten bugüne öğretmen taş odalardan, köy okullarından, şehir liselerinden, üniversite anfilerinden, çevrimiçi ekranlardan hep aynı şeyi yapıyor: İnsanı ışık kılıyor.
Züleyha Ekici

