Bazen hayat, en sade anlarda kendini hatırlatır. Gürültünün, telaşın, yetişmesi gereken işlerin arasında birden durup bakarsın… ve görürsün. Yol kenarında açmış birkaç papatya. Kimseye bir şey ispatlamaya çalışmadan, sadece var olarak bulunduğu yeri güzelleştiren o küçük çiçekler.
Nisan ayı tam da böyle bir şey aslında. Kışın ağırlığını omuzlarından yavaşça alır, yerine hafif bir umut bırakır. İşte o yüzden “Nisan, papatyaları selamlıyor” cümlesi sadece bir doğa betimlemesi değil; bir ruh hâlidir.
Çünkü papatyalar, en gösterişsiz halleriyle bile umut taşır. Ne bir gül kadar iddialıdırlar ne de bir orkide kadar narin. Belki de tam bu yüzden gerçeklerdir. Hayat gibi. Sevgi gibi.
Beklemeden, karşılık aramadan açarlar.
Biz insanlar ise çoğu zaman en güzel anları kaçırırız. Büyük mutlulukların peşinde koşarken küçük sevinçleri görmezden geliriz. Oysa belki de ihtiyacımız olan şey, devasa değişimler değil; bir an durup nefes almak, gökyüzüne bakmak ve o papatyaların sessiz selamını fark etmektir.
Nisan bize şunu fisıldar
Her şey yeniden başlayabilir. Kırılan yerler yeşerebilir.
Ve en önemlisi… insan, yeniden hissedebilir.
Belki de bugün, hiçbir şey yapmadan sadece yürümelisin. Bir ağacın altında durmalı, rüzgârın sesini dinlemeli ve o küçücük papatyaların sana verdiği mesajı anlamalısın:
Hayat, düşündüğünden daha basit.
Ve güzellik, çoğu zaman en sade halinde saklı.
Nisan papatyaları hala orada… Seni selamlıyor. *•

1 Comment